Geçen haftaki yazımın başlığı ÜÇ KONSEPT’ti. BİRİ AKP, biri PKK, biri de TSK idi. V e demişim ki, Önümüzdeki aylar bu üç konseptin belirleyeceği güç gösterileriyle devam edecek. Öyle de oldu. 28 Eylül Tarihi yazıdan bugüne neler oldu, onlara kısaca bakalım.
AKP iktidarın ömrünü uzatmak çabasında ordu anlaşmalı Ergenekon davası başlamak üzere. İddianamede yer alıp bizlerin edindiği bilgilerin bir kaç misli, duruşmalar esnasında ortaya dökülecek. Yer altı örgütü, çetecilik, mafya, Jitem, Hizbullah sarmalında iyi ki devlet günlük işlerini yapabilmiş diyesim geliyor. Kürt sorununu unutan AKP, Oremar ve Bezele baskını ile yeni bir yol ayırımına gelmiş durumda. Düşük yoğunluklu savaş, yerini sıcak bir savaşa bıraktığı için, artık bu tür vuruşlara baskın denemez. Bu bir savaştır. Kürt savaşında ordu yıpranmıştır, her ne kadar hava bombardımanları ile PKK’ ye çok zayiat verdim dese de artık kamuoyunu susturmanın sihri bozulmuştur. Genel Kurmay Başkanı’na itirazlar yükselmiş, sorular çoğalmış, kendisi adeta hedef haline gelmiştir. Bu bir çok bakımından sevindiricidir Demokrasilerde dokunulmazlığı olan merci ve makam yoktur. Askeri kuvvetlere hesap soran Türk halkı, bu yeni başlangıç döneminin ayaklarından biridir. Ve sevindiricidir. Onun için “terör” dedikleri PKK’ye karşı mücadeleyi askerden alıp sivil bir oluşuma devredeceklerdir. Bu oluşmada askerlerden bazı kişilerin olması normaldir. Bu da yeni konseptin getirdiği bir başka yeniliktir. Türk basını, başta TARAF Gazetesi olmak üzere, bazı tv kanalları kendi militarizmini sorgulamaktadır.
Kürt Cephesine gelince;
Silahlı mücadele yapan PKK’dan başka ses duyulmamaktadır. Kürt demokratik muhalefetinden söz edenlere halen iyi gözle bakılmamakta onları, zavallı, maceracı, haksız gerçekten uzak olmakla suçlanmaktadırlar. Sorunlarımızı enine boyuna tartışacak demokratik bir Kürt basın organları ve kanalları yoktur.. Tartışma ve çözüm gücü olan arayış halindeki sesler halka ulaşamamaktadır. Ahmet Altan’ı tarafı alkışlayan Kürt eliti kendi halini düşünememekte, biz niye bu konuda geriyiz diye bir soruyu kendine soramamaktadır.
Kısacası Kürt cephesinde ne bir Taraf, ne de bir Ahmet Atlan mevcut değildir, Altan’ı alkışlayanlar onun nasıl bir demokrasi kültürü içinden geldiğini de düşünmelidir. Otuz yılı aşkın bir zamandır tekrarın tekrarı söylem ve yazılarla bir yere varılmadığını da bilmek zorundalar. Kitap kurdu ve çok okuyan arkadaşım ile zaman zaman bir araya gelip konuşuyoruz. Ona dedim ki; ‘’ Ben birkaç imza günündeki konuşmamda da söyledim’’ ‘’ Ben yazarlığımı hiç ciddiye almadım ama Kürtlerin bunlara (yazdıklarımıza) ihtiyacı vardır:
1-Şeyh Edebali’nin kızı Mal Hatun hariç hiçbir Osmanlı Padişahının anası Müslüman değildir. İlk defa Osman Gazi, Şeyh Edebali'nin kızı bir Müslüman kadın ile evleniyor. Bilindiği gibi Şeyh Edebali Ahilik dediğimiz esnaf ve tüccar sınıfının piridir. Geri kalanların hepsi devşirme, hepsi zorla zapt edilmiş yörelerden alınmış ganimetlerdir.
2- ‘’Teşkilatın iki silahşoru ‘’ adlı kitapta anlatılan ittihatçıların Silahşoru Yakup Cemil, diğeri de yeğeni Hıram Abbas’tır. Hiram lafı, masonik bir laftır, babası da kendisi de masondur.
3- Abdullah Çatlı’nın dedesi teşkilatı Mahsusa mensubudur. Kimse öyle sıradan alınıp bir yerlere getirilmemiştir.
4- Eski MSP (Milli Selamet Partisi) iç işleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk Malatya Ermenilerindendir. Ve Hirant Dink’in akrabasıdır. Sen devşirmeliğe bak ki, hem Oğuz, hem Han, hem de Asiltürk yapıyor onu
5- Anadolu’ya bakın Ermenilerin toplu halde yaşadığı kasabalarda oturanların hepsinin soyadı ‘’oğlu’’ dur. Sorunca Ermeni olduğunu öğreniyorsun.
6- Şimdiki Çankaya Köşkü’nün ilk hali olan bağ evinin Sahibi, Ermeni bir tüccar olan OHANNES Kasapyandı. (1857 – 1944 ) Keçisi (tiftiği meşhur) ve 1500 e yakın dokuma tezgahında ürettiği Mancestere’i İngiltere’ye ihraç eden Ohannes Kasapyan, 1915 yılında büyük Ermeni göçünde Ankara’yı terk etti, Kasapyan’ın bağ evi zamanla Çankaya köşküne dönüştü.
Bunlar birkaç tane misal;
Zavallı Kürt nereden bilecek bunları ? Ne ise, biz yine konsepte dönelim. Bu toz duman içinde dipten gelen bir dalga var. Aylardır Güney Kürt Federe devleti ile görüşmeliyiz diyen Abdullah Gül, neticede geçen gün ‘’Kürtler geçmişte çok etnik ayrımcılık gördüler’’ dedi. Heyetler Barzani ile görüştü. Şimdi gidilecek kapı Erbil (Hewler) dir. Türkiye’de demokrasi isteyenlerin hapse tıkadığı darbecilerin mahkemesi başladı. Tarafım diyen her Kürt örgütü, sivil toplumları, şahsiyetleri bu taraftaki yerlerini almalıdırlar.
Susurluk’ta devlet içinde kurulmuş olan Çeteler açığa çıktı, burada demokrasi düşmanları açığa çıkacak. Türkiye ve Kürdistan sancılı bir dönemden geçmektedir. Buhengameye Kürtler hazır mı ?