Beş yaşlı Türk ve Ahmet Türk

Kim nasıl bakar bilmem; Türkiye’yi yaşlı ama inatçı bir adama benzetirim ben. Birkaç gün önce bu yaşlı adamın 85. doğum günü kutlandı. Sankı hep aynı şarkının aynı nakaratını dinlemekle geçirmiş sıkıcı bir adamın, monoton geçen 85 yılı. Evlatlarına güzel şeyleri yakıştırmayan, sevgisiz bir cenderede, ağızları kapalı halde bir arada kalmalarını emreden, bir şey istemeye kalktıklarındaysa onlara acımasız ve gaddar davranmaktan çekinmeyen despot bir baba adeta.

Sevimsiz yaşlı bir adama benzeyen bir devlet. O devleti yöneten bir yaşlılar grubu. Erdoğan, Baykal, Demirel, Başbuğ ve Doğan… Üç siyasetçi, bir asker ve bir medya patronu.

Bir devletin yöneticileriyle devletin soyut kişiliği dünyanın başka neresinde bu kadar paralellik gösteriyor? Devlet insan ürünüdür; insanlar devletin değil. Varlık nedeni onu oluşturan insanlar arasındaki siyasi, ekonomik, sosyal ve yönetimsel ilişkileri düzenlemektir. Türkiye’de devlet algısı bu mudur?

Peki yönetim şekli cumhuriyet olan bu devleti yöneten adamlar, yani yaşlı adamlar neden hiç sevilmiyor?

Yaşlılığa, toplumdan topluma farklı değer yargıları atfedilir. Bir işin yapılması sürecinde aksaçlı insanların varlığı o işe duyulan güveni ve ciddiyeti artırır.

Genel kabul gören ortak görüşe göre yaşlılık, farklılıkları dışlama yerine hoşgörmenin, zıddıyla çatışmak yerine uzlaşmanın ve karar alırken paniklemek yerine sabrın doruğudur.

Bir de yaşlılığın vazgeçilemeyen alışkanlıklar toplamı olduğunu kabul etmeliyiz ki, kördüğüm burada başlıyor. Güneşin batışı anlamına gelen, ömrün yaklaşmakta olan sonu en çok bu zaman diliminde hissedilir. Eldeki herşey, (para, kariyer, mevkii, yıllarca beyinde tasarlanmış plan ve düşünceler vb.) kat be kat değer taşır.

Kaybetme korkusu yaşlılığın en büyük fobisidir.

Bu nedenle yaşlılar değışim karşıtı, yani tutucu olur.

Türkiye Cumhuriyetinin idaresi, kendisi gibi yaşlı olan bir grup adamın elinden başka bir yaşlılar grubuna geçiyor. Yaşlıların yüzleri değişiyor ama hiçbiri 85 yıllık ezbere dokunmadığı için o ezber, yazılı olmayan anayasa misali tekarlanarak duruyor. Her biri kendi dönemini ‘değişmeden’ tamamlama telaşında.

Beş yaşlı Türk…Ve hiçbirisinin sevmediği Ahmet Türk…

Ortak özellikleri dünkü gazetelerde adlarının geçmesi.

Süleyman Demirel: 84 yaşında. Dün ANKA Ajansının Demirel ile yaptığı röportajı birçok kişi okumuştur. Meclisteki DTP Milletvekillerini hedef gösteriyor, serhıldana kalkan aktif Kürt kitlelerini, ‘Milletın ve askerin sabrı kalmadı’ diyerek tehdit ediyordu. Demirel Cumhuriyetle yaşıt bir insan. 85 yllık cumhuriyetin fobilerini, asimilasyona dayanan politikalarını, öfke ve emellerini kendi bünyesinde taşıyan biri aynı zamanda. Siyaset sahnesinde bulunduğu 40 yıl boyunca fıkra ve özdeyişlerle süslediği konuşmalar yaptı. ‘Bana devlet cinayet işliyor dedirtemezsiniz’ dediğinde Kürtler enselerinden kurşunlanıyor, karınlarından satırla doğranıyordu. Sorunları çözmek yerine sadece demegoji yaptı. Faili meçhul cinayetler, en kapsamlı iki sınırdışı operasyon, devletin çeteleşmesi olarak tarihe geçen ‘Susurluk’ olayı, Kürtlerin meclisteki temsilcilerinin yaka paça hapse atılmaları hep onun döneminde, ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ dediği zaman oldu. Bir Picasso’muz olsaydı ‘Guernika’ benzeri kan, vahşet ve ölümü anlatan tablo çizecek ve altına, ‘Bu benim değil, Demirel’in eseri’ diye not düşecekti. Bu açıdan Demirel’i, cumhuriyeti yönetenlerin en demagogu olarak değerlendirmek mümkün.

