Hürriyetlerin Düşmanı Hürriyet

Zap yenilgisini, ordunun kaybolan itibarini ve PKK’nin kazanmış olduğu prestiji içine sindirmeyeceği belliydi. Hürriyet herhangi bir gazete değildir. Cumhuriyet gazetesi kadar eski olmasa bile, ondandaha çok devletçi olup, ondan daha çok rejim mühendisliği yapar. Hürriyet devletin reflekslerini yansıtmasıyla öteki gazetelerden farklıdır. Hürriyet devletin basın birimi, sözcüsü, bekçisi ve akil hocasıdır.

Hürriyet, daima darbe taraftarı ve kollayıcısı olmuştur. Hiçbir cunta Hürriyet'i üzmemiş tam tersi mutlu etmiştir. Mayıs 1969'da 1 milyon tiraja ulaşıyor ama bu uzun sürmüyor, 1970'te tiraj aniden 320 bine düşüyor. Çünkü basın tarihinde bir ilk yaşanmış, Hürriyet’in başına bir asker gelmişti. 1960 ihtilalinin kudretli kurmay binbaşısı Orhan Erkanlı 2 yıl Hürriyet'in yayın yönetmenliğini yaptı. Aslen Yahudi olan Erol Simavi, ağabeyi Haldun Simavi'den yardım istese de sonuç değişmiyor. Bu tipik örnek,Hürriyet'in yayın anlayışının deşifresidir. Hürriyet tarihi bu tür olaylarla örülüdür. Zamanına göre şerbet dağıtmasını bilen dengelerin adamı Ertuğrul Özkök, romantik cümlelerle darbe sempatisini satır aralarında yazarken, yeri gelince de 12 Eylül’ün nispi yanlışlarına değinir.

 

Asker olur, yargı olur, siyaset yapar...

Hürriyet, adının tersine daima özgürlük aleyhtarı yayınlar yapar. Örneğin “Türklüğü” eleştirilerden koruyan, düşünceyi suç sayan TCK’nin 301.maddesinin kaldırılması yönünde tavır takınmaz. O’nun idealindeki Türkiye’nin resminde sopalı devlet, uysallaştırılıp uyuşturulmuş halk vardır. Düşünce özgürlüğü, hapishane şartları, ölüm oruçları Hürriyet'in gündemine asla girmez. Bir mektuptan; bir folklor gösterisinden veya ilkokul çağındaki Kürt çocuklarının okyanusun öbür yakasındaki uzaklıkta söyleyeceği bir şarkıdan bölücülük çıkarabilir. Uğur Kaymaz Hürriyet’e göre eli silahlı bir teröristtir; katil polisler aleyhinde açılan mahkemede Uğur’un 12 yaşında birçocuk olduğu anlaşılınca da Hürriyet alışılagelmiş tavrını, daha doğrusu tavırsızlığını sergileyerek, olayı haber değerini görmek istemez.

Orduyu kutsayan, Mustafa Kemal’i ve reformlarını ölümsüzleştiren Hürriyet, bürokratik oligarşiyi üzmemeye endeksli yayınlarına, halktan kopuk ve halkın sorunlarından uzak kalmaktadır. Halkın değil,seçkinlerin gündemini önemser. Küçümsediği halkı, “Göbeğini kaşıyanlar” olarak alçaltmaktan geri durmaz; o halkın bir çocuğu dağdaki çatışmalarda ölünce de halkı hatırlar. Kışkırtıcı yayınlarıyla aynı halkı Kürt ve gayri Müslimlere karşı istediği yönde harekete geçirebilmektedir. Bunun için Web sayfasındaki Kürt karşıtı okuyucu yorumlarına bakmak yeterli. Birkaç çocuğun okul bodrumunda namaz kılmasını ülke meselesi halinde haber yapar. Zira halka olduğu kadar onun inançlarına da uzak ve soğuktur. Eski resimleri yeniymiş gibi sunar.  Bunları yaparken, yani halkı rejimin hassasiyetleriyle kışkırtmaya çalışırken en çok kullandığı değişmez başlıklar şunlardır: “Densize bakin”, “Bayrak tahriki”, “Bebek katilleri”, “Barzani’den küstahça sözler!”, “DTP provokasyonu”, “PKK oyunu”, “Sünnetsiz çıktı”, “Silah komşudan”, “Yunan uyandı”, “Ermeni dölü” vb.

