1994 yılı bahar ayında, tarihin en anti-demokratik ve en kanunsuz uygulamalarını yöneten Çiller-Güreş ikilisi Kürdistan’daki Newroz kutlamalarına bir önceki yıl kadar müdahale etmeyerek pratikte serbest bırakmıştı. Aynı yıl, Başbakanlığını H.Kohl’ün, İçişleri Bakanlığını ise M.Kanther’in yapmış olduğu CDU-CSU hükümeti Almanya’daki Kürtlerin Newroz bayramını yasaklamıştı. Yasağa uymayan Kürtler, karşısında silahlarla kuşanmış, acımasız, soğuk Avrupalı yüzleriyle Alman polislerini bulmuşlardı. (Ne ilginçtir ki, yıllar sonra Türkiye’de Çiller ve Güreş, Almanya’da Kohl ve Kanther benzer nedenlerle, yani yolsuzlukla yargılanmışlardı.)
Sonuç: Newroz o yıl Türkiye’de nispeten sakin geçmiş, Almanya’da ise otoban işgalleri ve kendini yakma olayları dahil birçok şiddet olayına maruz kalmıştı.
Türkiye, niyeti malum olan nedenlerle TRT bünyesinde Kürtçe yayınlara hazırlanırken Almanya’dan gelen haber insanı derin kuşkulara sürükleyen cinsten.
Kürtler ile Türkiye; Kürtlerin dostlarıyla Türkiye’nin müttefikleri arasında tuhaf bir paradoks oluşmuş:
Kürtler lehinde Avrupa veya Dünyanın herhangi bir ülkesinde en küçük bir siyasi, ekonomik, hukuki gelişme anında Türkiye’nin diplomatik refleksiyle karşılık bulur.
Türkiye’nin bu ülkelerle yaptığı ve önemli çoğunluğu uniter yapıyı korumaya dönük tüm dış temaslara Kürtler korku ve endişeyle bakarlar.
Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülü, Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almasına sevinen Kürtlerin neredeyse tamamı, ırkçılığı hortlatan Milli Takım’ın futboldaki son dakika şanslarının eseri olan “başarıları”na sevinemiyor.
Almanların dün akşam Basel’de Yarı Final’de karşılaştıkları Türk Milli Takımı’na 3 gol atmasına sevinen Kürtler, aynı akşam duydukları Roj Tv yasağına muhtemelen şok olmuştur. Yedikleri üç gole üzülen “ortalama Türkler” eminim Roj Tv’nin faaliyetlerinin Almanya’da yasaklanmasına sevinmiştir.
Bu karşıtlık, kopuşun habercisidir!
Aynı topraklarda iç içe yaşayan iki halkın sevindiği ve üzüldüğü şeyler eğer bu denli karşıt nitelik almışsa sorun çok ciddi boyutlara ulaşmış demektir.
Kürtler ile Türkler arasındaki bağ (yani ortak duygu, ortak gurur, ortak endişe ve ortak hedef) bence her zamankinden daha da zayıftır.
DTP’nin üzerinde sallanan kapatılma tehdidi bu zayıflayan bağın kopmasına yol açabilir.
İşin en dramatik yanı, ortak bir ülkede yaşayan bu iki halkın sorunlarına dışarıdan yapılan müdahaleler. Türkiye’nin zaaflarını bilenler, onun tüm enerjisini içte harcaması için her türlü kışkırtıcılığı yapmakta sınır tanımıyor.
Genel Kurmay’ın yönettiği Türkiye, içte ve dışta Kürt karşıtı olan her adıma destek vermekten kaçınmıyor. Halklar arasında başgösteren ayrışma, Taraf gazetesinin son günlerde açığa çıkardığı “Toplumu Yönlendirme Planları”nın somut bir ürünü.
Halklar birbirinden uzaklaşıp kaybederken, ülke tek birinin evladı savaşta ölmemiş, hiçbirinin mal varlığı tam olarak bilinemeyen ve “dokunulamayan” askerler çiftliğine dönüyor.
Başa dönelim.
Almanya durduk yerde Roj Tv’nin faaliyetlerini yasaklamaz. Devletler, kendi içlerinde uluslararası bir sahayı ilgilendiren konularda hukuki, ekonomik veya siyasi bir karar almadan önce istihbarat örgütleri vasıtasıyla “derin bir alan çalışması” yaparlar. Elcilikler bünyesindeki istihbarat faaliyetlerine ek olarak gizli askeri ve sivil istihbarat gezileri, araştırmaları yapılır. Karşı tarafın dengi birimleri nezdinde nabız yoklamaları, çeşitli alışverişler için gizli temaslar kurulur. Diplomasi ve siyasi temas bunun ikinci ayağıdır. Sonraki iş altyapıdır ve onu da bürokratlar, teknokratlar yapar.
Yasak kararının gerekçesinde Roj Tv’nin, “PKK yasağını ihlal ettiği ve halklar arası uyuma aykırı yayın yaptığı” iddia ediliyor.
Gerçek neden asla bu değildir!
ABD, 5 Kasım görüşmesinde PKK’yi “Ortak düşman” olarak nitelerken bildiğimiz gibi Türkiye’den bir çok talepte bulunmuştu.
Acaba Almanya, bu kararıyla Türkiye’den ne isteyebilir?
Türkiye’de faaliyetleri engellenen Alman Vakıflarının çalışmalarına kolaylık getirilmesini... Ya da Kraliçe Elizabeth’in Türkiye gezisiyle bozulan AB’nin inisiyatif terazisini dengelemek...
Yazar: Mehmet Sebatlı
Tarih: 2008-06-26