Özellikle son yazısında genarali “doğru yerde” olmaya davet etmesiyle eminim eli kanlı çok sayıda katilin dikkatini çekmiştir Altan.
Bir düello yaparcasına karşı karşıya duruyorlar. Bir yazar ve bir general. Biri emrindeki bir milyonluk silahlı ordu gücüne, öteki damarından yakalayıp derinlerine daldığı saklı gerçeklere güveniyor… Biri Ortaçağın Vatikan’ında koltuğunu kimseyle paylaşmak istemeyen Papa gibi var gücüyle yalana dayalı karanlık statünün devamından yana; öteki, vicdanın ve özgürlüğün yılmaz tutkunu Rotterdamlı Erasmus gibi aydınlık gerçeğin ortaya çıkmasından yana.
Ahmet Altan ve Genelkurmay Başkanı…
Bir yazar ve bir general…
Generalin dişlerini sıkıp çatık kaşlarıyla burnundan soluduğunu görür gibiyim. Altan’ınsa ak sakallarının örttüğü dudaklarını ve düşüncelele dolu yumuşak yüzünü tebessümlü bir gülümseyişin kapladığını… Üç gün önce kameraların karşısına geçen generali gördünüz mü? Ellerini yumruk yapmış, dişlerini sıkmış, sesini yükseltmiş ve birilerini korkutmaya çalışıyordu. Peki Altan’ın ona yazdığı cevabı?
Taraf gazetesi ve yöneticisi Ahmet Altan’ı tehdit ediyordu general.
Altan bu ülkede “barışı” isteyen bir kişinin nelerle karşı karşıya geleceğini anlamış biridir. Bu ülkede barışı istemek, ordunun düşmanlığını kazanmak demektir. Altan’ın karşısına aldığı güç, öyle basite alınacak bir güç degil: Bu ülkede onyıllardır patlayan çok sayıda faili meçhul arabanın, ensesinden vurulan binlerce insanın, ipte sallandırılan binlerce devrimci ve yurtseverin katlinden sorumludur. Nice hesapsız işkence; üç binden fazla Kürt köyünün yakılıp yıkılması, onbinlerce insanın 1960, 1971, 1980 cuntaları ve ara dönemlerdeki yönelimlerin biricik mümesilidir.
Tuhaftır; gücüyle bu kadar böbürlenen, kendini yeryüzünün en yenilmz ordusu sanan bu ordunun 85 yıllık tarihinde hiç bir askeri başarısı olmamıştır. PKK öncülüğündeki son Kürt başkaldırısının 25 yıldır yenilgisiz devam etmesi en somut örnektir. Buna rağmen bu ordu sürekli sürekli iktidar olmuştur.
Komuta kademesindeki generallerin neredeyse tamamı siyaset ve borsayla ilgileniyor bu ordunun.
Emekli olunca kimisi gizli darbe planları yapan bir çetenin başına geçiyor, kimisi bir bankanın veya finans kuruluşunun yönetim kuruluna geçiyor, kimisi de halka yaşattığı tüm işkence ve acıları o yapmamış gibi ince ruhlu romantik insanlara özgü sanatsal aktivitelere kendisini veriyor!
Kürt sorununun bügüne dek onyıllardır sürmesinin, tüm isyanların acimasızca bastırılmasının, Kürtçe’nin yasaklanmasının, parti ve derneklerin kapatılmasının arkasındaki güç bu ordudur.
Kürt sorununu kendi tekeline alarak gelmiş geçmiş tüm siyasi iktidarları ülkenin ana sorunundan uzak tutan bu ordudur.
Kürtlerin ve siyasi temsilcilerinin diyeceği bir şey varsa AKP gibi “iktidarsız iktidarlara” değil, asıl güç olan bu orduya demesi gerekir.
Tarihinde ilk kez, Allah’a inanıp tapanlar gibi biat olan Türkiye halkı, ilk kez bu ordunun yenilemez bir odu olmadığına inanmaya, evlatlarını bu ordunun kör tutumundan dolayı kaybettiklerini sorgulamaya başlamıştır.
Tarihte ilk kez, ordunun suyuna çanak tutan medya, orduyu ilk kez eleştirmeye başlamış, satır aralarında onu “hesap vermeye” çağırmıştır.
Makiavelli, Türklerin kafalarındakı devleti öldürmenin zor ama Türkleri yönetmenin çok kolay olduğunu asırlar önce tarihe kaydetmişti.
Beyinlerdeki “güçlü, temiz, güvenilir ordu” imajı güneşin dik ışınları altındaki buz kütlesinin erimesi misali eriyor.
Bu eğilimin gelişmesini Altan’ın yöneticiliğini yaptığı Taraf gazetesine bağlamak abartı sayılmamalıdır. Peki Taraf ve Altan yeni ve bilinmedik şeyler mi söylüyor. Hayır! Kürtlerin, Kürt basın ve yayın organlarının, Kürt siyasal elitinin yıllardır bağırarak söylediklerini “tekrarlıyor.” Kürt dediğinde dikkate alınmayan şeyler bugün revaçta. Tek fark şimdi söyleyenlerin Türk olması.
Altan’ı cesaretinden dolayi kutlamak, onu sahiplenmek, bu ordudan en çok çekmiş halk olan Kürtler’in bir görevidir.
Yıllardır yazdıklarıyla Orduyu “doğru yere” davet ediyor Ahmet Altan. Bundan yaklaşık 13 yıl önce, “Atakürt” başlıklı bir makale yazarak şimdi kararlılıkla sürdürdüğü siyasi çizgisinin ipuçlarını vermişti. Düşünce ve yazılarıyla tuttuğu “Taraf”ı kararlılıkla savunmuştur. Yıllar sonra, 2000’li yılların başında, “Generaller kışlaya” başlıklı cesur bir makale yazmış, kimsenin düşünmeye bile cesaret edemediği bir tabuyu yıkmayı başarmştı ordunun aka bahçesi olan Babı Ali’de. Bu çıkışının bedelini işinden atılarak ödemişti. Türkiye’de orduyu ve generalleri onun kadar açık ve cesaretlice eleştiren başka bir Türk yazar var mı?
Şimdi namlunun ucunda duruyor Altan. Namlu, bütün meslektaşlarına benzeyen, acımasız ve soğuk yüzlü bir generalin elindedir.
Bu orduyu tanıyanlar, Altan’ın hayatından, can ve mal güvenliğinden endişe duymakta haklıdır.
Türklerin en Kürdü’dür Altan. Asıl işi roman yazarlığı olan, kitapları bir milyonun üzerinde satış rekoru kıran, bunun yanında gazeteciliği en ustaca yapabilen yazardır; en romantik gazeteci, en çok okunan köşe yazarıdır; kadınların ruhuna en yakın erkek; demokrasiyi ruhu ve yaşamıyla özümsemiş bir marksist; sevecen bir ihtiyar delikanlıdır.
Yanındayız, senin Taraf’ındayız, ak sakallı genç ruhlu romantik yazar…