ESMER Karardı

ESMER Dergisi’ne 2005 yılı Ağustos ayından itibaren düzenli olarak yazdım. Esmer aylık bir dergiydi. O yıllarda Esmer’i, Ferzende Kaya ve arkadaşları yönetiyordu. Gönderdiğim yazılar normal olarak yayımlanıyordu.

2007 yılı Nisan ayında, Dergi’nin yönetimine Latif Epözdemir geldi. Latif Epözdemir Ferzende Kaya ve arkadaşları tarafından benimsenmedi. Bir süre sonra Ferzende Kaya ve arkadaşları dergiden ayrıldılar. Multi-Kulti adında bir dergi yayımlamaya başladılar. Latif Epözdemir yönetimindeki Esmer Dergisi’nde de yazmaya devam ettim. Bu dönemde Esmer teklemeye başladı. Örneğin Kasım 2007 sayısı çıkamadı. Kasım-Aralık tek sayı olarak çıktı (Sayı 35)

2007 yılı yaz aylarına, kendisine Esmer’in Ankara temsilcisiyim diyen bir arkadaş beni aradı.

Esmer adına Ankara’da yemek vereceklerini, yemekte bana plaket vereceklerini söyledi. Beni yemeğe davet etti. Plaketi kabul etmedim. Bu konuda Latif Epözdemir’in de ısrarı oldu. Kabul etmedim. Yemeğe de katılmadım. Yemeğe katılım az olmuş. Yemekle ilgili olarak, Ankara temsilcisiyim diyen arkadaşın tutumundan dolayı başka sorunlar da var. Latif Epözdemir, bana, Kasım ayındaki İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı yaklaşırken, “Esmer’deki yazılarını bir kitapta toplayıp fuara yetiştirelim” dedi. Bu öneriyi de kabul etmedim.

Derginin 2008 yılı Ocak ve Şubat sayıları yayımlandı. Mart sayısında yayımlanması için de bir yazı göndermiştim. “Kürtlerde Yaşam Dinamiği” başlıklı yazı. Yazıları, Esmer’de yayımlandıktan sonra, peyamaazadi’ye de gönderiyordum. Orada Türkçe’siyle birlikte Kürtçe’si de yayımlanıyordu. Derginin Mart sayısını beklerken, internette, 6 Mart 2008’de, diyarbakiryahoogroups’tan, Nevzat Çiçek’in, “Taraf Gazetesi’ndeki görevimle birlikte Esmer dergisini de satın aldık…” şeklinde bir duyurusuyla karşılaştım. Nevzat Çiçek bu durumu bir arkadaşına bildiriyordu. Bu beni çok şaşırtan bir haber oldu. Latif Epözdemir’in bu konuda, okuyuculara ve yazarlara herhangi bir açıklaması olmamıştı. Örneğin, Dergi’nin son sayısı, Şubat 2008 sayısında, (Sayı 37) bu konuyla ilgili bir haber, duyuru yoktu. Bu durumda, Latif Epözdemir’in açıklama yapmasını bekledim. 9 Mart 2008 tarihinde bu açıklama geldi. Yalnız bu, okuyuculara ve yazarlara yapılmış bir açıklama değildi. Dergiden alacağı olanlara karşı yapılmış bir açıklamaydı. Esmer Dergisi’nin devredildiğini, dergiyle hiçbir bağının kalmadığını açıklıyordu. Derginin, matbaaya, kağıtçılara, borcu varsa, su, elektrik, telefon faturalarından, kiradan vs. artık kendisinin aranmaması gerektiğini söylüyordu. Latif Epözdemir bu kısa açıklamasında şöyle diyordu. “2007 yılı Nisan ayından beri sorumluluğunu yürüttüğüm Ronak Kültür A.Ş.nin, bir markası olarak yayımlanmakta olan aylık Esmer Dergisi’nin imtiyazları Ronak Kültür A.Ş. tarafından devredilmiştir. Gerek benim gerek müdürü olduğum Esmer dergisiyle hiçbir ilişkisi kalmamıştır…”

Görüldüğü gibi bu açıklamada, Esmer’in kime devredildiği belirtilmiyor. “Gerek benim gerek müdürü olduğum Esmer Dergisiyle hiçbir ilişkisi kalmamıştır” cümlesi de bilgi vermiyor. Benim anladığım dergiden alacaklı olanlara bir şeyler söyleniyor. Latif Epözdemir’in bu açıklamasını okuyunca derin bir hüzne kapıldım. Hani köyler, üzerinde yaşayan köylülerle birlikte satılıyor ya, öyle bir duygu…

Esmer kapatılacaksa, satılacaksa veya devredilecekse, bir ay öncesinden, okuyuculara, derginin yazarlarına duyurulması gerekmez mi? Esmer’in bu şekilde yayın hayatına son vermesi çok üzücüdür. Okuyucuları ve yazarları umursamaz bir tutum, insan üzüntü veriyor.

