Diyarbakır’da yayınlanan haftalık DEMA NU gazetesinin 4 Ocak tarihli 235. Sayısında benimle ilgili söyledikleriniz her ne kadar bir kıymet ifade etmiyorsa da haddinizi bilmeniz bakımından cevaplamak zorundayım. Bu son dönemde PKK nezdinde bir kredi elde etmek için şahsımla ilgili bir rant kapısı açıldı. Ben böyle şeylere alışkınım.
Önce sahte Kürtlük sahnesine sokaktan fırlamış bu zatın söylediklerini okurlarımız bilsin diye Kürtçe den tercüme edeyim:
“YAŞAR KAYA OTURDUĞU YERE GÖRE KONUŞUYOR.”
Bir süre önce Taraf Gazetesi eski DEP başkanı ile yaptığı konuşmadan alıntılar yapmış. Taraf gazetesi benimle özel bir röportaj yapmamış. 1995’ te Washington da benimle uzun bir röportaj yapan Taraf Gazetesinin genel yayın yönetmen yardımcısı sayın Yasemin Çongar, Mam Celal ile röportaj için geldiği Hewler’de nezaket gösterip bir akşam da beni ziyaret etmesi sırasında sohbetimizin aklında kalan kısımlarını bir yazısında, üstelik müsaademi alarak yazdı.
1-DTP’nin şimdiye kadar Kuzey Kürdistan’da kurulmuş en beceriksiz siyaset ve parlementarizm kültüründen uzak bir parti olduğunu söyledim. Aynen tekrarlıyorum.
DTP’nin kendisini ziyaret eden ve Cumhurbaşkanlığı için destek isteyen Abdullah Gül’e bize bir şey söyle yoksa destek vermeyiz demesi, zır cahilliğin ve ayıbın üstü örtülemez rezaletidir demişim. Doğru, çünkü çözüm yeri parlemento ve hükümettir, sizler bunu bilemeyecek kadar akıl ve kültürden yoksunsunuz. Bunu ayrıca da çeşitli defalar yazdım. Yalanmı, yaya kaldığınız?
Sırrı’nın söylediğini tercüme ederek devam ediyorum:
"O bizim (Ben) yerimizde olmadığı için öyle konuşuyor, geçmişte de milletvekili olmadığı için bizi sert bir dille eleştirmişti, biz artık ona ciddi bir gözle bakmıyoruz, o oturduğu yere göre konuşuyor. Zaten herkes bize saldırıyor, Yaşar Kaya da onlara katıldı.”
Yazılı sözleri bu kadar.
Ben sizin olduğunuz yerde bulundum. Mehmet Sincar’ın cenazesi kaldırılırken ben akşam köşkte idim. Süleyman Demirel’e söylediklerimi Ahmet Türk sana nakletsin.
Ankara valisi kontrgerillacı Erdoğan Şahin’in odasında Ankara Emniyet müdürüne söylediklerimi o görüşmede yine yanımda olan Ahmet Türk’ten öğren. Zırhlı bariyerlere rağmen Hacettepe baş hekiminin odasına yürüyen bendim. Cenazeyi helikopterle kaçırdılar.
Ölüm kalım gönleriydi. Kızıltepe’ye giderken olağanüstü hal bölge valiliğinin önümüzü kesen tanklarına varıncaya kadar, ilk otobüste en önde ben vardım. Mehmet Sincar’ın mezarı başında konuşmayı ben yaptım. Bütün bu saydığım yerlerde sen neredeydin? Ona cevap verebilecek misin?
Bunların tarihi yazılıyor. 1959’daki 49’lar tutuklanmasında zindandan alınıp ifadeye götürülüyorduk: İfade zabıtları duruyor. Ben orada konuştum, 1963 te Ziverbey işkence köşkünde kontrgerillanın kapısını biz Kürtler açtık, ben orada da konuştum. Ama senin Kürtlük vadisinde ayak izin bile yok. Ben DEP döneminde milletvekili değildim doğru. Ama ben partinin kurucu genel başkanıydım. Ama elini oğuşturup "başkanım" diyen sendin, ama ben birtek gün ne senin gözünde ne de olmayan yüreğinde Kürtlük aşkı görmedim. Sana ona göre not verdim. Hiç te yanılmamışım.
Hiç bir zaman Türk parlementosu benim kıblem olmadı. Ama sizler, Şerafettin Elçi’nin Tempo dergisinde belgeleri ile ispat ettiği Mit kuryesi Fehmi Işıklar’ın önünde eğildiniz, onu ve uzantılarını temizlemek DEP döneminde bana düştü. DEP’te on üç Kürt parti ve örgütünün kararı ile benim başkanlığım üstümde karar kılınmıştı. Bir süredir yazacaktım. Musa Anter ve Vedat Aydın dan tut yüzlerce Kürdün katili olan jitemci YEŞİL, Mahmut Yıldırım’ı yazıhanene davet ederek defalarca görüşen sensin, bu ayıp sana yeter.
Bunu kendin itiraf etmedin mi, gazeteler ortada. Fehmi Işıklar ile iş ortaklığı kuran yine sensin. Şemdin Sakık, sahte belgelerle kız ve erkek kardeşlerine ait arazi hisselerini nasıl onların elinden aldığını aleme anlattı. Bu ayıplar size yetmiyor mu? Biz geldik gidiyoruz, ama geride bıraktığımız bu belgelerle Kürt çocukları size hesap soracaklardır. Buna çok eminim ve müsterihim.
Bir dönem daha milletvekilliğini kurtarmak için kimin çantasını taşıdığın, kimlere boyun eğdiğin herkesçe biliniyor. Cumhuriyet tarihi boyunca namuslu Kürtlerden Türk parlementosunda mertçe görev yapmış Kürtler, bir elin parmağı kadar azdır. 33 kişiyi kurşuna dizen Mustafa Muğlalı’nın dosyasını meclise getirip onu mahkum eden Diyarbekir milletvekillerini rahmetle anıyorum. Ama siz Kürt legal siyaset sahnesini kirlettiniz, o mecliste olmanızın hiç bir kıymeti harbiyesi yok, Kürt halkı size verdiği oylar kadar sizden davacıdır.
Bu halk bizi ciddiye aldı, ama bu halkın ciddiye almadıklarının akıbetini gördük. Benim oturduğum yere gelince: Benim tam elli yıllık rüyam gerçekleşti. Uğrunda ömrümü verdiğim kendi toprağımın özgür bir parçasında, Kürdistan’ın göbeğinde oturuyorum. Ama siz kimin kucağındasınız onu söyleyin! Tabi söyleyebilecek yüzünüz varsa. Onun- bunun uşaklığını yapanların söylenecek sözü olmaz, ama biz her dönem her yerde konuşuruz. Öcalan ilk gün sana İmralıdan tokat indirdi: "Maça gidin."
Bu sahneyi daha fazla kirletmeyin.
Hewler