Emekliye ayrılacak olan Yaşar Büyükanıt’ın veda gezisi sırasında bir gazetede çıkan resmine bakarak yazı yazabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Ülkenin kendi yönetiminde bölünmesini engelleyen muzaffer komutan edasıyla yakında emekliliğini gururla geçirirken, kendisine ülkede sadece bir benzeri bulunan pahalı bir araba verilerek onurlandırıldı. Evlatlarını yitiren Kürt ve Türk anneleriyse ağlamaya devam edecek. Televizyonlara en çok çıkan, basına en fazla demeç veren bir asker olmasına karşın, hafızalarda kalacak tek bir mantıklı özdeyişin, cümlenin sahibi olamadı. Hilmi Özkök'ün filozofik bilgeliği yanında Büyükanıt, acemi birliğini yeni bitirmiş bir rütbesiz ama arkası güçlü bir kabadayı gibi durur. Zaten güç ile bilgelik arasında ters orantı bulunur. Büyükanıt’ın gücü ile yüzündeki sır arasında ise doğru bir orantı vardır. Onun sözleri değil, yaptıkları ve yüz hatları hatıralarda kalacak.
Bir taraftan yazıyı okuyun, diğer taraftan Büyükanıt’ın yüzünü gözlerinizin önüne getirmeye çalışın. O yüz bize çok şey anlatacaktır.
Yüzümüz belgemizdir; bu belge tüm hayatımıza tanıklık etmiş, kapılmış olduğumuz duygusal fırtınaların, köklerimizin ve ait olduğumuz coğrafyanın izlerini taşır. Hayatımızın ve karakterimizin belgesidir yüzümüz. Anlayabilene, nice sevinçlerin, ağlamaların, öfkenin, kaybedişlerin, korkunun izleri yazılıdır. Hatta hüzünlü mü, mutlu ve sevinçli mi; yoksa kurnazca mı yaşamış olduğumuzu ele verir yüzümüz.
Birinin yüzüne bakarak onu sevip sevmeyeceğimizi hissederiz. İlk aşk kıvılcımları yüzden yüze bakarak karşılıklı uçuşur. Sevdiğimizi, yüzüyle hatırlarız. Onun vesikalık resmini taşırız cüzdanımızda; şimdilerde cep telefonumuzun Display’inda. Düşmanımızın yüzünü, anne ve babamızın yüzü gibi hiç unutmayız. İçimizdeki sempati ve antipatiyi, kini ve hoşgörüyü yüzümüz kadar dışa yansıtan başka bir vücut bölgemiz yoktur.
Yüzümüz haritamızdır; doğup büyüdüğümüz coğrafyamızın işaretlerini taşır. Bu anlamda yüz, geçmiş adresimizi gösterir. Çoğumuz, karşımıza çıkan bir kişinin Afrikalı veya Asyalı, Kuzeyli veya Ortadoğulu olduğunu ilk bakışta tahmin edebiliriz. Bu tahmini onun elinden ve ayağından değil, içgüdüsel olarak ilk anda baka geldiğimiz yüzünden anlarız.
Asırlarca derilerinin renginden dolayı aşağılanan siyahi yüzler bana göre daha gizemlidir. Beyaz bir insan korktuğunda yüzündeki kan çekilir ve sararır; heyecanlandığında kan toplanır ve kızarır. Beyaz insan heyecanlandığında yüzündeki değişimle kendini çabucak ele verir. Peki siyah bir insanin bu heyecansal değişimlerini yüzünden anlamak mümkün mü? (Merak edenlere bilgi notu: Siyah derili insanlardaki sararma ve kızarma belirtileri yanaklarından değil, gözlerindeki aklığın renk değiştirmesinden anlaşılabilir.)
Yaşar Büyükanıt ile Çevik Bir’in resimlerini yan yana koyun ve iyice bakın. Birçok benzerlik göreceksiniz. Benzerlik, yıllarca yapmış oldukları katı askerlik mesleğinin izlerini değil, daha başka bir şeyi de işaret edecektir. Tablomuza bir kaç yüz daha alsak konu daha iyi anlaşılacaktır. Merhum Dışişleri Bakanı İsmail Cem İpekçi’yi ve Eczacıbaşı’nı koyun. Dördüne sırayla bakın. İsterseniz yanlarına Güneri Cıvaoğlu’nu da koyun.
İnce uzun yüzler… Uzun burunlar. Keskin yüz hatları. Sarıya çalan tenler. Ufak kafatasları. Orta Asyalı olduklarına dair en ufak bir iz taşıyor mu bu yüzler? Hayır! Bu yüzler ile Hilmi Özkök ile karşılaştırın. Hiç bir benzerlik göremeyeceksiniz. Çünkü Hilmi Özkök'ün yüzü, kafa yapısı orijinal Türk’leri andırır.