Deniz Baykal: 70 yaşında. Siyasi hayatı boyunca hep başbakan olmayı hayal eden ama bunu başaramadığı için muhalefet yapmayı bir yaşam biçimi olarak seçen Baykal, tek kelimeyle orduyu siyasete girmesi için ‘tahrik’ ediyor. Cumhuriyetin en eski partisi onun yönetiminde halktan uzaklaşarak askere yaklaşmış, darbeci çetelerin avukatlığına soyunmuştur. Kürdistan’da partisi bitmiş; Avrupa ve dünyada ırkçı olarak teşhir olmuştur. Onun kadar töhmetkar konuşan, onun kadar atik hareket eden başka bir yaşlı siyesetçi yok. Patavatsız ve gürültücü bir yaşlıdır. Kıbrıs, AB ve Kürt sorununda hep tıkayıcı sipop olmuştur. En iyi bildiği yönetim biçimi ‘kriz’ üretmektir. Kürt sorununa kulaklarını tıkayan, onu kendi bölgesinde protesto eden halkı ‘ya sev ya terk et’ diyerek tehdit eden Başbakanı, Kürtlerle uzlaşmakla suçlayarak daha da sertleşmesi yönünde ‘tahrik’ etmektedir.

Aydın Doğan: 72 yaşında. Türkiye’nin en güçlü medya baronu; gazete ve televizyonları yalan haberlerle kafa karıştırıyor, böylece toplumu şekillendirmek isteyen odakların sözcülüğünü yapıyor. Doğan Medyası Laiktir; Türktür; ordu ve devlet taraftarıdır. Medya Plaza’sındaki yazar ve yöneticilerinden hiçbiri Kürt değidir. Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan dün Genelkurmay Başkanı ile başbaşa görüştü. Savaş kışkırtıcısı bir medya patronunun Genelkurmay Başkanı ile ne işi olabilir? Başbakan ile bozuk olan ilişkilerini düzeltmek için askerden ne karşılığında yardım bekliyordu? Onlar görüşürken, sahibi olduğu ‘Türkiye Türklerindir’ logolu gazetenin İnternet baskısında tuhaf bir haber manşete çıkarılmıştı. Ayakları eksik ama emeli karanlık olan haber DTP’yi ve kitlesini hedef gösteriyordu.

İlker Başbuğ: 65 yaşında. Aslen Makedonyalı. Kendisinden önceki iki Genelkurmay Başkanı (Özkök ve Büyükanıt) ve halefi olacak Işık Koşaner gibi o da Ege bölgesinden. Büyükanıt’ın tersine siyasi, felsefi ve güncel konularda daha bilgili. Sakin ve sabırlı olduğunu söyleyenler iki hafta önce, basını ‘doğru yerde’ olmaya çağırdığı konuşmasındaki tehditkar tavırlı, yüksek sesli, çatık kaşlı halini görünce yanıldı. Ergenekon davası sanıklarından darbeci iki generale sahip çıkarak ‘Hukukun üstünlüğü’ ilkesinin askerler için bir anlam ifade etmediğini göstermiş oldu. ‘Sınırdışı operasyon yapmayan Genelkurmay Başkanı’ olarak tarihe geçmek istemeyeceği için tüm selefleri gibi aynısını o da tekrarlayacaktır. Devletin korkutan, soğuk ve ifadesiz yüzüne en iyi örnek bence. Emekli olup günlük hayata katılana dek bir yumuşama gösterisi beklemek saflık olur

