Kürtlerde Yaşam Dinamiği

Metin Aktaş, Nişancı isimli romanında 1925 Kürt ayaklanmasını anlatıyor. (Doz Yayınları, Nisan 2005, İstanbul)

Savaşın, insanlara, ailelere, köy topluluklarına nasıl yansıdığı, ilişkileri nasıl etkilediği ilgiyle izleniyor. Romanda, dikkatimi, ilgimi çeken bir bölüm var. (s. 300-308) Bu bölümde dile getirilen olgular, ilişkiler üzerinde biraz durmak istiyorum. Savaşın kızıştığı, yaygınlaştığı bir dönem. 1925 Şubat sonları, Mart ortaları… Ağır kış koşulları hükmünü sürdürüyor. Bazı yörelerde bir metreyi bulan, bir metreyi geçen kar var. Kar yağışı devam etmektedir. Köyler, evler yakılmaktadır, yıkılmaktadır. Askerler, köylerde canlı olarak ne bulurlarsa öldürmektedir. İnsanlar, aileler canlarını kurtarmak için bu koşullar içinde dağlara sığınmaktadır. Evlerinden, köylerinden çıkamayanlar, kaçamayanlar öldürülmektedir. Dağlara sığınabilmek için hareket halinde olan insanlar, aileler, ancak kendilerini götürebilmektedir. Hayvanlarını yanlarına alamamaktadır. Hayvanlar köylerde, ahırlarda kalmaktadır. Güvenlik güçleri ahırları içindeki hayvanlarla birlikte yakmaktadır. Köyler, yollar, insan ve hayvan cesetleriyle doludur.

Böyle bir ortamda, büyükçe bir kafile, kendi köylerinden daha güvenli olduğunu düşündükleri başka bir köye doğru hareket halindedir. Kafilede, kadınlar, çocuklar, yaşlılar vardır. Kafile ateş altında yola devam etmektedir. Yakın bir mevziden askerler kafileyi ateş altında tutmaktadır. Yük taşıyan kağnılar vardır, fakat kağnılar kar üzerinde hareket edememektedir, ilerleyememektedir. Kağnılar, sık sık devrilmekte, tekerlekleri kırılmaktadır. Yük taşıyan kağnılara, atlara katırlara özel olarak ateş edilmektedir.

Kafilede hamile bir kadın vardır. Kocası herhalde milistir, çatışma alanlarındadır. Doğum yapması an meselesidir. Kadın doğum sancıları çekmektedir. Yanında, kendisiyle ilgilenen dilsiz bir kadın vardır. Kafile ateş altında yola devam etme çabasındadır. Hamile kadın doğum sancıları çekerek ilerlemeye çalışmaktadır. Doğum anı gelmiştir, karın üzerine çöker. O anda, askerlerin açtığı ateş sırasında, bir kurşun, kadının sırtından girer göğsünden çıkar. Kadın ölmüştür. Tam bu sırada bir bebek bağırtısı duyulur. Anasının karnından karın üzerine düşmüş bir bebek…Bağıran, ağlayan bir bebek… Bütün bu gelişmeleri kafileyle birlikte hareket eden milis Emin yakından izlemektedir. Milis Emin kadının doğum yapacağını bilmekte, ona yardım etmeyi kurmaktadır. Bebek karın üzerine düşer düşmez milis Emin bebeği kapar, kucağına alır. Hançeriyle bebeği anasına bağlayan kordonu keser. Yine hançeriyle, hemen orada ölmüş başka bir kadının fistanından bir parça yırtar, bebeği bu beze sararak yoluna devam eder. Kucağında bebek, omzunda tüfek ilerlemeye çalışır. Milis Emin kafileden ayrılır, bebeğe bir parça süt bulmak için yakılan yıkılan köylerde, evlerde dolaşır. Her taraf yanmaktadır, bazı yerlerde dumanlar tütmektedir.

Milis Emin, bebeğe bir parça süt bulabilmek için, günlerce, harabeler haline dönmüş yıkıntılar içinde, köyden köye, evden eve dolaşır durur. Ne süt bulabilir ne de yiyecek…Sadece, yanan bir evde, bir tarafı yanan bir sandıkta, biraz daha büyükçe bir bez bulur. Bebeği bu beze sarar. Bu arada, günlerce süren açlıktan, susuzluktan dolayı bebeğin sesi soluğu kesilir. Milis bu halde, ayaklanmanın lideri Şeyh Said’e kadar gider. Milis Emin Şeyh Said’in özel habercilerinden biridir. Başından geçenleri, doğumu, ananın ölümünü, bebeğin durumunu, bebek için süt aradığını, bulamadığını anlatır. Şeyh Said bütün bunları gözleri yaşararak dinler. Bebeği kucağına alır, öper. Bebek Şeyh Said’i sevindirmiştir. Adamlarından, yeni doğum yapmış bir kadın bulmalarını ister. Kısa zamanda Rojda ve kocası Yusuf gelirler. Şeyh Said kısaca durumu onlara anlatır. Rojda’nın bebeği emzirmesini diler. Rojda bebeği emzirir. Bebeğe can gelir, bağırmaya başlar. Bu durum odada bulunan herkesi mutlu eder. Şeyh Said Rojda’ya ve kocası Yusuf’a “bu bebeğe de bakar mısınız?” der. Rojda, “evet efendim” diyerek bu dileği seve seve yerine getireceklerini söylerler. Şeyh Said onlara bir miktar para verir. Onlar parayı kabul etmezler. Şeyh Said zorla, Yusuf’un cebine bir miktar para koyar. Bu arada, bebeğin cinsiyetini merak ederler. Rojda, bebeğin kız olduğunu söyler. Bebeğe bir isim ararlar. Zel ismini koyar Şeyh Said… Zel milis Emin’in, kavuşamadığı sevgilisinin adıdır. Şeyh Said, habercisi milis Emin’in, bu durumunu bilmektedir. Haberci milis Emin Alevidir. Şeyh Said milis Emin’in bu durumunu da bilmektedir.

