Sekiz asker de Türk değil ya

Dağlıca’da diyor Türkler. PKK G. Kürdistan Devleti’ne bağlı sınırlar içerisinde olduğunu dedi. Kendi örgütümüzü referans alalım. Oraya yeltenen Türk ordusu ile PKK gerillaları arasında cephe savaşına yakın bir çatışma oluyor. Bu çatışma sonrası Türk Ordusu üniformalı sekiz asker teslim alınıyor. Bu askerlere en iyi şekilde davranılıyor. Bu muamele belgeleniyor ve sonrasında bu askerler ordularına geri gönderiliyor. Törenle! Bu askerlerin kimisi Kürd.

Bu yapılan işte koskocaman bir yanlış var.

Filmi başa saralım.

1924 yılında Türkler bir anda ‘Kürdler yoktur’ demişler. Hatırladınız mı? Bu tarihten önce Koçgiri’de ayaklanmış atalarımız. Koçgiri’nin hemen ertesinde Şeyh Said liderliğinde ayaklanmak için biraraya gelirlerken yok edilmişler. Üstünden 10 yıl geçmemiş Ağrı’da ayaklanmışız ve hatta devlet ilan etmişiz. Sonra Dersim’de mezalime uğramışız. Uzun sessizlik Türk metropollerinde az mürekkep yalayan Kürd gençlerinin yetişmeleriyle bozulmuş. 49’lar, dilekçeleri ertesi işkencelere sokulmuş, mapuslara atılmışlar. 70’lerde Türkçe üzerinden de olsa bir kendini hissediş başlamış. 80’lerde Amed’de, sıkışan gazların patlaması misali bir patlama yaşanmış. O patlama o enerjiyle bugüne gelen PKK olmuş. Bu tarihtir PKK’yi yaratan.

Kürdlerin isyanı vardır. Dağlı Kürd, dağında veya şehrinde; aldatılmaya, yok sayılmaya isyan ederken aynı zamanda ülkesi Kürdistan’ın bağımsızlığı için de savaşmaktadır. Mahmud Berzenci’den Qazi Muhammed’e, Mele Barzani’den, Talabani, Öcalan ve Mesud Barzani’ye kısa tarihimiz budur. PKK bu bütünün bir parçasıdır.

Kürdlerin Türklere karşı PKK adıyla açtıkları savaşın altında yatan sebeple, İran veya Irak’ta yürütülen savaşın sebepleri, ortaya çıkış süreçleri ve talepleri birebir aynı değildir. Bu ikisinde Kürd kimliği ve dili hiçbir zaman yok sayılmamıştır. Oralarda savaşın kimlik diye bir talebi yoktur örneğin. Bunu en iyi PKK bilmelidir. Özelde kendi tarihidir ama genelde de Kürdistan’ın tarihidir ki, bu nedenle bu savaşta tüm Kürdlerin söz hakkı vardır. Hem dün vardı, hem bugün var hem de yarın var olacak. Biz de sözümüzü diyelim.

Yakalanan sekiz asker öncelikle üniformalarından ötürü ‘Türk üniformalı askerler’ olarak lanse edilmeliydiler. Bu bir teşhirdir. Türk askeri demek hepsini peşinen Türk saymak olur ki, bu mümkün değildir (Bunun teşhiri mutlaka yapılmalı ve Türk ordusunun bütünlüğü mümkün olduğunca zedelenmeli, güvensizlik had safhaya çıkarılmalıdır. Yakalanan sekiz askerin, Türk Devleti istatistikleri yaklaşık hesapla alınacak olursa, üç tanesinin Kürd, diğer iki tanesinin ya Balkan göçmeni (Arnavut, Boşnak, Pomak), ya Kafkas göçmeni (Çerkez – Çeçen), ya da Arap, Laz gibi yerli nüfustan bir gruba ait olmasını beklersiniz).

Yakalanan askerlerin arasında Kürdler olduğu zaten yazıldı çizildi. Bizce bu sekiz asker olayı şöyle cereyan etmeliydi:

Yakalanan askerlerden Türk olanlar, sıcak çatışma sonlandığından infaz olamayacağına göre, G. Kürdistan’ın rastgele bir yerinde salıverilirlerdi. Kendi başlarının çaresine baksınlar. Zaten o sınırlar dahilinde yakalandıkları ifade edilmişti. Bir video kaydıyla tüm bunlar belgelenirdi.

Ne Türk ne de Kürd olanlara bir ajitatör tarafından Kürd – Türk savaşı anlatılır ve onlardan bu savaşta taraf olmamaları istenirdi. Onlar da, farklı bir talepleri olmadığı takdirde, benzeri bir usülde ama uluslararası insan hakları kuruluşlarına teslim edilirlerdi. Bunlar da video kaydıyla sıkı sıkıya belgelenirdi.

Kürd olanlar ise öncelikle bol bol Kürdçe konuşturulurlardı. Kendi ağızlarından, “nasıl kandırıldıkları” ve “Türklere askerlik yapmaya nasıl mecbur bırakıldıkları” ifadeleri alınırdı. PKK de bu fırsattan istifade mücadelesini anlatırdı. Kürdler ve Kürdistan için bu dağlarda bulundukları, Kürdistanlı Kürd gençlerinin Türk Devleti’nde PKK’ye karşı silahlanmış olmalarının yanlışlığı ve asıl PKK saflarında olmaları gerektiği anlatılırdı. Sonra bu Türk üniformalı Kürd askerlere sorulurdu: “Kürdlük için PKK’de mi savaşacaklar yoksa Türklerle beraber Kürdlere karşı, kendilerine karşı savaşmaya devam mı edecekler?” PKK saflarında kalmak istemeyenler, Kürdistan ve Türkiye dışında, tarafsız sayılabilecek bir bölgeye nakledilirlerdi. Orada ne yapacaklarına kendilerinin karar vermeleri sağlanmış olunurdu böylece. Türkiye’yi tercih etmeyecekleri ve gittikleri tarafsız ülkede iltica edecekleri kesindir.

Her üç muamele Türk ordusunu ve Kürt karşıtı toplumunu en derinden yaralamış olurdu. Kürdler ise Kürdlüklerinin Türklük karşısında ayağa kalkabileceğini görürlerdi. Diğer topluluklara Türk olmadıkları ve Türk gibi düşünmemeleri gerektiği en derin güdülerinden, hayatta kalma güdülerinden hareketle hatırlatılmış olurdu.

Özünde ise: PKK, ideolojik değil ulusal bir örgüt olduğunu hatırlasa, kendi temelini dinamitleyecek şekilde Kuzey Kürd’üne Türk muamelesi yapmazdı.

(Gerilla savaşı stratejisinin PKK tarafından bugün halen ana savaşım metodu olarak değerlendiriliyor olması ayrı bir başlıkta ele alınmalıdır)


Yazar: Mehmed Alî Husêdin
Tarih: 2008-01-29


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1259