Türkiye Kürt sorununu çözemez. Bu, kin ve öfke dayanıklı bir söylem değil. Sorunu çözecek olanların kendisi sorunun kaynağı ise orada sorun nasıl çözülür? Kim çözer? Hangi kurum, kuruluş, kişi?
Alttan yukarı doğru yanlış iliklenmiş çürük bir paltodur Türkiye. Yanlış iliklenmiş düğmeleri çözmeye kalkınca paltonun kendisi yırtılıyor bu kez.
Onun için kimse paltonun baştan aşağı yanlış düğmelerini çözmeye kalkamıyor. Paltonun elde kalmasından, omuzlarından başlayarak dökülmesinden korkuyor.
Çağdaş devletler beş-on yıl sonrasını hesaplayarak reformcu kadrolar yetiştirirler. Bunu derin devletler yapar. Sovyetler Birliği’nin çökeceği fark edildiğinde, Rus Derin Devleti reformcu Gorbaçov’u devreye soktu. Çürümüş yapıyı Gorbaçov ve ekibine dağıttırdı. Bir kişinin burnu bile kanamadı.
Türk derin devleti bir cinayet örgütüdür. Bu cinayet örgütünde geleceğin katilleri yetiştirilir. Hangi MİT görevlisi, “Türk derin devleti Kürt ve muhalif takip etmekle zaman geçiriyor,” demişti.
Siz bunu, takibin ardından cinayet işlemek olarak algılayın.
Türk derin devleti ve uluslar arası şebeke, Türkiye’nin başına bula bula ikili bir Türk-İslam faşisti buldular. Erdoğan ve Abdullah Gül. Kürt sorunu çözümsüz kaldıkça ABD ve Avrupa’nın Türk devleti içindeki çıkar şebekeleri göbek atıyor.
Uluslar arası çıkar şebekelerinin dört parçalı Kürdistan’ı sömürgeci efendilere yeniden yamama çabaları tutmuyor. Tutsa, Irak’ta tutardı. Beş senede bir buçuk milyon kayıp veren Irak’ta herkes kendi canından korkuyor. Her Arap aşiret ve kabilesine cetvelle birer devlet kuran Batı, sıra Kürtlere gelince şöyle bir geri çekiliyor:
“Olmaz! Bağımsız Kürdistan savaş nedeni olur!”
Tam aksini iddia etmek lazım. Amerika ve Avrupa’nın Ortadoğu’da sür git bulunabilmesi, Kürt sorununun çözümsüzlüğüne bağlı. Çünkü Kürt sorunu sekizli bir zincirdir. Bu zincir sadece Kürtleri bağlamıyor, Kürtlerin bağlı kalması için dörtlü sömürgeci ülkelerin de bu zinciri tutması gerekiyor.
İki tane dandik Batılı toplantıya katılan bizim Kürt, hemen itirazını bildirecek:
“Amerika ve Batı düşmanlığı yapıyorsun!”
Gerçekten öyle mi?
Yani Amerika ve Avrupa istese Kürt sorununu çözemez mi?
Tabii Güney Kürtleri ile sömürgeci Türk devletinin çıkarlarını birleştirme çabalarıyla Kürt sorunu çözülmez. Amerika’nın yaptığı bundan başka nedir?
Irak Devlet Başkanı Talabani’nin dahi Kürtlerden desteklemelerini istediği Abdullah Gül-Erdoğan-Fethullah Gülen projesi, babamızın projesi mi?
Erdoğan Diyarbakır’ı isterken, bütün bir Kürdistan birden bire başına geçti. Kürt sorunu budur zaten. Kimi nerede, ne zaman, nasıl vuracağı belli olmayan dünyanın en karmaşık sorunudur.
Kürt sorunun çözümsüz kalmasında sadece Batılılar ve Dörtlü sömürgecilik suçlu değil. Sadece Türkler ve İranlılar hatalı değil. Neredeyse otuz senedir süren kesintisiz Kürt mücadelesinde halkın dışında Kürt partileri, siyasetçileri ve aydınlar nerede duruyor?
