Sayın seyirciler

“Sayın seyirciler şu anda, canını seve seve bu vatan uğruna vermiş kahraman şehidimizin doğduğu evin önünden sizlere sesleniyoruz.” diyor, saçları jöleli, güzelce giyinmiş, kârlı bir iş bağlamış bir bankacının ruh halini sergileyen muhabir. Hani, zaman zaman medyada Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmiş dünyanın en uzun-en kısa, en şişman-en zayıf adamları gibi tezat fotoğraflar yayımlanır ya, muhabir ile “şehit evi” arasındaki fark bu fotoğraflardaki abartıdan daha fazla; Evin dışı kireçle öylesine Badana yapılmış, pencereleri soğuk geçirmesin diye naylonla kapatılmış, kapısının önü diz boyu çamur. Belki de “şehit evi”nin bir aylık mutfak masrafı edecek kadar büyüklükte bir Türk bayrağı da asılmış “şehit evine”. Ve evin önünde üşümemek için ne kadar alakalı alakasız giysileri varsa üst üste geçirmiş canım Anadolu insanları. Hepsi mahzun, hepsi hüzünlü, hepsi kaygılı, hepsi tedirgin, hepsinin yüzü keder çizgili. Muhabir “Arkamda görmüş olduğunuz bu insanlar intikam yemini edercesine şehitlerine sahip çıkıyorlar sayın seyirciler.” diye devam ediyor...

Kocaman kocaman lüks apartmanların gölgesinde naçar kalmış “şehit evinden” nifak tohumlarının ekildiği cenaze töreninin yapılacağı meydana kayıyor muhabirin kamerası. Bilindik asker cenazesi töreni işte; Önceden organize olmuş adamların attıkları o malüm sloganlar, kalabalığın önünde yürüyen resmi elbiseler giymiş resmi suratlı adamlar, topluluğun dolduruşuyla tabut başında asker selamı vererek intikam yeminleri eden analar, bacılar, eşler ve çocuklar.

Ankara’nın Çankaya’sın da, İstanbul’un Cihangir’in de, İzmir’in Alsancak’ın da.. şimdiye kadar yapılmış bir cenaze töreni hatırlamıyorum.

Çünkü yok.

Oğlunu bu kirli savaşta yitirmiş bir Tüsiad üyesi, eski veya yeni bir bakan, emekli ya da muazzaf bir general, bir üniversite rektörü, siyasi bir partinin üst düzey yetkilisi..tanımıyorum.

Çünkü yok.

Ama hepsinin aynı fotograf karesinde, yaşamını yitirmiş bir Anadolu garibanının cenazesinde, koftirikten üzülmüşlüklerini görmüşlüğüm çok.

Hepsinin de oğulları var; Amerika’nın iyi üniversitelerinden diploma almış, güzel güzel arabalara binen, manken kızlarla gönül eğlendiren, büyük büyük şirketler yöneten, babaları gibi kocaman koltukları olan.

Ve Kürt anaları...

Çılgın ve kuralsız savaşın en mağdurları onlardır. Acımasız yaşamın koşullarına inat, binbir beladan saklayıp büyüttükleri çocuklarını çılgın dağların merhametsizliğine teslim etmişlikleri yetmiyormuş gibi, çatışmalarda yaşamını yitiren evlatlarının mezarları bile yok.

Yas tutmaları yasak.

Param parça edilmiş evlatlarının cenazelerine dokunmaları yasak.

Ninni söyleyerek büyüttükleri dilde çocuklarının son yolculuğunda ağıt yakmaları yasak.

Asker ölümleri sadece Türkiye’ye mahsus değil. Geçenlerde Afganistan’da bulunan İngiliz askerlerinden biri, Taliban tarafından öldürülmüş. İngiliz basını günlerdir bunu tartışıyor.. Askerin ailesi, yeterli teçhizat olmadığından dolayı oğullarının kendisini koruyamadığını söyleyerek, devleti suçluyor. Başta insan hakları kuruluşları olmak üzere, sivil örgütler ve muhalefet partileri hükümete yükleniyorlar “nasıl bizim çocuklarımızın can güvenliğini sağlamassınız” diye. Kuvvetle muhtemel, İngilizler böylesi tartışmalar neticesinde Afganistan’dan çekilecekler. Üstelik İngiltere de askerlik paralı, Türkiye’deki gibi zoraki değil! Yani, ölen askerin ailesine kimse “Madem ki öyle, çocuğunu göndermeseydin.” demiyor.

Yazının özeti şudur;

Vergi olarak ödedikleri malları baruta yatırılan ve evlatları dağda öldürülen Anadolu insanı, özellikle de Türkler, tersine dönen bu çarka baş kaldırmadıkça ve “verin şu Kürtlerin hakkını da canlarımıza ve malımıza yazık olmasın” demedikçe, kan ve emeği sömürerek ayakta kalan bu savaş devam edecek ve daha çok “sayın seyirciler” diye başlayan, yürek incitici haberler duymak zorunda kalacağız. Başbakan’ın deyimiyle; bu böyle biline!


Yazar: M.Salih Erol
Tarih: 2008-11-04


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1544