R.Tayyip Erdoğan: 54 yaşında, adları geçen yaşlıların en genci. Karikatüristlerle, gazetecilerle, DTP Milletvekilleriyle, Baykal ve Bahçeli ile sürekli kavgalıdır. Çünkü bir siyaset adamında bulunmayan bir zaafı taşıyor Erdoğan: Kindar ve sinirlidir. Kağıda en az bakarak konuşan, hitabet yeteneği güçlü olan ama bunu kendi düşüncelerini sabit doğrularmış gibi dikte ettirmeye çalışan Erdoğan kendisine oy verenleri hayal kırıklığına uğratan davranışların da sahibi. Ecevit Hükümetinin yarıda bıraktığı AB ile müzakereler çerçevesindeki kısmi demokratik adımları atınca kamuoyunda ‘demokrat başbakan’ imajı kazandı. Gerçek Erdoğan, Moskova’da kendisine Kürt sorununu soran bir Kürde, ‘Düşünmezsen yoktur’ diyen Erdoğan’dır. Asker ona karşı muhtıra verdikten üç gün sonra 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen işçileri polise joplattı; AB reformlarını yavaşlatıp türban krizini patlattı; Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu benim de sorunumdur’ dedi, ardından Kürtlerin tepesinde savaş uçakları havalandırdı; Şemdinli olaylarını soruşturan Van Savcısını askerle olan ilişkilerine kurban etti. Baykal’ın, Bahçeli’nın seçim öncesi tehlikeli propagandalarına karşı kendisine oy veren Kürtlerin bunu neden yaptıklarını anlamadığı için, üç gün önce Hakkari’de ‘Tek millet, tek bayrak, tek devlet. Beğenmeyen gitsin’ gibi MHP ağzı kullandı.

 

Yaşlı bir Kürt, Ahmet Türk: 64 yaşında. Soyadına bakan birçok insan yanılabilir. 1930’lu yılların ortalarında Soyadı Kanunu çıktığında Kürtlerin çoğu henüz rejime entegre olmadıkları için Türkçe konuşmasını bilmiyor, dolayısıyla kendi soyadını seçme hakkını onun yerine devletin yöredeki ekranı kullanıyordu. Bu nedenle hemen her Kürt köyünde bir ‘Öztürk, Alp, Alpaslan, Cengiz’ gibi ırkçılık kokan soyadları vardır. Kürt Ahmet’in Türk olan soyadı ona kerhen malolmuştur. Nedense onu Kürt bilgesi Musa Anter’in tezahürü olarak görürüm. Akıcı cümlelerin, ironi yüklü, fıkra tadındaki zevkli makalelerin, yurtsever kalplerimizi okşayan yazıların ustası Anter değil de, yine onun gibi Kürt şivesiyle Türkçeyi tane tane konuşan siyaset ustası bir Anter. Musa Amca Nusaybinliydi, kendisi Derikli. Devleti yöneten zihniyetin değişmesini savunmakla öteki yaşlılardan farklı bir tablo çiziyor. En çok kullandığı kelimelerin başında ‘akan kanı durduralım, barışı ve kardeşlığı kalıcı kılalım, silahlar sussun…’ geliyor.

O diğer yaşlılar onu sevmedikleri gibi bu sözleri de hiç sevmez.

Onun için yapayalnız duruyor. Yanında, arkasında gençlerden oluşan bir halk var ama muktedir yaşlı yok. Yaşlı çok Kürt var aslında. Mir Dengir Fırat var, Erdoğan’ın arkasında. Kemal Kılıçdaroğlu var, Baykal’ın arkasında. A.Melik Fırat ise Şeyh Sait’in kemiklerini sızlatacak şeyler söylüyor.

Öteki yaşlıların hiçbiri sevmez onu. Zira 85 yaşındaki Cumhuriyet, Kürt olan bir tek Kürdü sevmedi.

O yaşlıların resimlerini yan yana koyun ve şu sorunun cevabını arayın: Kürt sorununun bunlar yaşadıkça çözülebileceğine inanıyor musunuz?


Yazar: Mehmet Sebatlı
Tarih: 2008-11-04


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1543