Kavşaktaki DTP

Toplumsal yapı olarak olağanın olağandışı görüldüğü bir ülkedir Türkiye. İşler iki gün yolunda gitse tarlasındaki köylü bile ne olacak bu memleketin hali diye kara kara düşünmeye başlar!

Devletler, yasama-yürütme ve yargı erkleri üzerinde inşa edilir. Demokratik ülkeler hukuk düzenlerini Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığı ilkesine göre düzenlerken totaliter rejimler yargı ve yasamayı da yürütmenin tekeline alarak kuvvetler birliğine göre yapılanırlar.

Ancak gariplikler ülkesi Türkiye’de erkler ilişkisi ne demokratik ve nede totaliter formüle uyuyor!

a- Devleti ordu inşa etmiştir. Kurcu iktidar olarak devlet erki içinde rol üstlenen Silahlı Kuvvetler bu rolünü bugün de Genel Kurmay (Partisi) ile sürdürmektedir.

b- Irk esası üzerine kurulan Cumhuriyet, bir fetva kurumu olarak ırkçı rejimi daim kılma görevini de üniversitelere vermiştir. Meclis, üniversitelerden fetva almadan yasal bir düzenleme yapamaz/yapmamıştır.

c- Totaliter ideoloji ile donatılan yargı, statükonun kadim bekçiliğini üstlenmiştir. Irkçı rejim söz konusu olduğunda yasayı, anayasayı dinlemez hukuk adına elindeki ideolojik-politik çekici karşıt güçlerin kafasına indirir!

Devlet iktidarının üniforma ve cüppeliler arasında paylaşıldığı rejimler, karakteristik yapı itibariyle çoğulcu olamazlar. Toplumsal değişime paralel olarak evrime uğramaz, kırılırlar. Türkiye’de yaşanmakta olan da budur. Türkiye kaynıyor. Rejim çatırdıyor.

Biz yolumuza bakılım.

Hafıza-i Beşer

Bir önceki yazımızda DTP’nin yol ayırımında olduğunu söylemiştik. O yazıdan dolayı “ Sizin gibi .......lerin neyin peşinde olduğunu çok iyi biliyoruz! (Komplo teorileri dışında bildikleri hiçbir şey yok!) DTP’nin parçalanmasını beklemeyin! Sevinciniz kursağınızda kalacak! Varsa gücünüz kurun partinizi sizi de görelim.....!” içeriğinde bazı mektuplar aldım.

Sarım suyu etrafındaki köylüler, suyun önüne taş yığarak küçük gölcükler oluştururlardı. Durgunlaşan suya da buğday serperlerdi. Balıklar da göle serpilen buğday tanelerini boğuşarak kaparlardı. Ne kadar buğday yuttuklarına hatırlayamayan balıklar bir zaman sonra şişer, su yüzüne çıkarlardı. Köylüler de sağken hafızadan, ölüyken candan yoksun olan balıkları gölden sepetle toplarlardı....!

Kürt ulusal mücadelesi bu halkın en yiğit evlatlarının direnişi, alın teri ve kanıyla sulanarak bu günlere geldi. Toplumsal mücadeleler tarihi, hafızası insanlık tarihi kadar derin olmayanların balık akıbetine uğramaktan kurtulamadıklarının örnekleriyle doludur.

Eleştiri ve öngörülerimizdeki nida, bir iktidar kavgası değil, toplumda yaşanan hafıza kaybına karşı sadece bir feryattır! Bunun dışında bir gerçeğimiz yoktur.

Dört Duvarda Çatlak

1990’lardan sonra dünya devrimsel bir değişimden geçti. Türkiye ise bu değişime direndi/direnmektedir. Ancak rejim çürümüştür ve çatırdamaktadır. Rejimdeki bu kırılma Kürtlere fırsatlar sunmaktadır.

a- Teknik donanım ve nicel büyüklüğüne rağmen Türk ordusu hiçbir dönemde olmadığı kadar zorlu bir süreci yaşamaktadır. Astronomik askeri harcamalarla sömürü kaynağı, gerici-ırkçı rejimin bekçiliğini yapmakla da toplumsal baskı mekanizması haline gelen ordu, savunma pozisyonuna düşmüştür.

Yenilikçi dinamikler bu süreçte somut hedef olarak Kemalist rejimi ve Genel Kurmaya (partisine) yüklenirlerse başarı şansları yükselecektir.

b- ABD’de polisin bir zenciyi dövmesi ile başlayan siyah isyanda “ Adalet yoksa, devlette yoktur!” sözü slogan olmuştu.

İstiklal mahkemeleri, örfi idareler, Sıkıyönetim ile başlayıp DGM’lerle davam eden Türk yargı sistemi Kürtler için zaten siyasaldı. Günümüzde Türk toplumu için de siyasallaşarak adaletsizleşen yargı, devlette gedik açmıştır. CHP farelerinin bile panik içinde gemiyi terke hazırlanmaları bundandır.

Dolayısıyla başta DTP ve tutsaklar olmak üzere bütün dinamiklerin siyasal yargıyı tümden ret etmesinin zamanı gelmiştir. Çatlayan bu duvara böyle bir balyoz gerekiyor.....

c- PKK, Türk devletinin askeri saldırılarından dolayı yaşama iç güdüsüyle zorunlu bir savunmayı yaşamaktadır. Uluslar arası kuşatma da savunma refleksini güçlendirmektedir. PKK’deki siyaset belirsizliği, devletin yok etme siyasetinin zorunlu sonucudur. Baskılara karşı taktik geliştirirken toplumsal siyasetten kopan PKK, bu gün için toplum üzerinde politik etkinliğini sürdürse de ideolojik etkinliğini yitirme sürecine girmiştir. Paris Kürt Enstitüsü öncülüğünde yürütülen, DTP- KADEP ve HAK-PAR’ın imza koyduğu bildiri bu boşluğu doldurma girişimi olarak algılanmalıdır.

d- Takkiye ile iktidarı ele geçirip süreç içinde rejimin üçüncü ayağı haline gelen AKP, Kürdistan’da bile DTP üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyordu. Ancak Kemalist rejimin en gerici kurumlarıyla işbirliğine girince itibar erozyonuna uğradı. Bu durumdaki bir AKP’nin kapatılması rejime de fayda sağlamayacaktır. Büyük bir olasılıkla, AKP kapatılmayacaktır. Erozyona uğrayan AKP’ye karşı Kürt legal siyasetinin katlanarak büyüme olanakları artmıştır.

Sonuç olarak; DTP’yi var eden ve aynı zamanda onu baskıya alıp partileşmesi önünde engel olan dört duvarda da sarsıntılar yaşanmaktadır. Bu bir kavşak noktasıdır. DTP ve legal Kürt siyaseti yönünü bu kavşakta belirlemek durumundadır. Aksi halde tarihin Kürtlere sunduğu fırsat, bu kez de DTP eliyle heba edilmiş olacaktır. 


Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2008-07-02


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1414