Agit Ve Çeteler

a-Kürt Aydınının Çıkmazı

Dünya Kafkaslarda kaynıyor. Hêjarê Şamil arkadaşımız, bilgece bir üslûp ve verilerle “Kafkaslarda Neler Oluyor” başlığı altında bir makale yazmıştı. Makale, herkes tarafından referans alınabilecek veriler içeriyordu. Ancak yazının sonunda kaçınılmaz olarak bu arkadaşımız da Kürdün hayal ve özlem girdabına düşüp boğuluyordu. Bu, hepimizin çıkmazı. Ne kadar nesnel olmaya çalışırsak çalışalım sonuçta Kürdün içinde bulunduğu öznel durumdan sıyrılamıyoruz.

Güncelde bu kadar olay dururken Agit ve Çeteler üzerine yazmak bu çıkmazın bir sonucu. Nihai sonuçta bizim de yazgımız haline gelen bu durum, Kürdün içine atıldığı girdaptan çıkma kavgasından bağımsız olamıyor.

b- Çeteler

Ergenekon davasıyla birlikte Kürtler içinde çeteleşmelerden söz edilmeye başlandı. Kürtler hukuksuz bir millettir. Ne kendilerine uygulanan bir hukuk rejimi vardır ve ne de kendi iç hukukları vardır. Eskiden aşiret bağlarına dayalı olsa da gelenek düzeyinde işleyen bir hukuk vardı. Ancak kapitalizmin Kürdistan’a girişi ve PKK’nin mücadelesi ile birlikte aşiretsel yapı ciddi boyutlarda dağıldı. Aşiret yapısının dağılmasından sonra ortaya çıkan siyasal örgütler bir iç hukuk yaratamayınca, Kürtler hukuksuz kaldı. Hukuksuzluk, değer yargılarının yitimine ve dolayısıyla büyük haksızlıklara neden oldu. Olmaya da devam ediyor. Kürdün siyasal arenasında cereyan eden “Tavuk mu civcivden çıktı, civciv mi tavuktan çıktı?” kavgasının nedeni de budur.

Bir nesneyi tanımlarken onun niteliğine, birey veya birey topluluklarını tanımlarken de eylemler dizisine bakılır. Maddi yaşamda gerçekleşen eylemler dizisi, incelenmeden yapılan her değerlendirme, kaçınılmaz olarak sübjektif olur.

Çete tanımlama ve değerlendirmelerimizin bu sınırları aşmamasının nedeni de budur. Çete örgütlenmesinin işlevselliğini ortaya koymadan herkes kendince yorum yapmaya çalışıyor. Oysa ki çete örgütlenmesine ilişkin hukuki bir tanım bizi bu kavgalardan uzaklaştırıp ortak noktalarda buluşturabilir:

Çete örgütlenmesi, topluma karşı suç işlemek üzere bir araya gelen ikiden fazla kişinin yaptığı gasp, hırsızlık, cinayet, adam kaçırma, ırza geçme, ve benzeri eylemler ile tanımlanır. Eğer ulusal bir hukukumuz olsaydı buna, toplum hukukuna karşı saldırıyı da ekleyebilirdik. Bu olmadığı için özel bir alana inmek zorunda kalıyoruz. Diğer bir ifade ile Kürt toplumunda egemen siyasi alana girmekten başka seçeneğimiz de kalmıyor.

PKK’de çete örgütlenmesi mümkün mü?

Organik yapısı ve işlevsel durumu dikkate alındığında PKK içinde denetim dışı böyle bir çete örgütlenmesinin oluşması mümkün değildir. Örgütsel işleyiş ve yaşam, talimat dışı bir sineğin bile uçmasına izin vermemektedir. En ücra köşede ki bir manga komutanın atanması bile en üst yönetimin talimatı ve onayı ile olmuştur.

