Yazarlık disiplinli bir yaşam biçimidir. Yazarlık bende, kıstırırılmış çocukluk, kıstırılmış gençlik, kıstırılmış inkar hayatlardan kurtulmanın arayış yoludur.
Kendimi en iyi ifade ettiğim yer, romanlarımdır.
Roman, yeni hayattır. Romanı olmayan bir ulusun, bir ülkenin, bir özgürlük mücadelesinin geleceği yoktur.
Kutsal kitaplar Kuran ve İncil de birer romandır. İnsanın davranışına yön veren, sorgulayan, edep ve terbiye öğütleyen ilk romanlardır.
Romanlar bütün devlerimlerin ve önemli toplumsal arayışların yaratıcısıdır. Lenin, “Ne Yapmalı” adlı eserini Çernişevski'nin “Nasıl Yapmalı”romanından esinlenerek formüle etmiş ve devrim gerçekleştirmiştir.
Rusya'nın siyasi şahsiyetleri zaman içinde unutulur; fakat kimse Puşkin, Dostoyeveski, Şolohov veya Taolstoy'un unutulmasını beklememelidir.
Ahmede Xane'nin tek kitabı uykusuz gecelerde başımızı dayadığımız sıcacık bir anne dizi gibidir.
Gorki'nin “Ana” kitabını okumamış dünya devrimcisi yoktur.
Tolstoy'un “Savaş ve Barış” adlı romanı olmasaydı, Moskova'da Çarlık sarayına kadar giren Fransa İmparatoru Napolyo'nun Rus seferini ve Rusların buna karşı sergilediği manevraların ayrıntılarını öğrenemeyecektik.
İkinci Dünya Savaşı'nı en güzel romanlar anlattı. Bütün siyasal bildiriler, kitaplar ve ekonomik önermeler eskidi, ama roman eskimedi.
Roman, insanlığın belleği, kaydı ve yeni hayat formülüdür. Romalar olmasaydı, Vietnem, Çin ve Küba kurtuluş savaşlarını öğrenemeyecektik. Romanlar olmasaydı bu devrimlerin kültürel dokuları olmayacaktı. Romanlar olmsaydı bir halkın nasıl yaşadığını, nasıl giyindiğini, nasıl sevişip nasıl savaştığını da bilemeyecektik.
Roman, akıp giden hayattır; ulusların belleği, siyasetçinin ayağını basıp haykırdığı ülke coğrafyasının özüdür. Van Gölü anlatılmasaydı, orada, o yüksek dağlar arasında kendi halinde dalgalanıp duran basit bir ayrıntı olarak kalacaktı. Hiçbir felsefe, ekonomik belge veya siyasi çaba Kürdistan dağlarının ortasında lacivert bir kadife gibi ebedi dalgalanan Van Gölü'nü yeterince anlatamazdı.
Hiçbir siyaset belgesi, sigarasının dumanında çocukluk düşlerini özlemle anan bir Kürt gerillasının hayallerine götüremezdi bizi.
Bu nedenle roman her yerdedir; vadilerde, köy evlerinde, insanların yüreğindedir.
Bir Batı sanat türü olan romana dünyanın yüksek ödüller koyması ve iyi yazılmış bir romanın dünyanın en etkili sanat olayı haline gelmesi bundandır. Nobel Edebiyat ödüllü Orhan Pamuk'un Türk Başbakanı Erdoğan'dan daha çok tanınması ve itibar görmesi bundandır. İnsanlığın, özgürlük ve adaletin yaşaması için Roman sanatının ölmemesi gerekmektedir. Roman zahmetli bir yoldur. Yazar açısından çıldırtıcı bir yoldur.
Romanı olmayan bir toplumun belleği, geleceği, özlem ve tutkusu yoktur. Bu kadar çok Kürt isyanının yenilgisinin nedeni roman yokluğudur. Kürt isyanlarının tarihi tutulmamıştır, yenilginin iç duygusallıkları, yıkımları ve akıp gitmiş göz yaşları bir sonraki isyana bağlanmadığı için, Kürt isyancılar her defasında aynı hatalara düşmüştür.
Roman, insanın davranışına kaynaklık eden her şeyi kayıt altına görkemli bir gelecektir. Görmesi için oğlu kendisinden önce asılan Seyit Rıza'nın ciddi romanı yazılmadıkça, Şeyh Sait'lerin Diyarbakır tradejisi romanlaştırılmadıkça Kürt halkının isyan ve direniş belleği boş kalacaktır.
Tarihin Kürtlerde sürekli tekrar ediyor görülmesi yaşanan olayların kaydının tutulmamasındandır.
Kürtler romansız bir toplumdur. Tarihine kaynaklık eden olayların hazırlayıcısı romanlar olmadığı için isyan bellekleri kesik kesiktir. Kürt halkının belleği kesiktir.
