Musa Anter'in katli

Elimde bir kitap var, Taha Akyol`un oğlu Mustafa Akyol yazmış. Kıtabın ismi “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek. Yanlış Giden Neydi, Bundan Sonra Nereye“

Taha Akyol´u okurlarımız tanıyor. Milliyetçi Hareket Partisi‘nin (MHP) eski ideologlarından... 12 Eylül´de MHP davasından hapis yatmış. Oğlu 1972 doğumlu. 1996´da Boğazici Üniversitesi uluslararasi ilişkiler ve siyaset bölümünden mezun olmuş. Aynı üniversitenin Atatürk Enstitüsünde “Kürt Sorunun Kökeni” adlı tez çalışmasının sahibi. Babası AKP iktidarının en yakın gazetecisi ve televizyon programcısı. Çorbada tuzu olmayan Kürtleri cilalayıp Kürt temsilcisi, yahut aydını olarak piyasaya sürmekte usta bir Türk-İslam sentezcisi. Mustafada televizyonlarda boy gösterip fikirlerini söylüyor.

Maksadım kitap üzerine bir yazı yazmak ve kitabı tanıtmak değildir. M. Ali Birand kitap için, “Bu kıtabi mutlaka okumalısınız… bu konuda cok kitap okudum; hiç birinde Mustafa Akyol´un kitabı kadar komple sağlıklı bir dökümle karşılaşmadım,” diyor. Tabii ki Kürtlerin okuması gereken bir kitap. Kürt Sorununda devletin yanlışlarını anlatırken yine de devletçi görüşe kayıyor ve çözümü devletin akıllı davranmasında görüyor. İlginç bir kitap dedim ya.

Bu kitabın ilginç bir sayfası da şöyle:

“PKK´nin Kürtlerin üzerinde kurduğu totaliter baskının pek çok örneği vardır. PKK´nin temel işlevlerinden bir tanesi de farklı düşünceleri susturmaktır. Kürt milliyetçileri tarafından bir “BİLGE” olarak derin bir saygı gören merhum Musa Anter´de PKK baskısından İstanbul´a kaçmıştı. Musa Bey´in en yakin arkadaşı Canip Yıldırım şöyle anlatır:

Musa´ya korkunç baskılar yaptılar biliyorsun. Köye gidiyorlar diyorlar ki: „Duyduk sende bir tüfek var. Isveç´ten göndermiş çocukların, biz dağdayız, bize lazım.“

Musa´da diyor: „Başım gözüm üstüne. Zaten ben kullanmıyorum, alın sizin olsun.“

Daha sonra on beş gün geçiyor aradan, geliyorlar, diyorlar ki:

„ Sende bir dürbün varmış, bize lazım, biz dağdayız.

Musa “Hay hay diyor. Size feda olsun!“, onu da veriyor.

Sonra “Bize para lazım” diyorlar.

O zamanın on bin lirası, Musa´nın hiç veremeyeciği bir miktar bu. Diyor ki:

“Yavrum bakın, ben Istanbul´dan Stilli´ye (köye) parasizlik yüzünden geldim.

“Valla yoksa da bulacaksin“ diyorlar.

Musa: „Nasıl bulayım, siz benden haraç mı istiyorsunuz“ diye soruyor.

„Valla diyorlar nasil telakki edersen et“diyorlar.

O zaman Musa yumuyor gözlerini, açıyor ağzını bunlara. İş gerginleşince, köylüleri İsveç´teki cocuklarına haber veriyorlar. Çocuklar da geliyor, onu İstanbul´a götürüyorlar. Musa´nın İstanbul´a yerlşsmesi böyle bir hadisedir. Istanbul´a gelince, Musa Anter tekrar gazetede yazmaya başladı, Kürt Enstitüsü´nün kurucusu oldu.

Musa Anter İstanbul´a gelince bizleri evinde topladı, toplantıda rahmetlik Medet Serhat, ben , eski İstanbul Milletvekili M.Ali Eren, Avukat Ali Yaşar, oğlu Anter ve şimdi hatırlamadığım bir kaç kişi daha vardı. Yukarıda Canip Yıldırım detayi ile anlattığı olayda nasıl dövüldüğünü, kafasının nasıl kırıldığını anlattı. M.Ali Eren Ağabey (hayatta) dedi:

“Ben yarın senin evine kendi Milletvekili telefonumu bağlayacağım, kimseye kapıları açma, gerekirse en yakın karakola haber veririm.”

 

Biz o günden sonra onu daha sık ziyaret ettik. Üzgündü, kendisine yapılan muameleyi katiyen hazmedemiyordu. Kürt Enstitüsünün kuruluşunda İsmail Beşikçi, Cemşit Bender, ben, İbrahim Gürbüz, Abdurrahman Dürre, onu ısındırdık. Bu kurumu çok faydalı görüyordu. Açılış onun en mutlu günü oldu. Musa´ya amca diyenler, utanmadan sustular bu olayda.

Ben onüç, ondört Eylül´de Koşuyolu Kalp Hastanesin de kontrol için yatıyordum. Öğlene doğru bana telefon etti, nasılsın dedi, çok iyiyim dedim.

“Bak Yaşar, bana soğuk bir şaka yapma, ben Faik´in (Bucak) ölümünü gördüm, senin ve Medet´in ölümünü görmek istemiyorum” dedi.

“Ağabey öğleden once kalbime baktılar, birşey yok, öğleden sonra çıkıp gazeteye gideceğim,” dedim.

Diyarbakır’a kitap imza gününe gideceğini söyledi.

“Beni dinlersen gitmezsin, geçen sefer gittin, hiç ilgin olmadığı halde Doğu Perinçek´in

partisinin toplantısında konuştun. Seni tutukladılar, bir ay yattın, beni dinlersen

gitmezsin,” dedim

“Bir şey olmaz, Şevket Beysanoğluda kitaplarını imzaya geliyor,” dedi.

“O ayrı, sen ayrı,” dedim.

Telefonu kapattı, ben gazeteye vardım. Hanımın getirdiği çantayı aldım, Ankara´ya gittim. Kurultay bitti, Ahmet Türk´ü başkan seçtik. Ertesi gün öğleden sonra Genel Merkeze gidip Ahmet Türk´ü tebrik ettik, beni ve 78 arkadaşı yemek için alıkoydu. Restorana girdik, masaya oturduk, o sırada garson telefonu getirip Ahmet Türk´e verdi:

“NE MUSA AĞABEY Mİ?” demesiyle, vurulduğunu öğrendik.

Gazetenin Ankara bürosunda sabaha kadar telefonlar ve fakslar susmadı. Ben İstanbul´a gelip gazeteden 5-6 arkadaşla Mardin, Akarsu yolunu tuttuk. Cenaze gömülmüştü. Musa´yı sevenler akın akın köye geliyorlarlardı. Mezar ziyaretinden sonra döndük. Acımız sonsuzdu. Özgür Gündem camiası aksaçlı feylosofunu kaybetmişti.

Taziyelerimiz günler sürdü.

Koca Çınar artık yoktu.

Böyle ödüllendirip, böyle gömdük.

Musa Anter´e amcamdı diyenler, liberal Kürt aydınlarına son zamanlarda söz söyleyenler, bu olay karşısında sustular.

Rahat uyu Koca Çınar, ne mutlu seninle yol arkadaşlığı yapanlara.


Yazar: Yaşar Kaya
Tarih: 2008-09-18


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1494