Kişi olarak Esmer’le epeyce ilgilendim. Sık sık telefon eder, derginin durumunu örneğin neden geciktiğini sorardım. Kağıdın kalitesiyle, mizanpajla ilgili önerilerim de olurdu. Yalnız, Esmer’e telefonla ulaşmak çok zordu. Örneğin sabit telefon hiç açılmıyordu. Ferzende Kaya döneminde, Esmer’e cep telefonuyla ulaşmak bile zordu. 2006 sonlarında, bazı eksik sayıları tamamlamak için, Esmer’i çok aradım. Ama telefonla sağlıklı bir ilişki kuramadım. İstanbul’da olduğum bir dönemde, bir arkadaşımla birlikte, derginin Şirinevler’deki bürosunu ziyaret için gene aradık. Telefonla irtibat kuramamamıza rağmen gittik. Dergi bir apartmanın beşinci ve son katındaydı. Asansör birinci kattan başlıyordu. Birin kata çıkabilmeniz için ise, 15-16 basamak çıkmanız gerekiyordu. Arkadaşımla beraber çıktık. Birinci katta bizi şok eden bir durumla karşılaştık. Asansörün kapısı önüne dağ gibi çöp torbaları yığılmıştı. Çöp torbalarından kendimize yol bularak beşinci kata doğru yükselmeye başladık. Derginin beşinci kattaki bürosuna kadar vardık. Zili çaldık. Birkaç defa çaldık. Kapıya tık tık vurduk. Açan olmadı. Geriye döndük. Zor-bela, cep telefonuyla bir yöneticiye ulaştık. Eksik sayıları tamamlamak için dergiye kadar geldiğimizi, dergide kimseyi bulamadığımızı, kapının açılmadığını söyledik. Eksik sayıları göndereceklerini söylediler, eksi sayıların numaralarını yazdırdık. Ama bu sayılar bütün hatırlatmalarımıza rağmen gönderilmedi.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım olaydan beş ay kadar sonra, gene İstanbul’daydım. Gene arkadaşımla beraber, derginin Şirinevler’deki bürosuna gittik. Bu sefer telefonla randevulaşarak gittik. 15-16 basamaklı merdiveni çıktık. Birinci kata ulaştık. Asansörün kapısının önü temizdi. Sevindik. Beşinci kata asansörle çıkabilecektik. Asansörün kapısını açtık. Gene şok olduk. Asansörün kapısının önündeki çöp torbalarının asansörün kabininin içine doldurulmuştu… Bu sefer büroda arkadaşlarla görüşebildik. Eksik sayıları aldık 7-8 sayı eksikti. Dergide görevli bir arkadaş, bir paket halinde bunları bize verdi. Arkadaşlarla çöp işini de konuştuk. Asansörün, daha doğrusu binanın elektrik borcu varmış. Apartmandaki iş yerleri bir araya gelip, anlaşıp bu borcu sıfırlayamıyorlarmış… Beş katlı bir apartman. Her katta bir daire var. Demek ki, apartmanda beş iş yeri var. Esmer’e yazmaya başladığım aydan beri, yöneticiler, Beyoğlu’nda yeni bir yere taşınacaklarını söylüyorlardı. “Ne zaman taşınıyorsunuz” diye sık sık sorardım. Bir konuşmamızda, Latif Epözdemir, “derginin yarısını zaten taşıdık, geriye kalanı da kısa zamanda taşıyacağız” demişti. Ama bu tasarı gerçekleşmedi. Derginin yönetim yeri hep Şirinevler olarak kaldı. Esmer’in eksik sayılarını tamamlamak zor oldu. Paketi Ankara’da açtım. İki sayı yine eksikti. O iki sayı yerine, zaten mevcut olan başka iki sayı konulmuştu.

