Korku ve şaşkınlık

Aydınlar! Demokrasinin yolu Kürtlerle dayanışmadan geçer

Dünya yeniden “karışmaya” başladı. “Soğuk savaş” dönemine yeniden dönülüyor. Kosova’nin bağımsızlığından sonra sıcak çatışmalar ortamına hızlı adımlarla gidiliyor. Tarihin bir çok dönemecinde olduğu gibi, bu gün de Balkanlar ve Ortadoğu yeniden yangın yerine döneceğine benziyor...

Türkiye sürtüşmeli ve çelişkili bir sürece girmiş bulunuyor. Ağır bir risk ve tehditlerle karşı karşıyayız. Denetimden çıkmış bir sosyal ve kültürel altüst oluş süreci yaşanıyor. Emek-sermaye çelişkisinin üstünü örten, tehlikeli bir kutuplaşmanın sosyal temeli derinleşiyor. Bugünkü hükümet ne derse desin, kimi makro göstergelerdeki nispi iyileşme eğilimleri ne olursa olsun, Türkiye’nin ekonomik gelişmesi tehditler altındadır.

Ortalık toz, duman. Halk yoksulluktan boğulmuş durumda. Herkes şaşkın. Korkuyla hangi dala tutunacağını bilemiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin birliği demokratik, adil, barışçı bir temel üzerinde değil, yıldırıcı, sindirici, baskıcı, korkular etrafında kuruldu. Bu nedenle halkların özgürleşmesini ve Cumhuriyetin demokratik bir nitelik almasını engelledi. Yaşamın her alanındaki yaratıcı inisiyatifi felce uğratan bu politika günümüzde Kürt korkusu olarak devam etmektedir. Bu korku yoksul insanların gelecek korkusu ile birleşiyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihi Kürt isyanları ve askeri darbeler tarihi olması bir rastlantı değildir. Halkın onurlu bir benlik kazanmasını ve barışçı bir tutum takınmasını engelleyen nesnel durum budur. .

Ne yazık ki toplumun vicdanı, aklı ve güven limanı olması gereken aydınlarının büyük bir çoğunluğu bu korku tüccarlarının tuzağına düşmüştür. Yıllardır yaşanan savaş ve çatışmalar onların büyük çoğunluğunu korku zincirine bağladı. Bu günlerde Kürt sorununun çözümü için kimi aydınların var olan uğraşları ne yazık ki henüz genel kanıyı değiştirme düzeyde değildir. Her şeye rağmen bu girişimler büyük önem taşıyor, aydınların Kürt sorunu ve ülkenin demokratikleşme ilgilenmelerini tetikliyor. Ülkenin üzerine serpilen “ölü toprağın” kalkmasına önayak oluyor. Kaldı ki aydın olmak, sadece var olan haksızlığa karşı durmakla yetmiyor, ayni zamanda haksizliğin ortadan kalkması için çözüm projelerini öretmeleri gerekir.

“Aydınlar” genel olarak savaşların nedenlerini çok iyi biliyor ve anlatıyor. Savaşların yarattığı yıkımların da ne olduğunu görüyor. Ama kimi aydınlar kendi ülkesinde yürüyen savaşı düşünemiyor. Düşünen aydınların başına gelenler karşısında düşünmekten vazgeçiyor: “Bu savaş değil, bölücü terör” diye mırıldanıyor. Senelerdir egemen güçler ve AKP yönetimi Kürt partilerini tasfiye ve “Kürtleri yok sayma” planında liberal aydınlara büyük önem verdiler şu ya da bu düzeyde onları yürüttükleri politikalarına alet etmeyi başardılar.

Başta liberal aydınlar olmak üzere tüm demokrasi güçleri bilmelidir ki, savaş koşullarında, imha ve yok sayma zemininde AKP demokratik reform yapamaz, ülke özgürleşemez. Kimi sözler verilse ve kimi adımlar atılsa bile, yapılan reformlar, türban yasağının kalkışında olduğu gibi demokratik sonuçlar doğurmaz. Onlar AB için reform yapmakla, savaşı sürdürmenin bağdaşmadığını anlamalıdırlar. AKP’ye “Şartlı” destek vereceklerse, bu “şart” mutlaka savaşı durdurma şartı olmalıdır. “Liberal aydın”larımız Dolmabahçe Sarayında Kürt konusunda varılan, (CumhurBaşkanın AKP’nin seçmesine karşılık Kürt sorunu askere havale edildi) ve türbanın serbest kalması karşısında, “Ergenekon çetesinin” kapatılması zemininde devam eden anlaşmanın ayrımına varmadılar mi?

Kürt sorununu çözmüş Türkiye’de, bir zamanlar NATO tarafından kurulan ve bugün “derin devlet” olarak tanınan gizli bir orduya da ihtiyaç kalmayacaktır. Hukuk dışı para-militer örgütlerin varlığını hiç kimse, hiç bir gerekçeyle savunamayacaktır. Bu güçlere dayanarak hiç kimse demokratik kurumlar ve bireyler üzerinde baskı kuramayacaktır. Kışla ile parlamento arasındaki çatışmayı sona erdirmek mümkün olacak, TBMM’nin üstünlüğü kurumlaşacaktır.

“Derin devletin” var oluşunun temel nedeni Kürtlerin demokratik haklarından yoksun olmalarıdır. Kürtler demokratik haklarına kavuşmadıkça ne derin devlet ortadan kalkar ne de Türkiye’ye demokrasi gelir. İster Kürt, ister Türk olsun bütün aydınlar, politikacılar, demokratlar bu konunun ciddiyetini kavramalıdırlar. Bunu kavrayamayanlar ne Kürtlerin demokrasine mücadelesine ciddi katkı verebilirler ne de Türkiye’yi demokratikleşmeye götüren demokrasi güçlerinin birliktenliklerine bir katkı yapabilirler.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, yalnız istikrarlı ekonomik gelişme olanaklarına kavuşmuş olmakla kalmayacak, aynı zamanda özgürlük ve refahın sosyal-adalet temelinde paylaşılmasını sağlama olanağına da kavuşacak.


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2008-02-20


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1280