Halk durduğu yeri Şırnak, Diyarbakır, Cizre, Doğubayazıt; Türkiye metropolleri, Avrupa, hatta dünyanın her yerinde gösterdi. Halkın mücadeledeki yeri belli. Halk, ensesine sıkılmayacak, güne huzur içinde başlamasını sağlayacak, çocuklarını güvenlik içinde kendi anadilinde okula gönderebilecek kendisine ait bir ortam istiyor. Ve siyasilere diyor ki, ben her şeyimi veriyorum sana, sen Kürdistan'ı bana sağla. Takla atarak mı, amuda kakarak mı, gülerek mi, gülmekten kırılarak mı, savaşarak mı, boykot ederek mi... Ama sağla... Bunun için de halk çocukları göğsünü açarak gaz bombalarının, tankların, kurşunların, cop ve kalasların üstüne yürüyor. Yürürken de şöyle bağırıyor:
“İntikam!”
Kürt memur siyaseti ise: “Neyin intikamı, kardeşlik!” diyor.
Ama direnen Kürt kuşkuyla bu söze bakıyor:
“Kardeşlik ama, bu kardeşlik beni hep öldürüyor. Bu kardeşliğin üvey ağabeyi benim onlara ekmek veren anamı ağlatıyor.”
Kürt sorunu böyle bir şey. Karmaşık, ama yalın. Zor, ama çözümü kolay. Kardeşlik isteyip bir arada olmayı savunanlar bu devletin yüzde otuz Kürtleşmesini istemek zorundadırlar. Ankara’da Türk Milli Eğitim Kurumu varsa, Diyarbakır’da Kürt Milli Eğitim Kurumu olmak zorundadır. İsviçre’de bütün hizmet araçlarının isimleri dört dil ile yazılır...
Her ne ise, bunları çok anlattık.
Türk ırk namluları altında bir yaşamın, yaşam olmayacağını çok söyledik.
Kürt sorunu en sonunda Türkiyelileşti. Kürtleri Türkiyelileştirmek isterken, sorunun Türkiyelileşmesi garip bir hal aldı. Şırnak’ta çatışma olur, Eskişehir’deki Kürt dayak yer. Şemdinli’de karakol basılır, Çanakkale’deki Kürt linç edilir.
Galiba PKK’nin, “Türkiyelileşmek ve Kürt sorununu Türkiye bütünlüğü içinde çözmek!” dediği şey buydu.
Sorunun kendisini bir hastalık olarak algılarsanız, herkesin gözü aydın, hastalık tüm Türkiye bünyesini sardı.
Hastalıklı bünyeden hayır gelir mi bilinmez. Hastalıklı bünye ani bir silkelenmeyle hastalıktan kurtulur mu o da bilinmez.
İşte bütün bu karmaşa, gerilim, bünyeyi tümüyle sarmış ölümcül hastalık karşısında diyebileceğimiz şey şu:
Türkiye’yi demokratikleştirme ve kurtarma idealleri içinde iki halk hızla nihai bir boğazlaşmaya doğru gidiyor. Bu boğazlaşmanın sağlanması için derin güçlerin birkaç eylemi yeter. Nasıl mı?
Örneğin Ağrı otobüsünü içindeki kırk yolcuyla birlikte Eskişehir bozkırlarında durdurup yakmak... Birkaç Türk aileyi, çoluk çocuğuyla birlikte katletmek ve bu eyleme Kürt süsü vermek... Yani ne bileyim. Nihai boğazlaşmaya karar verildiğinde derin güçler bir gecede bahaneleri hazırlarlar.
Emme basma tulumba gibi, Kürt sorunu gerilip gevşetiliyor. Yazık ediliyor ve Kürtler, ulusal hak istemesini gerçekten bilmiyor.
Yavaş yavaş hep birlikte bir yangın yerine gidiyoruz. Kürt sorunu Türkiye’nin demokratikleştirilmesi çabaları içinde çözülemezse ne olur?
Bu yolda birbirimizi boğazlamış oluruz.
O boğazlaşma anına da biz değil, başkaları karar verir...