…ÖNDE ÜÇ NOKTA

Gençlik arkadaşım, birlikte Kürtçülük ve devrimcilik yaptığımız Kamiz Şeddadi’nin Moskova’dan Hasan Bildirici’ye yolladığı “Güney tartışmaları” isimli mektubunu Kürdistan post’ta gördüğümde biraz şaşırdım doğrusu. Son yıllarda Kamiz’in tek bir yazısı ile bile karşılaşmamıştım. Tabii ki, bir nefese okudum. Güney’de yürütülen politikalardan yakınmış. Kürdistan’a yerleşmek için Güney’e gidişinden ve hayal kırıklığına uğrayarak geri dönüşünden bahsetmiş. Ancak bu mektuptan çıkarılacak sonuçlar sadece görülenlerle sınırlı değildir. Biraz da satır aralarına sıkışmış ruhu okumaya ve anlatmaya çalışacağım.

Kendisi ile bir yıldı görüşmemiştik. Mektubunu okuduktan hemen sonra telefonla aradım. “Ya, H.Bildirici’ye destek mahiyetinde kişisel bir mektup göndermiştim, o da alıp yayınlamış…” dedi, utangaç bir biçimde.

Kamiz inşaat mühendisi. Gerillacılık yapmış, Azerbaycan’da Kürt radyosunun redaktörü, Moskova’da bir Kürt dergisinin genel yayın yönetmeni olmuş, diplomasi faaliyetleri yürütmüş. Türkçe’den Rusça’ya kitaplar çevirmiş. Kürtçe, Rusça, Türkçe ve Azerice dillerini mükemmel biçimde, kitap yazacak kadar derinden biliyor. İngilizce ve Ermenice dillerini anlıyor. Ressamlık, heykeltıraşlık yetenekleri var. Kendi üzerinde çalışsa iyi bir heykeltıraş olur. Siyasal muhakeme yürütme yeteneği insanı imrendiriyor. Öyle bir arkadaş işte. Özgür Kürdistan yönetiminin basın aracılığı ile yaptığı çağrılara uymuş, Kürdistan’a gitmiş, hayal kırıklığına uğramış. Doğup büyüdüğü Azerbaycan’ın kapıları yüzüne bağlı. Şuan bulunduğu ülkede tiken üzerindedir. İki yıl önce “Avrupa’ya çıksana” demiştim kendisine. “Kürdistan dururken, ne ölümüm var Avrupa’da” diye yanıt vermişti…

Kamiz’in yurtseverliği kuşku götürmez; gerillaya katıldığında yüksek eğitimi, pulu parası, evi eşiği, işi gücü ve üç çocuğu vardı. Onları gözü yaşlı bırakarak devrimci mücadelenin en amansız biçimini tercih etti. Peşinden eşi de gerillaya katıldı…

Kamiz ulusal bir kadrodur. Bilinçli, zeki, yetenekli ve yüreği Kürdistan aşkıyla tıklım tıklım dolu. Onun Kürdistan’a ihtiyacı kadar, Kürdistan’ın da ona ihtiyacı vardır. Biraz abartı mi oldu, dersiniz? Kesinlikle değil. Kamiz Kürdistan için canını esirgemeyen insandır, bunu ispatlamıştır ve yaşam biçimi, davranışları ile ispatlamaya devam ediyor. ABD eski cumhurbaşkanı Linkoln’ın “Amerika’nın senin için ne yapacağını değil, senin Amerika için ne yapacağını düşün” sözlerini de biliyordur mutlaka. Bu anımsatmayı da retoriği sevenler için yazdım.

İşte güçlü yurtsever duygular taşıdığı için Kürdistan’ın ona ihtiyacı vardır. Artı; bilinçli, zeki, yetenekli olduğu için. Bugün Özgür Kürdistan’da başbakanlık, bakanlık yapan insanların Kamiz’den daha bilinçli, yetenekli ve daha fazla yurtsever duygulara sahip olduğunu hiç sanmıyorum. Ama Kamiz’e Kürdistan’da yer yok! Bu bir tezat. Ve fazlası ile önemli bir konu.

