Gündeme Dair Kısa Notlar

İki gündemle yoğruluyorduk temel olarak. Biri –ki aynı zamanda geniş zamanlı gündemimizdir– yerel seçimler; diğeri, Zap Vadisi’nde Türklere yaşattırdığımız yenilgi, bunun Türk sistemini çatırdatması. Bir anda iki farklı gündemimiz oluverdi: Ankara sisteminin hükümet partisi AKP’nin –güya –kapatılması davası ve Neçirvan Barzani’nin bozuk adam Metiner’e sarfettiği sapır supur laflar.

Sonuncudan başlayalım o halde: Neçirvan Barzani doğru bir zamanda doğru bir iş yapmak isteyen Başbakan olabilecekken bir siyasetçi olarak kendini bitirmiştir. Hiçbirimizin unutmadığı ama hortlamasına karşı herkesin habire yerin altına altına teptiği bir kötü siyaset dönemini, brakuji dönemini, olabilecek en kötü şekilde gündeme taşımıştır. İyi birşeymiş gibi, Kürd kanı dökmenin karşılığını Türklerden bulamamanın hesabını anlattı. El insaf ! Kürd siyasetçisi Kürd insanını şaşırtmada ve küçük düşürmede sınır tanımıyor…

Röportajı yapan Mehmet Metiner’e kısaca değinecek olursak. Kürdlerin siyasal yoğunlaşması yavaş yavaş somutlaşır ve kendini hissettirirken bu adamın Kürd tarafında olmadığı kesindir. Türk tarafındadır. Dolayısıyla Kürdlerin değil Türklerin bir ‘varlığı’ ve sorunudur. Bir ara birine gönderdiği bir mailde ‘tüküreyim müküreyim’ gibi önü arkası olmayan sözler sarfetmişti. Kimse senin yüzüne tükürmez Metiner ama yanlış ağaca yuva yapıyorsun. Bu tarafta olmadığın için de senin sap olduğun balta bizim ağacı kesemez (Destké bivir ne ji dare be, dar nakeve). Var oyalan Türk bahçesinde, varsa bir çorban iç diyeceğim ama tekmeyi yediğin gün yine Kürdistan sofrasında kendine çöp arayacaksın, biliyoruz. Kaderidir senin gibilerinin.

Zap Vadisi çatışmasını kısaca analım yeniden. Bir çatışma olarak dar alanda kısa sürmüş olmasına rağmen tarihsel olarak bir dönüm noktası olmuştur. Bu mini zaferimizi kendi gündemizde yeterince işleyebildiğimiz kanısında değilim.

Zap’ta Kürdler olarak Türkleri ilk defa kendi gücümüzle durdurduk ve geri çekilmeye zorladık. Hem de sadece askeri değil, uluslararası koşulların Türklerin aleyhine olması nedeniyle aynı zamanda ve çok daha önemli olmak üzere siyasi bir zaferle sonuçlandırdık çatışmayı. Türklerin, Kürdleri çok boyutlu bir planla sindirme ve bölgede yıldızlarını yeniden parlatma senaryolarının ürünüydü Zap alanına saldırmaları. Bir avuç Kürd savaşçısının, ayrıntılarını henüz dahi bilemediğimiz Zap Direnişi ve Güneyli Kürd halkının Türk tanklarını ileri uç karakollarına hapseden iradeleriyle Türklerin tüm Kürdistan ve bölge hesaplarını tuzla buz ettik. İktidar kavgaları ise yenilgiyle geri çekilmelerindendir.

Buradan, AKP’nin güya kapatılması davasına geçecek olursak; Kürdistan’da çok boyutlu hesaplı olan bu davanın ilanı zamanlamasını Zap’tan ve Zap yenilgisiyle Ankara’nın temellerinden sarsılmasından ayrı düşünmemeliyiz.

Büyükanıt’ın sorgulanan komutanlığı, yaklaşan ‘Türk Askeri Şurası’ bir anda gündemden düştü; CHP ve MHP’nin Türk ordusunu ve komuta kademesini papaza çeviren polemikleri bir anda gündemden düştü; AKP, Türk Devleti ve Türk ordusunun bir ve aynı olduklarını halk nezdinde zihinlere kazıyan görüntüler ve ifadeler bir anda gündemden düştü. Aslında hiçbiri gündemden düşmedi, doğrusu hepsi gündemden düşürüldü. Dolayısıyla Ertuğrul Günay doğru demektedir: bu dava bir Ergenekon Operasyonu’dur.

Güya AKP kapatılacak! Güya davayı görecek mahkemenin üyeler Sezer tarafından atanmışmış… Hey yavrum hey...

