Yapraklar açıldı.... Kürdistan’ı hem güneş ve hem de barut ısıtıyor. Bu arada pek de alışık olmadığımız sesler-uğultular da yükseliyor.
Neler oluyor gerçekten? Bilen var mı? Varsa beri gelsin!
-Milli Güvenlik Kurulu hükümete Güney Kürdistan’la olan hasmane tavırlardan vazgeçip yapıcı ilişkilere geçmesini bildiriyor! ( 1982 Anayasası MGK kararlarını bildirim olarak tanımlıyor)
Niyetlerden bağımsız olarak yapıcı her ilişki, objektif olarak içinde olumlu bir yön barındırır. MGK bildirimi de!
-Daha önceki hava ve kara operasyonlarında Türkiye’ye karşı tepki gösteren Federe Kürdistan Hükümeti, son bombardımanı suskunlukla geçiriyor. Bu da değişik faktörlerin devrede olduğunu gösteriyor.
- İmralı’da yağmur yağdığında Ankara’da şemsiye açan DTP, söylem değişikliğine gidiyor ve “PKK’nin yürüttüğü silahlı savaşın Kürt davasına zarar verdiği” söylemini geliştiriyor. HAKPAR ve KADEP de bu söyleme destek veriyor.
- DTP Kürdistan’daki toplantılarında “Kürtler Kemalizm’le barışmalı” söylemini artık ana tema olarak işliyor.
- Daha önceleri “PKK bildiğini yapsın! Ben burada düşmanın elinde esirim. Örgütü yönetmem ahlaki değildir!” diyen Öcalan tekrardan görev ve sorumluluk üstlenerek “PKK’yi sınır ötesine çekebilirim” diyor.
- Öte yandan, PKK ile düşük yoğunluklu savaş, ordumuza muazzam eğitim ve donanım olanağını sağlıyor, diyen Türk ordusu, tek bir PKK’li kalmayıncaya dek savaşın devam edeceğini tekrarlayıp duruyor.
- PKK, savaş şiddetlenecek diyor. Gençler Botan’a Özgür vatana, çağrılarını yapıyor.
Tabloyu karmaşıklaştıran iki tutum ve söylem daha var:
- Mesut Berzani Kürtlerin kendi aralarındaki kavgaları geride kalmıştır, diyerek PKK’ye karşı ortak operasyona katılmayı ret ediyor.
- Murat Karayılan da, biz bu dünyada yaşıyoruz. Tabi ki kendi dışımızdaki dünyayı ve güçleri de dikkate alıyoruz/alacağız, diyor. Bu, kendini evrenin merkezinde bir güç olarak tanımlayan PKK’nin irrasyonel (akıldışı) anlayış ve a-politikalardan uzaklaşabileceği anlamına geliyor.
Ve İran doğudan saldırıya geçiyor......!
Demek ki Kürt sorununun çözüm veya çözümsüzlüğüne gitmekte olan lokomotif makas değiştiriyor!
PKK’nin politik mücadele yöntemleri, mevcut siyaseti, savaş tarzı ve uygulamaları eleştirilebilir. Ancak bu eleştiriler bir ulusu yok etme suçunu (jenosid) işleyen Türk devletine karşı PKK’nin yürüttüğü savaşın insanlık mücadelesi olduğu gerçeğini değiştiremez. Şüphe yok ki PKK, insanlık tarihinin en haklı ve meşru mücadelesini yürütmüştür. Buna karşın çağdaş dünyanın dışında kalan siyaset ve uygulamalarıyla lanetlik terörist damgasını yemekten de kurtulamamıştır.
Kürt toplumunun mevcut politik-sosyal realite gerçeği PKK’yi yok ederek yeni bir denklem oluşturulmasına olanak sunmuyor. Buna karşın PKK de gerçekleşebilir politik tutum ve programlar geliştirme yerine, Mussolini faşizminin kopyası olan Kemalizm’i yüceltmek ve jenositten geçmiş Yahudileri suçlamak gibi irrasyonel tutumlara girmekte hala bir sakınca görmüyor!
Uluslararası çıkar dengeleri, güvenlik sorunları, politik oyun ve hileler yapay bir denklemin oluşmasına zemin sunar. PKK’nin politik renk matlığı ve pragmatist tutum tutarsızlığı da böyle bu zemine malzeme sunuyor. Denklemin asli unsuru yerini belirleyemeyince diğer unsurlar da PKK’yi denklemin dışına iterek çözüm üretebileceklerini sanıyor! Oysa ki denklemin bağımsız değişkeni olan PKK, diğer faktörleri de (politik duruş, iç işleyiş, uluslararası konjonktür gibi) dikkate alan bir açılım gösterebilseydi bağımlı değişkenler de kendiliğinden yerli yerine oturmuş olacaktı. Kürt sorunu denkleminin bağımsız değişkeni olan PKK, denklemdeki yerini belirleyemeyince sorunun önünde temel engel olarak algılanıyor.
PKK’nin 1990’lara kadar olan silahlı savaşımı zorunlu ve gerekli bir mücadele biçimiydi. Buna karşı çıkan kişi ve hareketler de Kürt davasında samimiyetten uzaktır. Ancak siyasal şiddetin (serhıldanların) ön plana geçtiği, sosyalist blokun yıkıldığı 90’lar sonrasında silahlı mücadele yöntemi ikinci plana düşmüştür. Zaten silahlı mücadeleyi temel mücadele olarak sürdüren PKK’ de 1992’den sonra gerileme sürecine girmiştir. (PKK 7. Kongre Merkez Komite Raporundan). Bu nedenle yürütülmekte olan savaşın Kürtlere zarar verdiği biçimindeki tartışmalar samimiyetten uzak değildir.
Savaş, toplumsal mücadelelerde sadece bir süreçtir. Toplumsal mücadeleye girişmek isteyen güçler toplumun geçmişini mevcut durumunu ve özlem duyulan geleceğini tahlil ederek programlar oluşturur, mücadele yöntemini belirlerler. Ancak mücadeleyi yürüten öncü güç kitlelere ulaştıktan sonra kendisi olmaktan çıkar ve halklaşır. Halka arz edilmiş ve kabul görmüş politikalarını talimatla değiştirme güç ve yeteneğini de kayıp eder. Talimatlarla oluşturulan programlarla birlikte öncü güç de anlamsızlığa itilir. Her görüşme notundan sonra isim ve program değiştiren PKK’nin anlamakta zorluk çektiği gerçeklik de budur.
PKK, 1999’da savaşı durdurduğunda kitleler Demokratik Cumhuriyet söylemine değil, anlamsız gördüğü savaşı durdurmaya destek verdi. PKK de Öcalan da bunu yanlış değerlendirdi.
Eğer yöntem halka gitmek ise, somut uygulama olarak halkın ezici çoğunluğu (isterseniz siz buna % 99 deyin) bu savaşın bitmesinden yanadır. Ve bu doğru bir tutumdur. Zira PKK ve Kürtlerin temel sorunu artık savaşıp savaşmamak değil, ulusal ve uluslar arası düzeyde meşru ve hukuki kabul görmedir. Kürtler ve politik öncüler bütün enerjilerini terörist damgasının kaldırılmasına yöneltmedikçe savaşmak da silahı bırakmak da çözüm olmayacaktır. Çözümsüz denklemin çözüm sırrı da budur....!
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2008-05-17