Aynı dili konuştukları, aynı kültürü paylaştıkları halde Ezidi ve Müslüman Kürtler, ilk bakışta farkedilebilecek değişik yüz hatlarına sahiptir. Kara, uzun kaşı ve uzun, biçimli burnuyla, siyah uzun ve çoğunlukla örgülü saçıyla tüm Ezdi Kürt kadınları belirgin yüz hatlarına sahiptir. Yüzyıllarca içe kapanmış, iç evliliklerle soyunu sürdüren tüm azınlık topluluklar, onları ötekilerden ayıran ortak izleri taşır. Aynı özellikler Papau Guine’deki mamyam kabilelerde, Brezilya-Peru ve Kolombiya arasındaki ormanlık alanlarda yaşayan kabileler için de geçerlidir. Amazonlarda yaşıyor olsalar bile kabileden kabileye, belirgin farklar göze çarpar.
Büyükanıt ve benzer yüzlü muktedir zatlar
Osmanlı İmparatorluğuna, 15. Yüzyılın sonlarında İspanya’dan göçeden Sebatay Yahudileri de günümüze değin daima iç evlilikler yoluyla varlıklarını sürdürdükleri için Türklerden, Kürtlerden, öteki tüm azınlıklardan farklı yüz hatlarına sahiptir. Büyükanıt, Bir, Eczacıbaşı, Cem ve Cıvaoğlu’ndaki benzerlik buradan kaynaklanıyor. Sebatay Sevi ile birlikte Müslümanlığı seçmiş ve günümüzde kendilerini öz Türk olarak hissetseler de, özgül tarihi ve kültürel varlıklarını koruyorlar. Cok laik, çok Kemalist, çok egemen ruhludurlar; bir o kadar Batıya hayran, kendi halkına mesafelidirler. Bildiğimiz Ittihak ve Terakki tiplemesi. Türkiye’de en önemli askeri, diplomatik, ekonomik ve basın –yayın alanındaki etkili koltuklarda bu kökenden gelenleri oturuyor olması tesadüf müdür, kurulu bir düzenin işleyiş mekanizması mıdır, konumuzun dışında kalıyor.
Olimpiyat oyunları nedeniyle son günlerde Tv ve gazetelerde çokça çekik gözlü, oval yüzlü, köse, kaşı yok denecek kadar az, çok sayıda yüz görüyoruz. Güneyde Endonezya’dan en kuzeydeki Sibirya steplerine, doğuda Türkmenistan’dan en batıdaki Japonya’ya kadar Asya’nın bu geniş topraklarında yaşayan insanların tamamı çekik gözlü, köse ve oval yüzlüdür. Yüzlerin coğrafik dağılımına somut bir örnek. Derilerinin rengi ise Kuzeyden güneye doğru gittikçe kararmaktadır. Bir Tibetli kızıl deriliyken, Çinliler daha açık tenlidir. Japonlar sarı ve beyaz deriye sahipken, Filipinli ve Endonezyalılar daha koyu tenlidir.
Siyah saçlar ve siyah gözler, güneş ışınlarının dik vurduğu yerlerde, sarışınlar ve renkli gözler ise nispeten soğuk, yani güneş ısınlarının belli bir açıyla geldiği yerlerde yaşar. Bu nedenle mavi veya yeşil gözlü Asyalı ile sarışın Afrikalı yoktur.
Sanat-Siyaset dünyasında benzer yüzler
*Che Guevara’yı ona tıpa tıp benzeyen, onunla aynı dili konuşan ve kökleri muhtemelen aynı olan Latin Amerikalı oyuncu Benicio del Toro canlandırdı. Guevara Arjantinli, Del Toro Porto Ricolu.
*“Der Untergang” filminde Adolf Hitler’i ona çok benzeyen, onunla aynı dili konuşan, çok yakın bir yerde, Zürih’te doğmuş olan Bruno Ganz canlandırdı.
*Mele Mustefa Berzani’nin hayatını konu alan bir film yapılacaktı… Yönetmenliğini Mısırlı Kürt yönetmen Ali Bedirhan’ın yapacağı filmin başrolünde Ömer Sherif oynayacaktı. Ömer Sherif, Kürdistan’a pek uzak olmayan Mısır’da doğmuş, halen Fransa’da yaşayan bir aktör.
*Ali Haydar Kaytan ile Ali Haydar Şen (Şener Şen) arasındaki benzerlik, tek yumurta ikizlerinde görülebilecek nadir cinsten. İkisi de aynı isme sahip, aynı dini kökenden gelen, yaşları birbirine çok yakin, doğdukları yerler (Adana ve Dersim) çok uzak sayılmayan…
*Uygun bir makyajın ardından Nazmi Kırık, Celadet Bedirhan’a çok benzetilebilir.
*Bir gün Recep Tayyip Erdoğan’ın filmi çekilecekse en uygun yüz bence yine Karadenizli olan Nejat İşler’dir.
Bu örneklerde kabul edilebilir bir mantık varken, Trier’de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Karl Marx ile ondan yaklaşık bir buçuk asır sonra Marmara’daki bir adada doğan Ragıp Zarakolu (sakallı haliyle) arasındaki benzerliği nasıl açıklamalı? Yerim kalmadı, onu da siz açıklayın.
Yazar: Mehmet Sebatlı
Tarih: 2008-08-15