‘Türk Anayasası Mahkemesi’ Başkanı Haşim Kılıç yıllarca önce Turgut Özal tarafından seçilmiştir üyeliğe. Muhtemelen Nakşidir. Eşinin başı her zaman kapalıydı. Bu iktisatçının ‘Türk Anayasası Mahkemesi’ üyeliğine hiçbir zaman itiraz edilmemiştir. O mahkemenin başkanlığına uzanan sessiz serüveni ortadadır (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C5%9Fim_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7 ). Adeta orada uykuya yatırılmış özel görevini bekleyen eleman gibidir (kimin elemanı?).

Türklerin oyunu hep aynı: “Alavere dalavere, Kürd Memed nöbete”. Bu seferki hesapları yerel seçimler.

Yerel seçimlerde Kürd siyaseti kendini, merkez Kürdistan diyebileceğimiz bölgeye sıkışmışlıktan kurtarmak üzere strateji belirlemelidir. Murat Karayılan’ın açıklamaları da bu yönlü olmuştur. Merkez Kürdistan’da ve Kürdistan’ın Kuzeyinde (Ağrı – Kars) güdülecek din popülizmiyle ne AKP ne ordu başedemeyeceklerinden, birkaç ‘mele’nin daha ekranlara çıkarılması, hatta bazı yurtsever tarikat insanlarının kimi görevlere talip edilmeleri yerinde olur. Bu kadar populizm normal sayılmalıdır.

Stratejik hedefse Kürdistan’ın güneybatısı olarak tayin edilmelidir. İçeriği boşaltılan Alevilik, bölgeleri kendilerinden arındırılan Alevi Kürdler ve sonuç olarak kaybedilen güneybatı Kürdistan. Bu konuda bir arayış içinde olan PKK, bahsettiğimiz bölge Dersim olmamasına rağmen, Alevi Kürdlerin tarihsel merkezinin Dersim dergahları olduğunu araştırtabilir (yanılmıyorsam altı dergahtan beşi Dersim’dedir) ve kadim ilişkilere hayat öpücüğü verilmesi suretiyle örgütlenme ağı tarihsel olarak Dersim dergahları olan bu bölgede yeni ve Kürdistani örgütlenme kanalları açılması denenebilir.

Türk Devleti’nin Dersim Alevi dergahlarını kapatmasıyla Alevi Kürdler (ve elbette Alevi Türkler) siyasi birliklerini yitirmişlerdir. PKK bu dergahları canlandıracak siyasi desteği vermekle, bölgeyi tekrar Kürdistan ana gövdesine kazanabilir. Koçgiri, Kangal, Sarız’dan, Adıyaman (Semsur) Malatya ve ilçelerine; Elbistan’dan Pazarcık, İslahiye’ye ve oradan bugünkü Suriye içlerinde kalan Kürdistan bölgesine dek uzanan ve her Kürdistan haritasında geçen Alevi Kürd bölgesinden bahsediyorum. Böylesi bir yeniden canlanma durumunda, bölgelerinde Türklere karşı iyice sinik duruma düşen bu Kürdler yeni bir ruhla üzerlerindeki Türk tahakkümünü kırma teşebbüsüne girişebilirler.

Kürd Melelerin kullanılmasından dolayı şüpheniz olmasın Türk devleti fısıltı gazetesini kullanarak Alevi Kürdlerin -kimbilir belki Koçgiri’den kalma- ‘Şafii Kürd’ fobisini kaşıyacaktır. O dergahları tekrar ve Kürdistani ruhla canlandırmak amacıyla temas kurulacak / hareketlendirilecek bölgede yerleşik ve ulusalcı Kürd ‘dedeler’, melelerle –henüz- yanyana olmasa bile aynı ekranlara taşınmakla bir negatif propagandanın da önüne geçilmiş olunur.

Belki yazmak için erkendir ama, Dersim Alevi dergahlarını canlandırmak, sadece Kürdistan’ın güneybatısını değil, bu dergahların tarihsel ilişkileri olan olan Kakai Kürdlerin de kapılarını çalmak olur. Kakailerin Alevilerinkinden daha iyi korunmuş arşivleri olduğundan hareketle, Kakai - Alevi ilişkilerinin araştırmaları Güney ve Güneydoğu Kürdistan bölgelerinde yapılmalıdır. Her iki konuda da Mehmet Bayrak gibi araştırmacılardan faydalanmak, Ozan Emekçi gibi önde gelen Alevi Kürd ozanlarla ilişkiye geçmek, akıllarından yararlanmak düşünülebilir.

Biraraya gelemeyecek kadar iradesiz Kürd siyasetçilere gelince: Kürdler uluslaştıkça ve siyaset merkezileştikçe hedi hedi temizleniyorlar!


Yazar: Mehmed Alî Husêdin
Tarih: 2008-03-18


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1315