Değerli Kardeşim Hasan Bildirici’nin epeyi ses getiren romanını yeni okudum. Hasan, romanının konusunu kendi Kürt coğrafyasından, Kürt ikliminden, dönüşü olmayan sarp yollardan ve Kürdistan dağlarında süren bir savaşın ölüm ve barut kokan keskin geçeğinden seçmiş. Öncelikle kendi dünyası da odur. Roman acı ve ıstırapların, olayların üründür. Hasan Bildirici, İsviçre’de gölün kenarlarında Kafe Şantanlarda şarkı söyleyen Yedinci Kemanı ve Edit Almara'yı dinlemede meraklı birisi değil. Zaman zaman yazılarında insanlıktan alacaklı olan yaşamını anlatır. Onun yaşamını etkileyen, Kürdistan olayının çeşitli cepheleridir. Onu anlatacak değilim.
Ama Hasan Bildirici masa başına geçip şıp diye roman yazmadı. Rus yazarı Semirnof Moskova varoşlarında göğüs göğüse vuruşmaların içinde yetişti. Hasan'ı ve romanını kimseyle mukayese etmek istemiyorum. Ama herkes yaşadığı toprağın üründürü. Hasan seçimini doğru yaptı. O Kürt ulusal direnişinin uzağında değildi. Onu tanıyordu ve onu da yazdı.
Bu romanın kahramanlarını hepiniz tanırsınız. Kimsi İstanbul ve Ankara’dan, Kimisi Kürt şehir, köy ve kasabalarından, kimisi Avrupa’dan yola çıkan Kürt gençlerinin amacı dağlarda yanan Kürt özgürlük ateşine kucak dolusu sevgi katmaktı, savaşçı olmaktı. Yani Partizan, yani gerilla olmaktı.
İstanbul’dan Kürdistan’a gitmekte olan Rojda’nın yol kenarında bulduğu bir kadın cesedi ve onun göğsündeki defterin notlarından yola çıkan yazar, mücadeleye yeni katılmışların yeri olan Lübnan topraklarındaki yeni yaşama nasıl başladıklarını, rüyalarını, hayallerini, hatta gizli aşklarını anlatır. Yeni insan yaratmak uğruna insanın içini boşaltan davranışlardan söz eder. Kahramanlar aşağı yukarı Hasan’ın hayatındaki kişilerdir. Onları iyi tanır ve öyle tanıtır. Ustalık burada uç verir. Roman iyi kurgulanmış.
Silahlı mücadeleye katılanların şekli, ruh halleri, bilinmeyen bir yola yönelişleri, dağdaki savaş yetenekleri, başarı ve başarısızlıkları gerçek hayattan çekilmiş resimler gibidir. Yazar bu dünyayı iyi tanımaktadır. Roman, yarısına kadar, Rojda’nın yol kenarında ölü bulduğu gerillanın göğsünden çıkan not defterindeki anlatımlara dayanır. Yasak aşklar, kıstırılmış duygular, insanı zorlayan yeniden biçimlendirmedeki isabetli anlatımlar dikkat çekicidir.
Kasaba emekli öğretmeni Cemil, yurtsever Avukat Şevket, askeri birlik komutanı Yüzbaşı ve Kürt yurtseverlerine yönelik cinayetler işleyip onları kaybeden Başçavuş uzak yakın hepimizin hayatına girmiş tiplerdir. Sürüp giden bir savaş ve savaşı besleyen halk karşı konumlanmış Şoför Ramazan gibi muhbirler halende çevrede cirit atan tiplerdir.
Bir kış kampı ardından verilen kayıplar ve İstanbul’dan başlayıp Haydar’ı Kürdistan dağlarına sürükleyen Sarya’nın aşk hikayesi... Yaptıklarıyla uyumlu bir Yüzbaşı Kemal portresi...
Çatışma sırasında el ve ayakları donmaktan parmakları dökülen Haydar’ın akıl almaz, can dayanmaz sızı ve ıstıraplarını okurken dayanabilme gücünüz tükeniyor. Ateş düştüğü yeri yakar. Yaşamayan bilmez. Bu anlatım başlı başına bir başarıdır.
Rojda, Rozerin, Sarya ve Haydar’ın gerilla yaşamı, cenazeleri, aşkları, pişmanlıkları; direniş ve kahramanlıklarıyla örülmüş roman, otuz yıldır Kürdistan dağlarında süren bir savaşın mercek altına alınmış bir bölümüdür. Henüz yazılmayanlar ise dağ dorukları kadar çoktur.
Rojda ile Sarya arasındaki diyalog herkse bir şey anlatmak bakımından önemlidir. Sarya kaçışını anlatır. Dağların olumsuz şartlarını sıralar ve der ki:
“Şehirlerin bilgili insanlarını dağ başlarına taşıdık.”
Rojda Sorar:
“Bu kadar umutsuz musun gerçekten?”
“Dağ savaşına ilişkin evet. Beş-on kişilik gruplarla yürüdükçe yürüyorsun. Pusu yiyor, pusu atıyorsun. Nereye ve ne zamana kadar. Şehirlerdir önemli olan ve insanlar şehirlerde, kasabalarda var. Şu halimize bak, bir yıl geçmeden çalı çırpıya döndük.”
Kürt edebiyat dünyası, sosyal ve siyaset dünyası için bir kazanç olan Hasan Bildirici’nin “Dönüşü Olmayn Yol” romanı herkes tarafından okunmalıdır.
Eline, diline, yüreğine sağlık sevgili Hasan...
Yazar: Yaşar Kaya
Tarih: 2008-07-03