Öcalan'a Guzman modeli

Öcalan bir görüşmede şöyle diyordu: “Guzman tarzını uygulayarak, beni kullanmak mümkün değil. Bunu akıllarından çıkarsınlar. Devletin kendisinden faydalanabileceğini, ancak Guzman gibi bir muameleye tabi tutulduğunda istenilenleri yerine getirmeyeceğini söylüyordu.

Peru'da güçlü bir yapıya sahip olan Aydınlık Yol'un lideri Guzman bir felsefe profesörü idi. Abimael Guzman, "Başkan Gonzalo" olarak da biliniyordu.

Guzman, 12 Eylül 1992 tarihinde başkent Lima'da lüks bir dairede yakalandı. Örgüte ait tüm bilgilerin yer aldığı bilgisayar da ele geçirildi. Siyah-beyaz çubukları olan klasik tutuklu elbisesiyle halka teşhir edildi. Ardından da askerî mahkemede yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. San Lorenzo adasında bir deniz üssü olan Callao'da hapis cezasını çekmeye başlayan Guzman, bir yıl boyunca hiç kimseyle görüştürülmedi. Bu süre içerisinde iradesini kırmak için Guzman üzerinde her şey denendi. İradesi kırılmış bir halde televizyona çıkarıldığında, Peru hükümetiyle "barış" yaptığını açıkladı. Bu açıklama Aydınlık Yol’da şok etkisi yarattı. 6 bin gerilla açıklamayı örgütün yenilgisi olarak gördü ve silahlarını bıraktı. Kalanlar da çeşitli fraksiyonlara bölündü. Eylemler yüzde 70 oranında azaldı.

Guzman Modeli kısaca bu.

Peki tutsaklığının 9. Yılından sonra Öcalan’a Guzman Modeli uygulanabilir mi?

Uygulanabilir. Bir sene, iki sene hiç kimse ile görüştürülmeyebilir, hatta çeşitli işkence ve irade kırma metotlarıyla Öcalan’a Guzmanvari bir açıklama da yaptırılabilir. Hiçbir karşılık alınmadan, bir anlaşma olmadan ve hiç yeri değilken, Öcalan’a televizyonda silah bırakma çağrısı da yaptırılabilir. Fakat bu Guzman yöntemiyle Türk devleti, tek PKK gerillasına silah bıraktıramaz, aksine onların öfke ve nefretini daha çok kazanır.

Neden?

Nedeni basit. Peru, bağımsız bir devlettir. Aydınlık Yol, Peru’daki zenginliğin çoğunu paylaşan patron-ağa devletine hedef alarak örgütlenmiş köylü ağırlıklı bir sınıfsal harekettir. Gerçi yerli ağırlıklıdır, fakat Kürt sorunu gibi karmaşık ve etnik bir kimliğe dayanmıyor. Dünyada yenilgiye uğratılmış bir çok sınıfsal hareket var, fakat yenilgiye uğratılıp ortadan kaldırılmış ulusal hareket yok gibi.

Kürtler ve PKK Öcalan’ın önderliğine ne kadar önem veriyorlarsa, onun düşürüleceği kötü bir duruma da en az o kadar içerlerler.

Onun için Kürt mücadelesi Guzmanvari metotlarla teslim alınamaz. Defalarca yenilgiye uğratılmış Kürtler ne çok önder verdiler dar ağaçlarında, zindanlarda ve dağlarda... Öcalan da bir insandır. Bir Kürt önderidir. Ömrünce yaşayacaktır. Fakat Kürtler hep var olacaktır. Silahların sustuğu yıllarda Kürtlerle, Öcalan ve PKK ile alay edip, üstelik de yan gelip yatan TC yetkilileri Kürtleri yenmek için başka yollar arasın...

Bugün Öcalan’ın ensesine basmakla, hırpalamakla, tehdit etmekle, yere çökertmekle Türk devleti Kürtlerin öfkesini artırmaktan başka bir şey yapmış olmaz. Ayrıca esirlere yönelik muamelede ne kadar kalleş, gaddar ve sözüne güvenilmez olduğunu gösterir.

Bundan sonraki hangi yüzle Kürt gerillalarına silah bırakma çağrıları yapacaklar? Kürt gerillaları, Türk devletinin eline geçtiğinde önderlerine yapılan muameleyi binle çarparak kendilerini nelerin beklediğini görebilirler.

Bugün yayınevinde öğrendiğime göre benim Dönüşü Olmayan Yol kitabım için mahkeme 3 bin gün hapis cezası vermiş. Bu galiba 8 yıl hapis cezasına denk düşüyor. Bir romana 8 yıl hapis. Önceki gün Abdullah Gül Frankfurt Kitap Fuarında kitapların artık Türkiye’de rahat basıldığını söylüyordu.

Utanmazlar. 1993 yılında iki kitabımdan toplam 40 ay hapis cezası almıştım. Yani 3 buçuk yıl. Şimdi 3 bin gün... Yıl 2008, bir kitaba öngörülen ceza 3 bin gün...

Türk devletinden barış, adalet ve kardeşlik bekleyen ahmaklar; yıkık köylere, faili malum cinayetlere, Kürt-basın yayın özgürlüğüne gösterdikleri tahammüle, Frankfurt Kitap Fuarın’daki Kürt haritasına saldırmalarına, Öcalan’ın ensesine basıp yere çökertmelere, sürgüne, talana, Altınova, Sakarya ve Trabzona baksınlar...

Kardeşlik numaraları ve aptallığıyla milyonlarca Kürt nesli gömen çıkarcı Kürt siyasetçiliğini Kürtler artık yakalarından düşürmek zorundadırlar.

Özgürlük ağaç kabuğu dişlenerek ve mağaralarda def çalıp oynayarak da yaşanır.

En çok yem, kesilecek olan hayvanlara yedirilir.

Lanet olsun o yaşama ve karın tokluğuna ki; sayısız katledilenlerden arta kalan önderleri ensesinden bastırılarak çökertilir, milletvekilleri mecliste ait olduğu halkın ve ülkesinin adını söylemekten korkar, çocukları dersliklerde ana dilini konuşamaz, göçertilenleri her an linç edilme tehlikesi altında yaşar...

Lanet olsun o yaşama ki, kadınları sevdiği renklerden eşarp bağlayamaz, gençleri bir sahil kenarında kendi dilinden bir şarkılar çığıramaz...

Bizler her koşulda, hiçbir mazerete kulak asmadan, kayıtsız şartsız Kürt özgürlüğünün şarkılarını söylemeyi sürdüreceğiz.

********

Not: Avrupa veya Türkiye dışında dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan arkadaşlardan ilgi duyanlar, "Son Mektup" ve "Dönüşü Olmayan Yol" adlı romanlarımı isim ve adres bildirerek benden isteyebilirler...

Saygılarımla...


Yazar: Hasan Bildirici
Tarih: 2008-10-19


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1527