Görmediği gerçekler, gösterdiği yalanlar

Türk askerini ve ordusunu övgüleriyle göklere çıkaran Hürriyet, tüm çatışma haberlerinde Genelkurmay Basın Bürosu gibi hareketederek gerilla kayıplarını katlarken, asker kayıplarını görmezden gelir. Askeri“şehit” ilan eder, gerillayı ise “ölü ele geçirilen terörist.” Her çatışmada enaz 40-50 gerillayı öldüren Hürriyet, 24 yıllık savaşın tüm kayıplarını ise PKK’ye yüklemeyi unutmaz. Bir çocuğun bile fark edebileceği bu tersyüz hesabı aleni yapmasının nedeni halktaki uysallık ve şovenizme karşı bas döndürücü saflığıdır.

Gözaltında kaybedilenlerin yakınlarından oluşan Cumartesi Annelerini görmezden gelerek onlara karşı Cuma annelerinin sokaklara dökülmesi olayları da Hurriyet’in ürünüydü.

Cizre’de insanlık panzerle sürüklenirken,Şirnak’ta çatışmada katledilen gerillaların kafaları gövdelerinden kesip eline alarak fotoğraf çeken cellat askerleri kahraman olarak niteleyen de Hürriyet”ti. Kürdistan’ın dört bir yanında yakılan köylerin ve ormanların dumanları göğü kaplarken sessiz kalan Hürriyet, 1987 yılından beri hep ayni resim ve propagandaya sarılarak Kürt gerillasını “bebek katilleri” olarak lanse etti.

Hürriyet’e göre Türkiye’deki faili meçhul cinayetler Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, A.Taner Kışlalı ve Necib Hablemitoğlu cinayetinden ibarettir. Aralarında 70’lik dede Musa Anter’in de bulunduğu 65 Kürt gazeteci ve muhabirinin, en az 8 bin dolayında yurtsever Kürdün faili meçhul cinayetlere kurban gitmesini bugüne kadar sayfalarına yansıtmaz.

Paranoyaları: Kürtler, Sosyalist sol, Azınlıklar ve İslamiyet’tir

Yakında 60.yayın yılını (İsrail’in devlet olarak kurulduğu 1948 yılından beriyayınlanıyor) kutlayacak olan Hürriyet'e göre Türkiye'de sadece Türkler yaşamaktadır. Bunu, “Türkiye Türklerindir' şeklinde logosuna taşıyarak basta Kürtler olmak üzere ülkede yasayan 26 farklı halk grubuna saygısızlık yapar. Lider olarak sadece Atatürk’ü, halk olarak Türkleri, dil olarak sadece Türkçe’yi görür.Kürdistan Hürriyet için tabii ki Güneydoğu’dur. Tüm 70 milyonu temsil iddiasındaki Hürriyet, üzerine basa basa “Hürriyet, Türkiye'dır.”Veya 'Biz 70 milyonluk bir aileyiz,' demektedir. Oysa bu ailede kardeşlerden birinin adı olmamasına, dili ve kültürü önünde engellerbulunmasına rağmen Hürriyet bunu göremez, aksine bu kardeşin kendini ifadeetmeye çalışmasını sürekli olarak “bölücülük” şeklinde deşifre ederek savcılaradava açma işareti verir. 

Kendisini “Türkiye” olarak lanse eden Hürriyet’in yazar kadrosunda tek bir Kürt yoktur. Soyunu inkar eden Türkleşen gizli Kürt var mı bilmiyorum.

