Sanatçı Bülent Ersoy, jürisi olduğu bir yarışma programında "dürüst adama akıllı olmadığını öğretebilseydim" sözü kendisine hatırlatılmadan önce:
"Anne değilim, olamayacağım da. Ama olsaydım başkalarının savaşına oğlumu göndermezdim. Başkalarının savaşı için doğurduğum çocuğu toprağa veremem;var mı böyle bir şey" dediği için yargılandı.
Bu militarist ülkede bu lafı etmek kolay değildi. Diva için bu sözleri söylemek kar topu atmak kadar kolay gelmişti, ama linç çığırtkanlarında yaşanan kırgınlıklar: "Asla böyle bir çıkış beklemiyorduk Ersoy'dan, ayrıca hiçbir mecburiyeti de yoktu, ve artık ister istemez farklı bir gözle bakacağız ona"
Neyse ki TSK'ya bağış yapma sözü kendilerini bir nebze sakinleştirip, kınanmadan önce bir sınanmalı diyerek hala mahkemesi sürse de, Diva gönülerde affedildi. Ayrıca ünlü bir sanatçının ağzından, yapılan haksızlıkları işitmek özellikle yas tutan anneler için çok hoştu, sevindirici olan da buydu.
Çok yaşadık çok gördük; hayatın çetin sınavlarından geçtik, şaka maka epey fırtına bora atlattık, artık derede boğulmayız diyorum, ama doğrular da vicdanla ilgilidir. Düşündüğüm akşamlardan bir gün geçmiş hayata bakıp anladığım; bizim hiç dikkate değer bulmadığımız, gözümüzden kaçan sahici bir biçimde doğru olarak bildiğimiz küçük büyük yanlışların var olduğudur.
Tıpkı yanlış olarak bildiğimiz politik arenalarda sık sık deyim olarak kullanılanılan deve kuşunun kafasını kuma gömdüğüdür.
Yanlış! Yapılan araştırmalarda deve kuşunun asla kafasını kuma gömdüğü görülmemiş. Bunu yapsaydı boğulurdu. Bir tehlikeyle karşılaştığında her aklı başında hayvan gibi devekuşu da var gücüyle kaçar, ayrıca deve kuşlarının olmadık şeyler yutabildiğinden de hiç bahsedilmemiş. Politik söylemlerde deve kuşlarıyla ilgili örnek verilmesi gerekirse ki -daha uygun gibi geldi- deve kuşları sindirime yardımcı olması için yuttukları taşın yanında demir, bakır, tuğla ve cam da yiyebilirler.Bir başka yanlış ise bize bir nimet gibi sunulan örümcek ayağı, kurbağa göbeği misali "Türk-Kürt kadeştir" sözlerine takılmış gidiyoruz . Doğru değildir !
Kardeş olmadığımızı tabi ki, yeni öğrenmedim. Annemin tepki göstermeden gülerek, ama içerlenip anlatığı, beni önce görüp canım teyzem cicim teyzem diyerek, sonra da Mardinli olduğumu öğrendiklerinde şeytanla senli benli olmayız diyerek kaçışları varya ...
Yıllar öncesinden sanatçıların ödül gecesinde Ahmet Kaya'nın ödül alırken teşekkür konuşmasında çekeceği Kürtçe klip için vatanseverlik yarışına girerek faşizan bir tepkiyle kendisine fırlatılan "al sana çatal, al sana bıcak" diyerek galeyana gelen topluluğu izlerken dehşete düşüp kanepenin köşesine büzüştüğümde bile kardeş olmadığımızı biliyordum. Her Newroz direnişinde olduğu gibi erkek, kadın, çocuk demeden egemen güçlerin saldırısına maruz kaldıklarında da...
Hiç unutmam, Orhan Doğan'ın ensesinden tutulup götürüldüğü zamandan, Türk büyüğü olmadığı için bir parka adının verilmesinin reddedilmesi zamanına kadar da biliyorum kardeş olmadığımızı.
Hayattan ders almamak konusunda herkesin inatçı olduğu konular vardır. İnsanın değişmez tabiatı. İşte buyur! Taraflar birden denebilir ki ne olursa olsun bir kez daha kardeş olmayı deneyebiliriz. Aynı yaşamın uğurlar olsun! Çok bekleyeceksin diyen yok.Tek taraflı bir yanılgı değil, bir ad bulamadım ama kafalarıyla hissedip kalpleriyle düşünmek gibi bir şey bu. Dolayısıyla yanlış ve ters giden bu günlerin içerisinde "hayat fırsatların değerlendirilmesidir" diyerek anadil eylemlerine katılım çağrısı yapıldı. Anadilde eğitim hakkı çerçevesinde gelişen kampanyanın anadile saygı, insana saygı olarak kabul edilmesi ve anadilin eğitimde kullanmasının bir insan hakkı olarak görülmesi gerekirdi. Asimilasyon insanlık suçudur, Türkiye, tarihinin en krizli dönemini yaşıyor, kimlik sorunu çözülmeden hiçbir sorun çözülemez diyip meydanlara dolan insan selinin haykırışları ne hazindir ki, mahkemede Bülent Ersoy'a verilen beş kişilik bir destek kadar sesini ulaştırabilmiş değil. Elimizde tek kalan umudumuz "biji diva" desekte, yine kardeş değiliz.
Ancak anlıyorum ki, şimdiye kadar ve hala saltanat süren egemen güçlerin hep birlikte görünen bendeki tepkilerini yalnız başıma alabildiğine serinkanlılıkla gözlemledim ve önemli bir fark gördüm. Artık her şeyin zihinde olduğunu kavramıştım, derken bir amaç belirdi kafamda. Nasıl mı? Başkasında kendimi sevmek istemiyordum, böyle giderse başkalarında kendimden nefret edeceğim. Sık sık haksızlığa uğramış birinin öfkesiyle diyorum ki, su gibi akıp giden bu dersten sonra artık anlaşılmalıdır; biz hiç bir ortamda, hiç bir zaman kardeş olmadık...
Yazar: Benisa
Tarih: 2008-09-28