İttihat ve Terakki partisinin imparatorluğu kurtarma diyerek imparatorluğu yıkmasından sonra Anadolu’ya çekilen sözüm ona Cumhuriyetlerin çoğu Osmanlı Subayı ve devşirmeleri, kendilerini Cumhuriyet kurucusu ve sahibi yerine koyarak Askeri Cumhuriyetle Osmanlı
artığı olarak Anadolu’da içlerine kapandılar. Tek parti dönemi Mustafa Kemal, İnönü ve bazı asker arkadaşlarının hegemonyalarında yürüdü. Demokrat Partinin 1950 de iktidar çoğunluğu elde etmesinden sonra Başta Mareşal Fevzi Çakmak olmak üzere bir grup Subay İnönü’ye
giderek, iktidarı Demokrat Partiye devretmeyin, ordu emrimizdedir, derler. İnönü bunu kabul etmez. Halk iradesine olan inancından değil. San francisco konferansından sonra İnönü Batı Cephesini seçmiş, Soğuk Savaşta batıyı bir şemsiye olarak kullanma yolunu tercih etmişti. Kısa bir süre sonra Nato’ya girilecek, Amerikan yardın alanlarından istifade edilecekti. Bu darbeci gelenektir. Jandarma Zulmü ve ceberut devlet idaresinden bıkan halk demokrat partiyi iktidara getirmişti.
İsmet İnönü Celal Bayar’la yaptığı gizli görüşmede şunu söyler; şu çelik kasada bile saklayamadığım iki devlet sırrını size söyleyeceğim;biri Kürt meselesidir. Kürt meselesinde taviz vermeyeceksiniz. İkincisi ise iktidarı size devrediyorum ama ordu benimdir. Ordunun onun olduğunu; Topkapı Suikastı, Kayseri’nin Himmet Dede İstasyonunda silahı çekip kalabalığı dağıtan subayların hareketlerini o dönemde genç üniversiteliler olarak yaşadık. Ordu ve gençlik İsmet Paşacıydı; bu durum 27 Mayısta ‘’Ordu-gençlik el ele’’ sloganına dönüştü.
1960 Askeri darbesinden önce Ordu içinde gizli ihtilal örgütleri vardı. 1957 de ‘’dokuz subay olayı’’ adını alan bir komplo, muhbir Samet Kuşen’in örgütü ihbar etmesi ile ortaya çıkmıştı. Bu dokuz Subay şunlardı; Faruk Güventürk, Samet Kuşen, Bahtiyar Yatla, Cemal Yıldırım, İlhami
Barut, Kazım Özfesat, Ata Tan, Ahmet Dalkılıç, Hasan Sabunen.
Bu dokuz Subay 1. Ordu mahkemesinde Hakim Turgut Lüleci’nin başkanlığında yargılandı, hepsi berat etti. Telefon açıp Celal Bayar’a ihbarda bulunan Samet Kuşen cezalandırıldı. Komplo Londra’da Kıbrıs antlaşmasından dönen rahmetli Adnan Menderes’in Yeşilköy hava alanında
enterne edilmesi üzerine planlanmıştı. Bu sekiz subayın yedisi bizim yattığımız hücrelere, Samet Kuşçu ise Kasımpaşa’daki Deniz kuvvetleri cezaevine konmuştu. 27 Mayıstan sonra Tekme Tokat tutuklanan İstanbul Merkez Komutanı Kemal Binatlı’nın yerine Merkez Komutanı olan Faruk Güventürk, bazen gece basar hapishaneye gelir. ‘’Yahu çok sıkıldım, gidip hemşehrilerimle bir çay içeyim dedim’’ derdi. Sonra kendi hücre yaşamını anlatır, “sizin hücrelerde yattım, bilirim, ama hareketin lideri benim” diye günde birkaç defa kapıyı açıp üstüme ya işer, ya da sidik dökerlerdi. Faruk Güventürk Arnavuttu, karısı Iğdır Aluska
Türklerindendi. İlk okulda da benim Öğretmenimdi. Çay faslından sonra bana takılır, “yalnız sen ihtilalci değilsin, ben de senin gibi rahat durmazdım. Harbokulunda gizli gazete çıkarttım, beni cezalandırdılar zar zor orduya döndüm,” derdi.
Sonrada Askeri Mahkemede dosyaları incelerken General Faruk Güventürk Milli Birlik Komitesine bir yazı yazmıştı ve şöyle diyordu; ‘’ Gidip bu arkadaşların şimdi yattıkları yeri gördüm, hepsi okumuş kültürlü insanlar, yattıkları yer onurlarıyla mütenasip bir yer değil, ya bunları mahkemeye çıkarın veyahut başka bir yere nakledin’’
Zaten kısa bir müddet sonra bizi Ankara’ya götürdüler ve Mahkeme başladı. Türkeş’in radyoda okuduğu 14 numaralı tebliği ile bütün hapishane kapıları açılmış, bir tek milli ideolojiye aykırı hareket eden biz kalmıştık. Bu adeta bizim orduyu ve askeri mahkemeleri ilk tanıma
fırsatımız olmuştu. İkinci randevumuz 1964 yılında 21 Mayısçılarla Mamak cezaevlerinde birlikte yatmamız oldu. Darbeye kalkışan Talat Aydemir ve arkadaşları 22 şubatta bağışlanmış, ama 21 Mayıs kalkışmasını hayatları ile ödemişlerdi.
Mamak’taki bir sohbette Fethi Gürcan’a şöyle bir soru sorduk:
“Sizin darbeniz başarılı olsaydı devleti nasıl yürütecektiniz ?”
“Ben devlet mekanizmasını ray üstünde silah zoru ile
yürütecektim’’ dedi.
İttihat ve Terakki’den bugüne ‘’Askeri Darbe’’ geleneği hiç son bulmadı.
Şimdi yeni bir dünya kurulurken siz artık Kürt sorununu ileri sürüp bir milyonluk orduyu besleyemezsiniz. Avrupa Birliği (AB) ordunun iç siyasette öneminin azalmasını istiyor. Ergenekon ABD’nin bilgisi ve müsaadesi olmadan sahneye konamazdı. Tekrar söyleyelim ki, biz Kürtler bu olaya tarafsız kalamayız. Ahmet Türk, Fırat’ın doğusuna gelin diye
devlete figan ediyor. Kürt cinayetlerin de içinde bulunduğu aydınlatılma ve Şeffaf devlet dönemi için: Ya evet ya hayır.
Yazar: Yaşar Kaya
Tarih: 2008-07-23