Roman yazarlığı bir yaşam biçimdir. Kahırdır, ulusun acıları altında en çok kıvanandır. Ciddi bir Kürt roman yazarı, dört parçadaki sömürgeci barbarlığın Kürt ulusunda yarattığı travmanın etkisinde çıldırmamak için olağanüstü tedbirler almak zorundadır.
Çıldırmamak için boş bulduğum bir kaç saat boyunca ormanlarda koşarım hep.
Bütün seslerin uyuduğu, acılı Kürdistan ağıtlarının yüreğime kadar ulaştığı gecelerin dinginliğine sığınırım. Yaşadığım Kürt zamanının duygu düşünce ve çözümsüzlüklerini romanın kaydı altına almak için canımı acıtmaktan kaçınmam. Her alanda yaşanan duygu, düşünce ve siyasal kargaşaları süzgeçten geçirerek, gelecek Kürt nesillerinin davranışlarına kaynaklık edecek derli toplu kayıtlar bırakmayı başarmak isterim.
Siyasetin bu tür kaygıları ne kadar var bilmiyorum. Siyasetin dili acımasızdır, abartılıdır, günceldir. Siyaset, bir gün önce söyleneni bir gün sonra ret edecek belleksiz bir kıvraklığa sahiptir. Ulusun roman sanatına sırt dayamamış bir siyasetin ömrü bir nesil kadardır. Gerisi diğer Kürt isyanlarında olduğu gibi söylencedir. Şimdi ise incelenmesi yıllar alan tozlu arşiv, kayıp belge, tahrif edilmiş siyasal yazışmalardır.
Fakat roman doğru olmak zorundadır. Roman, 1938 yılının giysi modellerini bile doğru anlatmak zorundadır.
Bütün bunları neden yazdım? Ne bileyim, biraz roman sanatını anlatmak istedim.
Ciddi roman yazarlığı bir yaşam ahlakıdır, iş disiplinidir, sorumluluğu yüksek bir üretim biçimidir.
İyi bir Kürt siyasetçinin söylemini değişik uluslardan insanların önüne getirmekte belki zorlanabilirsiniz, fakat evrensel değerlerle birleşmiş iyi bir Kürt romanını değişik uluslardan binlercesinin evine sokmak çok daha kolaydır. Yazarı tarafından bedeli ödenmiş bir çabadır bu.
Roman işte böyle bir şeydir; esrarlı, çekici ve umursamaz suratlara tokat gibi inen bir sanat türüdür.
Önceki gece üç sıralarında yeni kitabımdan bir sayfa yazıyordum. Gerilmiştim... Televiyornu açtım olmadı, muzik dinledim olmadı. O sayfada tıkanıp kaldım. Yalnız ve ürpertili hissetim kendimi. Mesenger programını açtım. Hiç karşılaşmadığım yüzlerce Kürdün kaydettiği mesenger adresimde bir Kürt ile karşılaşmak istedim. Bir Kürdün inanç ve ısrarına ihtiyacım vardı. Benim gibi biri daha uyumamıştı. İstanbul konfeksiyon atölyelerinde çalışan Mardinli bir Kürt genciymiş. Yazılarımı beğendiği için benim ismimi kaydetmiş, ama karşılaşmayı hiç ummuyormuş.
O bana kıs kısa notlar yazarken; ben, romanın tıkanmış sayfasını yazmaya koyuldum. Kısa cevaplar verdiğim Kürt genci özgürlükten ve kazanmaya olan inancıdan bahsediyordu. Ne hoş yazıyordu. İnançlı, kendinden emin yazıyordu. Roman sayfasını tamamladıktan sonra vedalaşmak istediğim genç bu sohbeti hayatı boyunca hiç unutmayacağını söyledi.
Yazmak ciddi bir direniştir. Hile ve böbürlenme kaldırmaz.
Sömürge ulusun yazarları, kendi halkının kalem işçileri olmak zorundadırlar. Ulus yoksa yazarlık yoktur.
Vatan yoksa duygu, düşünce ve kalemi yasalayacak bir zemin de yoktur.
Ciddi bir Kürt romancısı, ağlarına takıldığı sömürgeci zincirleri parçalamak için olağanüstü çalışmak zorundadır. Hile, iltimas ve kalemini zincirleyecek kişisel çıkar ilişkilerinden uzak durmak zorundadır.
Çoğu geceler üşüyorum. Kürt halkının özgürlük ve adalet isteyen çığlıklarına sığınıyorum. Orası sıcacık...
Hiç yalnız hissetmiyorum kendimi... Kürdistan halkının yükselen değerleridir onlar. Ne çok el tutuşuyoruz...
Ne çok...
Roman benim için işte böyle bir şeydir... Roman sanatı içinde kendimi anlattığım için beni bağışlayın.
Kürdistan halkının, dostlarımızın ve bizi takip eden herkesin bayramı kutlu olsun...
Yazar: Hasan Bildirici
Tarih: 2008-09-30