Ancak örgüt yaşamının dışına çıkmış ve kontralaşmış kişilikler ile bazı korucu kesimlerinde çeteleşmelere de rastlanmaktadır. Bu çetelerden hesap sorulmalıdır. Ancak örgüt politikasını veya örgüt liderini eleştiriyorlar diye insanları çete olarak nitelendirmek de açık bir adaletsizlik ve hukuksuzluktur.

c- Mahsum Korkmaz-Agit Olayı

Abdullah Öcalan’ın “Mahsun Korkmaz’ı PKK’nin içindeki çeteler öldürdü!” iddiasından sonra Şemdin Sakık da “Mahsun Korkmaz’ı Abdullah Öcalan komployla öldürttü” biçiminde yeni bir iddia ortaya attı. Bu iddialardan sonra Mahsun Kormaz’ın şahadeti ile ilgili olarak Kürt kamuoyu ve basınında çokça tartışmalar ve Kürdistan’ın bir çok ilinde kitlesel yürüyüşler yapıldı.

Oysa ki aynı Şemdin 1997 yılında Şam’da yazdığı “Yarım Kalan Yürüyüş” isimli anı-romanında, Agit’in Gabbar’daki pusuda özel timlerce vuruluşunu en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır.

Murat Dağdelen’le röportaj yapan Sarı Baran da rızgari sitesinde “ Agit, Gabbar Dağı’nda özel tim pususunda vuruldu” diyor.

Yaşamda her şey dinlemekle veya okumakla kavranmıyor. Kavramak için yaşamak da gerekiyor bazen. Savaş da böyle bir şey. Ve savaş, yaşanarak içselleştirilen bir olay. Film ve romanların savaş olayını ve savaşçının ruhunu tam olarak yansıtamamalarının nedeni de budur.

Savaşta pusuya düşmek, bir savaşçının içine düşebileceği en talihsiz olaydır. Pusuya düşen komutan için yanındaki savaşçılar güç değil ağır bir yüktür. Savaşçı için de sırtındaki çantası ve silahı gereksiz bir ağırlıktır! Pusuya düşen komutan ve savaşçılar iç güdüsel olarak pusudan kurtulmayı hedeflerler.

Mutlak hâkimiyet, pusu atan gurubun elinde olduğundan pusuya düşen deneyimsiz savaşçılardan bir çoğunun dizleri çözülür, beyinleri dumura uğrar! Ve orada can verirler. Eski savaşçılar ise düşünerek değil, refleksleri ile hareket ederler. Bu refleks gerillada gelişkindir. Eğer ilk kurşunda darbe almamışsa deneyimli bir gerilla için bir iki saniyelik bir zaman bile pusudan kurtulmak için yeterlidir.

Pusuya düşen her gerilla gurubu çoğu zaman dağılır. Dağılan gerilla grubu kural olarak o gün hareket ettiği noktaya geri döner. Bu nokta pusu yerine çok yakın veya emniyetli değilse bir önceki noktada toplanılır. Gabbar’da pusuya düşen Mahsun Korkmaz’ın gurubu da dağılır ve o gün çıkış yaptığı yerde toplandıklarında Mahsun Korkmaz yoktur. Bunun için ikinci noktaya kurye gönderilir. Ancak o arada TRT’de Muhsun Korkmaz’ın şehit düştüğü haberi verilir.

Mahsun Korkmaz, kafa arkasından vurulmuştur. Bu vurulma biçimi, pusuda ilk ateş sırasında kurşun darbesi almadığını, gurubu yönlendirmeye çalıştığını gösterir. Açıkçası komutan olmanın sorumluluğu, Agit’in refleks göstermesini engellemiş, hareketini ağırlaştırmıştır. Çatışmalarda ve eylemde komutan olmak bir avantaj ise de pusuya düşen gurubun komutanı olmanın dezavantajını yaşamıştır. Kısacası pusu olayında gurupta sadece Mahsun Korkmaz’ın vurulmasında bir anormallik yoktur.

Kimsenin kaygı ve kuşkusuna bir diyeceğimiz yok. İtirazımız yiğit bir insanın cesedi üzerinde politik çıkar kavgalarının yürütülmesidir. Diyebiliriz ki ayağa ilk kalkan insan için Homo Erectus Practus ne ise, direnç noktalarını yitirmiş Kürt için de, Mahsun Korkmaz odur. Düşmanın vurup Kasaplar Deresine attığı Agit’i, bu aşamadan sonra rahatsız etmeye kimsenin hakkı yoktur.


Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2008-08-29


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1474