Gururlanacağına üzülür, kınayacağına empatiyapar

Gazetecilik yapmaktan çok siyaseti dizayn etmeye çalışan Hürriyet, her mühendislik denemesinde çuvallamaktadır. Secimler öncesinde devletin bekası için milliyetçi hükümet senaryoları çizer. Kamuoyunu yönlendirmeye kalkışır ancak çoğu defa yüzüne gözüne bulaştırır. Tahminleri gerçekleşmeyince başta Özkök olmak üzere tüm yazar kadrosu pişkinlik göstererekyeni duruma uygun pozisyon almakta gecikmezler.

Susurluk, Şemdinli, çöplükte bulunan bombalar,banka hortumlayan, televizyonlara çıkıp kahraman edasıyla askeri nutuklar veren emekli general çeteleri, Sauna çetesi, Atabeyler ve en son Ergenekon gibi tüm oluşumlar Hürriyet yayın politikasının koruması altında ve garantörlüğündedir.Bunlarla ilgili haberler asla manşet olmadıkları gibi sürekli eksik bilgilerle üstü örtülmeye çalışılır.

Hrant Dink cinayetinde Özkök, “Bu çocukları anlamalıyız” mealinde katili koruyucu sözler yazarken, Şemdinli’de iki astsubay ve bir itirafçıyı halk suçüstü yakaladığında Ahmet Hakan, kitapevine bombanın kitapevi sahibi Seferi Yılmaz tarafından atılmış olabileceğini ima etmişti.

Cumhuriyet tarihinin en önemli uluslararası başarılarından olan, Türkçe’yi ve Türk edebiyatını dünyaya tanıtan Orhan Pamuk'un Nobel edebiyat ödülü almasına sevinmeyen Hürriyet, başyazar dahil tümyazar kadrosu, Pamuk’u hedefleyen yayınlar yaptı.

 

Özkök gazeteci mi, komutan mı, iş bağlayan mı?

Okyanusun ötesinde Kürtleri sayfalarına taşıyan bir gazete haberine karşı ‘alçakça’ kampanyalar düzenlemek bir gazetenin işi değildir. Irkçı bir parti veya derneğin yapacağı bir şeyi basın adına bir gazetenin yapması utanç vericidir. Demek ki bir Kürt savaşçısının hayvan sever olması onu öyle görmek istemeyen Hürriyet’e büyük acıvermiştir. Kürd gerillasının dünyaya romantik olarak gösterilmesi en çok Özkök’e dokunmuş. Galiba romantizm denilince onun aklına sadece Paris’te geçirdiği lümpen gençlik günleri geliyor. Gabar ve Oramar’da verilen askerkayıpları sırasında gazetenin başındaki Özkök hızını alamayarak F-16 uçaklarını havalandırıp Erbil üzerinden alçaktan uçurmak, “Türkiye’nin gücünü” onlara(Kürtlere) göstermek isteğini yinelerken ordu komutanı havalarına girmişti. O günlerde asker cenazeleriyle sisli hava yaratan bu gazetenin patronu ile hükümet arasında rafineri ve sigara üretimi için pazarlıklar yapılıyordu. Patron ahtapot gibi büyümek, Özkök kan üzerinden koltuğunu sağlama almak istiyordu. Aralık’taki ilk hava harekatıyla, “Konu komşu bilsin,elimiz ağır”dır türünden manşetler yazmak, kendini bir yerlere kanıtlamaya çalışan birinin hezeyanlarından başka bir şey değildir. Logosunda “Türkiye Türklerindir”ırkçılığı bulunan gazetenin yayın yönetmenliğini yapan kişinin anne vebabasının Türk değil, Bulgar göçmeni olduklarını unutmayalım...

 


Yazar: Mehmet Sebatlı
Tarih: 2008-08-11


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1449