Geçen gün Osman Öcalan ile ilgili yazdığım yazı, bizleri takip eden okurlarda farklı karşılıklar buldu. Gelen mesajlarda şaşırtıcı bir yan yoktu. Kürt dünyasının fikir ve duygu dünyası karmakarışıktı. Mesajlara yansıyan da bundan başkası olamazdı. Ancak iyi ve güzel olan bir şey var ki; PKK’li olsun veya olmasın, çoğunluk; on, onbeş, hatta yirmi sene sıcak mücadele içinde kalmış insanları kötü durumda görmek istemiyordu.
Daha önce bir yazımda daha belirtmiştim. PKK’den ayrıldıkları dönemde Osman Öcalan ve Kani Yılmaz ile birkaç kez telefon görüşmemiz oldu. Rahmetli Kani Yılmaz, bir çağrılarıyla dağlardan en az bin kişinin inip kendilerinin yanına gelebileceğini söylüyordu.
Kendisine o zaman çağrı yapmalarının doğru olmadığını söyledim. Bunu iki nedenle söyledim. Birincisi, dağlardan inecek bin kişinin sorumluluğunu taşımaları ve onları yeni bir siyasi yapı içerisinde konumlandırmaları olanaksızdı. İkincisi; gönüllü ayrılanların dışında, değil bir insan, geride bıraktıkları PKK örgütünün bir çakısını bile götürmeleri gerekmiyordu.
Kani Yılmaz, bu düşüncemde haklı olduğumu söylemişti.
İnsanların bir siyasal yapıdan ayrılmaları bir haktır. Geride kalanların da, kendi siyasal yapılarını korumaları bir haktır.
Ulusal ölçüleri gelişmemiş ve yine ulusal kongreye bir türlü sahip olamamış Kürtlerin yukarıda izah etmeye çalıştığım ikili hakkı doğru kullandığı söylenemez.
Bunun en basit açıklaması ve örneği şu: 20 sene PKK’de her türlü üst görevde bulunmuş biri ayrıldığı gün kötülükle damgalanır. 20 sene PKK üst kademlerinde görev almış ayrılan kişi de, ayrıldığı gün PKK’nin çok kötü bir örgüt olduğunu söyler.
Bu açıklamalar karşısında işin içinden çıkamazsınız. Aslında işin içinden çıkmak basittir. Önce PKK’ye şu soru sorulur: Şimdi kötü olarak nitelediğin birini neden yirmi sene en üst görevlerde tuttun? Ardından, ayrıldığı gün PKK’ye her türlü kötü sıfatı layık gören kişiye benzer bir soru sorulabilir: Madem PKK bu kadar kötüydü yirmi sene bu partinin karar mekanizmalarında neden bulundun?
Bu soruları sorunca elbette sorunu çözüme kavuşturmuş olmuyorsunuz. Üstelik her iki tarafında bu sorular karşısında kendince haklı cevapları var.
Ancak bizim bu konudaki fikrimiz şu: 20 sene PKK üst düzey yöneticiliği yapmış biri PKK’nin günah ve sevaplarına ortaktır. Yani ne PKK bir günde kötü örgüt olabilir ne de ayrılan o kişi bir gecede kötü bir insan olabilir.
Eğer Kürtler, bir çok eğilim ve kişisini kapsayacak ulusal bir kongre veya meclise sahip olabilselerdi PKK’den ayrılmalar bu kadar trajik ve can yakıcı olmazdı. 20 sene dağlarda gerillacılık yapmış Kürt bireyi ayrılır ayrılmaz şehirlerin ve insanların katı yargılarıyla yüz yüze gelmezdi.
Türk ordusundan ayrılan, emekli olan bir subay veya generalin alabileceği bir maaş, başını sokabileceği bir ev, kendisini güvenlik içinde hissedebileceği bir devleti var...
20 sene Kürt dağlarında kaldıktan sonra ayrılan bir Kürt gerillasının ne evi, ne gidebileceği şehri, ne de gittiğinde kendisini bağrına basacağı derli toplu bir ailesi var.
Eğer Kürtlerin farklılıkları içinde toplamış bir ulusal kongresi veya örgütü olsaydı, PKK’nin anlayış veya ağır mücadele koşullarını kaldıramayıp ayrılan kişi için ulusal kongre görevlendirmelerde bulunabilirdi. Başı sıkışan 20 senelik Kürt askeri Kürt ulusal kongresinin adalet ve insafına sığınabilirdi...
