İki hafta önceki Görüşme Notlarında Öcalan, zorla saçlarının kazıtıldığını söylemişti. İsterseniz Öcalan’ın ilgili anlatımını tekrar anımsayalım
“Saçlarımı kazıttılar. Devlet, bunu ‘biz istediğimiz zaman seni kontrolde tutarız, istediğimizi yaparız, sen bizim elimizdesin, yirmi dört saat kontrolümüzdesin’ mesajını veriyor. Benim elimde İmralı yönetmeliği var, diğer cezaevi yönetmelikleri var. Yaptıkları saç kesme bunlara aykırıdır. Tabii bu yaptıkları siyasidir. Bunu yapmamanız lazım, dedim. Onlar da ‘biz saçınızı kesmek zorundayız’ dediler. Bu durum buradaki yetkilileri aşan bir durumdur. Emir en tepeden geliyor. Delikten, mazgal bakıyorlar. Mehmet Hayri Durmuş, ‘benim ölüm orucuna başlamamın nedeni bu delikten bakma meselesidir’ demişti. Yani kapı deliğinden sürekli kontrol ettikleri için ölüm orucuna yatmıştı. Tabii ben öyle bir eyleme girmeyeceğim ama bu konu önemlidir. Onlara bu yaptıklarının çok sakıncalı olduğunu söyledim. Zaten odada sürekli kamerayla gözetleniyorum. Ayrıca delikle oynamayın, ama böyle yapacaksanız mazgal açık kalabilir, dedim. Ama hayır o tarafa bu tarafa şak şuk diye çekiyorlar, ben birden irkiliyorum, kitap okurken rahatsız oluyorum, yazı yazamıyorum, dikkatim dağılıyor, hatta geceleri bazen uyuyamıyorum....”
Türk devleti, Dersim İsyanı sonrası sadece erkeklerin değil, sürgüne gönderdiği Kürt kadınlarının da saçlarını kazıtmıştı.
12 Eylül hapishanelerinde en çok işkenceyi saç kazıtma ve Tek Tip Elbise yüzünden görmüştük.
Kendi rızasıyla saçını kazıtmayan kişinin kollarını iki asker veya gardiyan tutuyor. Tutuklunun direnişi sandalyeye oturtmaya engelse, tutuklu yere çökertiliyor. Direniş daha da güçlüyse postalın bastırdığı kafayı koyun kırkar gibi kesip atıyorlar.
Bunun adı, Türk usulü aşağılama oluyor.
Zorla saç kazıtmanın öznesi bu kez PKK lideri Abdullah Öcalan’dır.
Öcalan, Türk devletinin otuz yıldır yenemediği PKK’nin ve her fırsatta bağlılığını kanıtlamış en az iki milyon Kuzey Kürdü ile bir o kadar da genel Kürdistan kitlesinin önder kabul ettiği bir kişidir.
Ortadoğu’da bir-kaç bin kişilik müridi olan tarikat liderlerine bile devletler ciddi yaklaşmaktadır. Kuzey Kürtlerine, onların örgüt ve liderlerine sıra geldiğinde kendi ana dillerinde görüşme yapmaya dahi izin verilmemekte, iyi uyuyamasınlar diye bir de mazgal kapakları şak-şuk diye çekilivermektedir.
Öcalan’ın saçının onur kırıcı bir biçimde kazıtılmasının iki yönü var. Birinci yön Türk devleti ile ilgilidir. Dört parçada Kürdün stratejik düşmanı olan Türk devleti Kürtleri ve onların liderlerini aşağılayacak çeşitli yol ve yöntemlere sahiptir. Yıllardır bunu yapmaktadır. Kürtler bu kafada oldukça daha da yapacaktır.
İşin Kürtlerle ilgili kısmı trajiktir. Türklerin Bulgaristan, Yunanistan, Mekodonya, Irak veya başka bir alandaki azınlık temsilcilerine bu tür muameleler yapılamaz. Yapıldığında Türk ulusalcılığı bunu kan davası haline getirir. Irak ve Güney Kürdistan’ı karıştırmakla görevli Türk timinin kafasına Amerikan çuvalı geçtiğinde, neler olduğunu gördük. ABD, bu davranışını telafi etmek için Türklere elli tür lojistik ve istihbarat servisi yaptı.
PKK ve ona bağlı güçlerin dört parçadaki etkinliğini sanırım yeniden hatırlatmak gerekecek. Doğu Kürdistan PKK kontrolünde, Suriye Kürdistan’ı PKK kontrolünde, Kuzey Kürdistan PKK kontrolünde, Öcalan tutuklandığında onlarca kişi kendisini cayır cayır yaktı. Cizre, Diyarbakır, Şırnak, Van, Hakkari, Mardin, Diyarbakır Öcalan’a bağlı olduğunu söylüyor ve buna uygun davranıyor...
Fakat Öcalan’ın saçı onur kırıcı bir şekilde kazıtılıyor.
Yukarıda saydığım etkinlikle Öcalan’a yapılan muamele arasında çok keskin bir zıtlık yok mu?
Öcalan’ın saçının zorla kazıtılması konusunda açıklama yapan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, aynı açıklamada bir de Türk kardeşliğinden ve mutlak olarak birlikte yaşamanın gerekliliğinden söz ediyor. Bu açıklamayı okuyan Türk yetkililer muhtemelen gülüyorlar ve şöyle diyorlardır:
“Bunların bir numarası yok. Hangi açıklamada neyin tepki, neyin siyaset olduğu; nelerin söylenip nelerin söylenmemesi gerektiğini dahi bilmiyor bunlar. İşlemlere devam...”
Bundan 5 yıl önceki yazılarımda DTP geleneğinin, sırt dayadıkları Öcalan’ı açıkça sahiplenmeleri gerektiğini söylemiştim. O sıralar PKK ve Öcalan ile ilişkimiz yok diyorlardı. Şimdi “Sayın Öcalan” diye dilekçeler veriyorlar. Bu yazıdan beş yıl sonra ne diyeceklerini söyleyeyim: “Öcalan bizim önderimizdir... PKK’de partimiz...”
Tabi bunu dediklerinde, köprülerin altından çok sular akmış olacak...
Takiyye siyaseti Sadece Türk İslamcılarında yok. Kürtler bunu daha ustalıklı yapıyor.
Binlerce militana ve milyonlarca dinamik kitleye sahip olan başka bir Ortadoğu siyaset liderinin kafası zorla kazıtılabilir mi?
Kazıtılırsa ne olur?
Bilmiyorum... 12 sene zorla kazıtılmış kafam karıştı...
Yazar: Hasan Bildirici
Tarih: 2008-07-13