Romancı Metin Aktaş, savaş içinde, ateş altında meydana gelen doğumu böyle anlatmış. Kanımca bu bölüm romanın ilgi çekici yönlerinden biridir. Bu ilişkileri, bu süreci nasıl değerlendirmek gerekir? Buna ilişkin bazı düşüncelerimi ve duygularımı belirtmek istiyorum. Bu olgu, bu süreç Kürtlerdeki yaşam dinamiğini etkili bir şekilde ortaya koymaktadır. Üreme, çoğalma duygusu…Baskı altında olan bütün toplumların, bu tür duygular ve düşünceler içinde olması, doğaldır. Kürtlerde bu duygular ve düşünceller daha belirgindir. Savaşın en kızıştığı dönemlerde bile, en yoğun alt-üst olma durumlarında bile,evlenmeler olmakta, düğünler yapılmakta, doğumlar gerçekleşmektedir. Doğa ile böylesine iç içe yaşam, çetin doğa koşullarının üstesinden gelme azmi, bu tür duyguları ve düşünceleri pekiştirmektedir. Hiner Salem de, Babamın Tüfeği (çev. Heval Bucak, Avesta 2005) kitabında, Güney Kürdistan’a ilişkin olarak benzer durumları anlatmaktadır. Irak’ta, “Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin de böyle bir alt-üst olma durumunda dünyaya geldiği bilinmektedir.

Çocuk gelecektir. Ana bir kurşunla öldürülmüş, çocuk yaşamaktadır. Çevrenin, yani milis Emin’in gayretleri, hareketin lideri Şeyh Said’in ilgisi bebeği yaşatmaktadır. Şeyh Said, kendi askeri yeteneklerinin sınırlarının bilincinde olan, vakitsiz başlamış bir ayaklanmayı durdurmaya, yaygınlaşmasını engellemeye çalışan, fakat bunu başaramayan, durmadan Cibranlı Halid’in eksikliğini dile getiren bir liderdir. Kalabalık fakat örgütsüz bir halkın, yeterli silah araç ve gereçlerine sahip olmayan bir halkın, başarıya ulaşamayacağının bilincindedir. Kazmalarla, küreklerle, baltalarla, deyneklerle savaşın kazanılamayacağını bilmektedir. Uçaklara, mitralyözlere karşı bunların hiçbir hükmü yoktur. Yenilgi yaşadıklarını hisseden bir liderdir. Bu bakımdan, Şeyh Said, kanımca, yaşayan, yaşatılan bu bebeği, gelecekteki Kürtler olarak, ayakta kalacak Kürtler olarak algılamaktadır.

Devletin temel Kürt politikası asimilasyondur. Asimile olmayanlar, asimile olmamak için direnenler ise, şu veya bu şekilde yok edilmektedir. Halbuki, Kürtler öldürmekle bitmez. Üreme, çoğalma duygusu, baskı altında olan, sık sık zulümle karşılaşan toplumların çok önemli duygularından biridir. Asimilasyon ise, şu aşamadan sonra, başarıya ulaşması olanaksız bir politikadır. İnsanlara Türkçe öğretebilirsin, hatta onların Türkçe konuşma yapmasını, Türkçe yazmasını sağlayabilirsin, fakat onlardaki Kürtlük duygularını yok etmek artık mümkün değildir. Bu duygularsa, dile kültüre ilgiyi elbette geliştirecektir. Bu çağda asimilasyon geleceği olmayan bir politikadır.

Tek parti dönemi, çok partili dönem hep, “Kürtleri nasıl asimile edebiliriz?” raporlarıyla doludur. Emekli subayların, emekli generallerin, emekli yargıçların, üniversite profesörlerinin, kamu yönetimine bağlı yüksek bürokratların vs. hazırladıkları raporların yaşama geçmesi için, dile getirilen önerilerin yaşam bulması için çok yoğun çabalar harcandığı da bilinmektedir. Bu sürecin belirli bir başarı, hatta bazı alanlarda büyük bir başarı elde ettiği de açıktır. Fakat bundan sonra asimilasyon politikalarının, asimilasyon uygulamalarının ters tepeceği de besbellidir.


Yazar: İsmail Beşikçi
Tarih: 2008-04-10


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1309