Şimdi denecek ki, Kürtler ve ulusal Kongre!... Haklısınız. Kürtlerin tek yapmadığı ve inisiyatifini kabul etmeyeceği şey Ulusal Kongredir. Çünkü ulusal kongre olursa ulus bireylerinin keyfiyeti sona erecek, ulusal kongre olursa her siyaset kendi keyfine göre takılamayacak, ulusal kongre olursa, Kürt aydın ve siyasetçileri Türk sisteminin basın ve siyasetleriyle bu kadar düşüp kalkamayacak... Her şeyden önce ulusal kongrenin Kürt ulusuna biçeceği bir ulusal terbiye tarzı olacak...
Filistin’de bir Yahudi’ye emlak veya arsa satmanın cezası ölümdür? Kimse bu yasanın anti demokratlığını tartışmıyor.? Fakat ulusal yasası, hukuku, ulusal kongresi olmayan Kürtler söz konusu olduğunda her şey değişiyor. Özgürlüğün ölçüleri de değişiyor. Ulusal disipline ve toplumsal özgürlüğe gelmeyen ana dili yasak Kürt bireyi sürü dağıtan boz dana gibi, köyün altını üstüne getiriyor...
Kürdistan ulusuna yaslanarak Türk Kurtuluş savaşını başlatan Atatürk, işe Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplamakla başlamıştı. Devlet olabilmenin, kurtuluşa gidebilmenin şifresi bu kongrelerdeydi.
Kongreye o zamanın Kürt ileri gelenleri çağrılmış ve onların kendilerini bağlayacak kararlar alması sağlanmıştı.
Ondan sonra sıkıysa birileri bu kongre kararları dışına çıksın!
Bu tür şeyler Kürtlere uzak... Ulusal Kongre, Ulusal Konsey, Bağımsızlık Kurulu gibi organlar Kürtlerin ilgisini çekmez.
Herkes, her örgüt, her birey Türk ulusal yasalarına karşı olan sorumluluklarını yerine getirir; fakat Kürt ulusu için kendi başına kararlar alır; aldığı kararların altında kalınca da başka bir Kürt örgütünü suçlar.
PKK’den önemli kişiler ayrıldı. Ayrılan kişilerin mücadele niyetini sorgulamak anlamsız. Çoğu insanın birkaç gününe dayanamayacağı Kürt mücadelesinin 15-20 yıllarına dayandı onlar. Fakat ayrıldıktan sonra konumlanacakları başka da ulusal kurumlar yoktu. Ve Kürdün ters işleyen diyalektiği, kışkırtma rüzgarlarını da arkasına alarak, bu halk çocuklarını bir gecede birbirlerine düşman haline getirdi...
Bu sadece PKK’den ayrılanlar için böyle değil. Diğer Kürt örgüt ve bireylerinde de başka bir karalama diyalektiğiyle sürer bu işlerde.
Nice iyi niyetli nesiller gömmüş hukuksuz ve kongresiz Kürt ulusu belki uzun yıllar daha kendi mücadele çocuklarının trajik hayal kırıklıklarını görmeyi sürdürecek...
20 sene dağlarda kaldıktan sonra indiği sürgün şehirlerinin acı hesabı tutmayan hoyrat kaldırımlarında Kürdistan anılarıyla savrulan bir Kürdün içinde esen hüzün fırtınalarının niteliğini kim tahmin edebilir?
Kim anlayabilir onu?
Her cephede mücadele ettiğini söyleyen Kürtler; Kürt siyasetleri... Ulusal Kongre veya konferans toplayamıyorlarsa, hiç olmazsa bir ölçüde iç adaleti sağlamaya yardımcı olacak ve hayal kırıklığı yaşamış bireylerin yüreğini yaslayıp danışacağı beş-on kişilik saygın bir Bilgeler Kurulu oluştursunlar...
Vicdanı ve bağlantıları zincirsiz bir Bilgeler Kurulu...
O yok, bu yok, şu yok; işte bu nedenlerden dolayı da Kürt özgürlüğü denen bir şey yok.
***********
Not: Avrupa veya Türkiye dışında dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan arkadaşlardan ilgi duyanlar, "Son Mektup" ve "Dönüşü Olmayan Yol" adlı romanlarımı isim ve adres bildirerek benden isteyebilirler...
Saygılarımla...