Dergilerin ön kapağında, “haftalık dergi”, “aylık dergi” gibi ibareler var, Ama Kürtlerin büyük kısmı bu ibarelere itibar etmiyor. Dergiler periyodik olarak yayımlanmıyor. “Aylık dergi” deniyor. Ama ancak dört ayda bir beş ayda bir ancak yayımlanabiliyor. Bu çok olumsuz bir durum. Aylık bir dergi, benden üçüncü sayısı için bir yazı istemişti. Gönderdim. Aradan bir yıl geçti, üçüncü sayı yayımlamadı.Sözünü ettiğim bu yazı için, yazıyı isteyenlerle, “İsmail Ağabey, yazıyı falanca yayın organında da yayımlayabilir miyiz?” şeklinde bir konuşma da oldu. “Evet” dedim. Üçüncü sayının neden geciktiğini sordum. “Çok yakında gerçekleşecek” dedi. Yazının, sözünü ettikleri o yayında yayımlanıp yayımlanmadığını bilmiyorum. Ama üçüncü sayı birbuçuk yılı aşkın bir zamandır hala yok.

Kürtler bu konuda duyarlı değiller. Düzenli olarak yayımlanan gazeteler, dergiler elbette var. Azadiye Welat, Özgür Halk, Dema Nu.

Esmer de gecikmelerle çıkan bir dergiydi. Ayın birinde, ikisinde, üçünde göründüğü olmadı.

“Aylık”, “haftalık” gibi bildirimlerin gereklerine uyulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Okuyucuya saygı ve güven verme açısından bu gereklidir. Derginin halkla iletişimi de şüphesiz iyi olmalıdır. Dışarıdan biri telefon ettiği zaman, yetkili bir kişiyle görüşebilmelidir. Dergi bürolarının düzenli apartmanlarda olması da önemlidir. Gerek apartmanda, gerek dergi bürosunda aşarı bir konfor aranmıyor ama, düzen, tertip, asgari temizlik şüphesiz önemli olmalıdır. Dört yıl kadar önce, İstanbul’da, Beyoğlu’nda Avesta Yayınevi’ne ziyarete gitmiştim. Aveste Yayınevi bizim için çok değerliydi. Fakat yayınevi, kırık dökük, karanlık bir apartmanda faaliyet gösteriyordu. Bu üzücü bir durumdu. Şimdi, Avesta Yayınevi daha iyi, aydınlık, ışıklı, düzenli bir apartmanda faaliyet yürütüyor. Avesta’ya böylesi yakışıyor.

2007 yılında, Esmer’deki bir yazıdan dolayı, İstanbul’da Asliye Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldı. Dava benden başka, birkaç yazar ve dergi yöneticileri hakkında da açılmıştı. Bu davadan dolayı, İstanbul’da mahkeme huzurunda ifade verdim. Bu duruşmada, dergi yöneticilerinden ve öbür yazarlardan kimse yoktu. Bu tür yayın organlarının soruşturmalarla, davalarla karşılaşması büyük bir olasılıktır. Davadan kaçmak, davayı küçümsemek doğru değildir. Düşüncelerin gerektiği yerde, gerektiği zaman savunulmasında, ilgili kurumların önünde savunulmasında büyük yarar vardır.

Esmer bu şekilde kapandıktan sonra, yukarıda belirttiğim yazıyı, internetteki sitelere gönderdim. Yazı, kurdistan-post’da yayımlandı.

Latif Epözdemir, yukarıda belirttiğim açıklamasında, okuyuculara ve yazarlara da teşekkür ediyor, yeni bir yayında birlikte olma umudunu dile getiriyor. Bu da beni şaşırttı. Bu kadar umursamazlıkla, okuyucuların, halkın önüne nasıl çıkacaksın Latif Epözdemir? Yazarlara, hangi yüzle, “tekrar birlikte olalım” diyeceksin? Okuyucular şöyle düşünebilir. Esmer’i eleştiriyorsun, Esmer’in hiç iyi bir yönü yok mu? Olmaz olur mu? Bunun için, Ağustos 2005 den itibaren, kapanıncaya kadar düzenli olarak yazdım.


Yazar: İsmail Beşikçi
Tarih: 2008-04-06


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1342