Bu konuyu düşünürken, Kürdistan-post’ta köşe yazan, halkımızın kaderi ile ilgili can alıcı konulara değinme çabasından dolayı taktir ettiğim genç arkadaşımız, Kuzey Kürdistan kökenli M.A.Küçük’ün Avrupa devletlerinden birine mültecilik başvurusunda bulunduğunu ve şuan sonuç alamamanın sıkıntısını yaşadığını anımsadım.

Kendimi tutamayarak şöyle bir soru soracağım; Sayın M.A.Küçük, neden Kürdistan Federe Devletine mültecilik başvurusunda bulunmuyorsunuz? Kesinlikle, ilginç bir sorudur. Ve de anlamlı. Özgür Kürdistan yönetiminin başı dertte olan yetenekli insanlarımıza kucak açmak hakkında düşünmesinin zamanı gelmemiş midir? Öte yandan Özgür Kürdistan’ın diğer ülkelerden ve parçalarımızdan “beyin göçüne” ve kan tazelenmesine ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Üç yıl önce Kamiz Şeddadi’ye “Sen PKK’ye muhtaç olduğun kadar, PKK de kendisini sana muhtaç hissetmelidir” demiştim ve eklemiştim: “Ama bunu anlatmak imkânsız neredeyse…”.

Bir ulusal kadro 20-30 yıla yetişir ama bir günde harcanır. İşte bu sürecinin anatomisini anlatmak o kadar zor ki.

Bir insan tekinden, onun duygularından bahsederken kimse bana Türklerle son savaşta 30 bin insanımız öldü, İnfal’da 80 bin Kürdümüz katledildi, sen de kalkıp yaşayan bir insanın sorunlarından bahsediyorsun, demesin. İnsan her şeyden daha değerli değil mi? Ortadoğu’daki katliam istatistiği bizim de yaralı yerimiz. Viktor Hugo’nun “Avrupa’da bir insanın ölümü olay, Ortadoğu’da bin insanın katliamı istatistiktir” sözlerindeki gerçek bizi de yakıp kavurmakta.

Elbette V.Hugo olaya Avrupa’dan bakmış, gördüğü manzarayı dile getirmiştir. Olayın Ortadoğu’dan görüntüsü daha da ürperticidir. Ortadoğu insanları için yaşadıkları her katliam bir olaydır ve üstelik istatistiktir. Ama katliamların kronolojisi kısır döngüyü, kapalı devreyi anımsatıyor. En vahim olanı da şu ki, dünkü katliam bugünkünün vesilesi ve “ilham kaynağı” oluyor.

Ortadoğular herkesten daha fazla ölüm üzerinden edebiyat, ölü üzerinden siyaset yaparlar. Ne var ki, ölülerine taparak sağlarına gün ağlamayı bir türlü başaramazlar.

Ortadoğu’nun edebi tefekkürü sağ insanı (birkaç dönemsel lider dışında) yüceltmek bilincine ulaşmadığı gibi bölgemizin siyaset mefkûresi ölmeye fırsat bulmamış gözü pekleri kahraman yapmak erdemine erişmemiştir.

Ortadoğu’da ebediyet öldükten sonra başlıyor. Kuşkusuz, böylesi yaklaşım salt Ortadoğu ile sınırlı da değildir, insanlık var olduğundan beri kendisini sonsuzluğun ölümden sonra başladığına inandırmıştır. Ölenler için kullanılan lafa baksanıza: “ebediyete kavuştu”. İyi işler yaparak “ebediyeti hak etmiş” birkaç kişi hatırlayalım. Mesela, Orhan Pamuk. O sağdır, bu nedenle henüz ebediyete kavuşmamıştır. Mehmet Uzun öldüğü için ebediyete kavuşmuştur. Ne kadar özsüz, insanca olmayan ve kaynağını düşünsel itaatin diktasından alan bir yaklaşım!

Sonsuzluğu algılama ve yansıtma biçimi rengi, inancı ne olursa olsun, tüm insanlarda aşağı yukarı aynıdır. Ama geçmişe bayılan Ortadoğu bu noktada da klasikliği ile seçilmektedir. Ortadoğu ebediyeti yaşam dışına itmiştir.

“Kahramanlık” ve “kutsallık” kelimelerinin en fazla kullanıldığı bölge Ortadoğu’dur. Ama ne yazık ki, “ebediyete kavuştuktan”, yani öldükten sonra başlayan “kahramanlık” ve “kutsallık” yaşamımızdan sonsuzluk kadar uzaklardadır.

Şuan Gabar’da soğukta, boranda direnen, geçen sonbaharda düşman mevzisinin beş adımlığında bomba fırlatarak 10 işgalci askeri havaya uçuran Dersimli Zilan, kişi olarak kahraman değildir; onu kimse tanımıyor, kahramanlığını bilmiyor ve belki 3 ay sonra bir komutanına duyduğu tepkiden dolayı “ihanet” de edebilir. Bir gecede “kutsallıktan” “lanetliliğin” girdabına gömülebilir. Ama bedeninde bomba patlatıp ebediyette kavuşan Dersimli Zilan Kürt halkının ölümsüz kahramanıdır. Buradan şu sonuca mı varmak gerekir; Ortadoğuluların “irrasyonel” algısında sağ kahramanların öleceği güne kadar hata yapma ihtimali olduğu için kahraman ilan edilmiyorlar? Kendilerini “rasyonelliğe” alıştırmış Avrupalılar bu içinden çıkılmaz sorunu “kahramanlardan”, “kutsallardan” vazgeçerek, kendi yaşayan insanının yüceltilmesini değil de, daha iyi yaşamasını temel alarak çözmeye çalıştılar galiba.

Sağına değer vermeği başaramayanların, ölüsünü aşırı yüceltmesi bugüne mahsus algılama ve yansıtma biçimi değildir. Yüzümüzü geriye dönüp tarihin derinliklerine dalarsak, bu psikoloji ile ilkel insanın mağara evinde karşılaşırız.

Ortadoğu’nun temel sorunu ilkel düşünüş sorunudur. Bundan yalnız geçmişin artıkları olan despotlar, dindar bağnazlar… değil, çağdaş sosyalistler ve demokratlar da kurtulamamaktadır. Ortadoğu geçmişle bugün, ilkellikle çağdaşlık arasında sıkışıp kalmıştır. Kendi yolunu bulmakta zorlanmakta ve sürüklenmektedir.

Kıyaslama için değil örnek açısından söylüyorum; Avrupalılar 500 yüz yıl önce düne göz atarak (dayanarak değil) kendi geçmişlerinde geleceklerinin ipuçlarını aradılar, hem kültürel, hem de siyasal anlamda yeniden doğuşlarını gerçekleştirmeği başardılar.

Teşbihte hata olmaz; Ortadoğu ise başını geçmişinin karanlığına gömerek gerisin geri ilerlemektedir.

Ortadoğu geleceğini kurmakla değil, geçmişini kurtarmakla meşguldür. Ve kendi dinamikleri ile değil, sürüklendiği oranda “modernleşmektedir”. Ne yazık ki, bu bölgede “demokratik sistem” ilan edilmiş İsrail ve TC gibi devletlerde bile geçmişle gelecek, kahramanlarla sıradan insanlar denklemi çağdaş değil ilkel düşünüşün lehinde bir trend göstermektedir. Ortadoğu’nun 3. demokrasisi Kürdistan Federe Devleti bugün itibarıyla kendinden önceki kartlaşmış “demokrasilerden” çok daha şanslıdır. Bu genç devlet, kahramanlar-sıradan insanlar, yüceler-yetenekliler arasında ikincilere eğilerek sistemini insana dayalı kurabilirse, kendini geleceğe taşırma ve dahası Ortadoğu’yu sollama şansına sahip olur.

Kamiz’in mektubunun satır aralarından okuduğum gerçekleri kendimce işte böyle yorumladım.


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2008-02-19


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1278