Önceki yazımızda, uygun olmayan yöntemlerle yapılan muhalefetin hem ulusal ve hem de özgül politik çıkarlar açısından stratejik hatalara neden olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Bu yazımızda da “PKK’nin Stratejik Hataları”nı özetin özeti olarak iki başlık altında toplamaya çalışacağız.
I- PKK’nin Kuruluş Sürecinden Kaynaklı Stratejik Hatalar
Öcalan’ın esir düşmesinden sonra Türkiye, PKK’nin arşivi, parası ve Başkanlık Konseyinin peşine düşmüştü......
Arşiv MİT ve Muhaberattan kaçırılırken görme ve hatta kısmen de inceleme olanağım oldu. Gördüğüm PKK arşivinin tümü değildi ama en az on tondu. Bu on ton belge-broşür, kaset, resim, rapor, mektup ve kitap içinde daha önceden de okuduğum ve PKK’nin politik çizgisinin oluşumuna kaynaklık eden materyalin sayısı 10’u geçmiyor/du. (Manifesto-1978) Örgütlenme üzerine-1982), Kürdistan’da Zorun Rolü-1982), Kürdistan’da Kişilik Sorunu-1986 Çözümlemeler-kısmen-, vb.)
15 Şubat 1999’dan sonra söylenenler/yapılanlar bir yana, 4. Kongreden sonra (1990 sonu) ortaya konan program ve stratejiler “Ben söyledim. Oldu!” söylevi dışında politik bir değer ifade etmiyor/du.
A-Sosyolojik Tespitlerde Hata
a-Kürdistan’da feodal-komprador bir sınıfın/kesimin varlığına vurgu yapan Manifesto bu yapının şiddet temelinde dağıtılmasını öngörmekteydi. Hilvan-Siverek çatışmaları bu belirlemenin ilk uygulamasıdır. Bu deneyimde başarısızlık, bireylerin taktik hatalarına bağlanmıştır.
Eğer zamanında Manifestoda ki tespit tartışmaya açılmış olsaydı 1990’larda canlanan ve PKK’nin de Gap Eyaleti adını verdiği Urfa çevresi daha 1994 yılında çökmeyebilirdi.
1984’ten sonra aynı hata köy korucularına karşı tekrarlanmış, tasfiye amaçlı girişilen şiddet, birkaç düzineden ibaret olan korucu sayısını 100 binin üzerine çıkarmıştır.
1996-97 tarihlerinde Amed çevresinde yaptığımız küçük bir araştırmada koruculuğun, toplumun yanlış analizinden ve bu analiz gereği geliştirilen uygulamalardan kaynaklandığını gördük. Beytüşşebap’ta Jirki Aşireti de benzer yaklaşım ve olaylardan dolayı kitlesel koruculuğa yönelmişti. (PKK belgelerinden).
PKK’nin savaşçı yapısı, bu belirlemelerden habersiz olarak koruculara yönelik politikayı ZAP’ta yaptığı Askeri Konsey toplantısında tartışmaya açmış (1995 sonu 96 başı) ancak telefonla toplantıya katılan Öcalan “Koruculuk bir ihanet kurumudur!” deyince tartışmaya nokta konulmuştu.
b- Manifesto da Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin öncü güçleri, köylülük-Aydın gençlik ve proletarya olarak belirlenmiştir.
Bir: Kürdistan’da proletarya yoktu/r. İki: Aydın-gençlik küçük burjuva sınıfına dahil edilemez. Dolayısıyla tek ayak üzerinde kalan PKK, bütünlüklü toplumsal bir karakter kazanamamıştır. Günümüzde de nicel anlamda Kürtler köylülük sınırının dışına taşmıştır. Tüm direncine rağmen PKK’nin kendi erime sürecini durduramaması, köylülüğün erimesindendir.
Köylü sadece isyan eder. İktidar olamaz. İktidar şehirlerdedir. Şehirleşemeyen PKK, çağdaş gelişmelerin uzağında kalmıştır. Gelişmelerin uzağında kalan PKK, legal kurumları da dar bir cenderenin içinde tutmuştur. PKK ve çevresinde boğucu bir havanın solunmasının nedeni de budur.
c- PKK Merkez Komitesinin II. Konferansa sunduğu raporda dış ittifak güçleri Türkiye işçi sınıfı, Sosyalist ülkeler ve Dünya proletaryası olarak belirlenmiştir. Nostaljik düşte kalan gericileşmiş Türk soluna ve tarih olmuş eski sosyalist ülkelere karşı umut beslenmesi de bundandır.
B- Algılama-Felsefi Sorun
PKK önderliği veya üst yönetimince yapılan her konuşma sonrasında bir çok insandan “ Ya kimse bunlara doğru bilgi vermiyor mu?” biçimindeki değerlendirmelere hepimiz tanık olmuşuzdur. Oysa ki PKK’nin elindeki bilgi kaynakları bir çok devlette yoktur.
O halde.......
1980 sonrasında sadece iki kutuplu dünya yıkılmadı. Quantum fiziğinin gelişimi ile çok sayıda atomaltı parçacığın keşfi, izlenmesi ve bunların birbirleri olan ilişkileri, DNA sarmalının çözülmesi, üç boyutlu uzaydan çok boyutluluğa geçiş, bebek evrenlerin, kara deliklerin bulunması, uzayın kullanım sahasına açılması, zamanın maddenin bir iç unsuru olarak tespiti, internet ve bilgisayarın yaygın kullanılması gibi sayısız buluş ve araç, insanın dünyayı ve olayları daha farklı bir biçimde algılamasına da neden oldu.
Bu gelişmelerin ortasında yaşayan PKK, bunlardan habersiz ölen Georges Politzer'in gözünden dünyaya baktığından olayları ve dünyayı doğru algılayamamakta, yorumlayamamakta ve değerlendirememektedir.
Ancak bombardımanlar altında bile her yıl bir iki defa strateji değiştiren PKK’nin iç isteminin aslında bakışımı yakalama arzusu olduğunu söylemek gerekiyor. Ancak yöntem hatası, sonuca ulaşmasını imkansız kılıyor.
C-Dünyayı Doğru Algılayamamanın Somut Politik Sonuçları
a- Yapılan saptama ve öngörülerin hiçbiri gerçekleşmez. Örneğin 15 yıldır PKK’nin herhangi bir öngörü veya tespitinin gerçekleştiğini kim söyleyebilir?
b-İttifak yapılacak iç ve dış güçler doğru tespit edilemediği gibi ilişki düzeyi de tespit edilemez. İlişkilerde de güven değil, güvensizlik ön plana geçer. (Türk solu, ABD, ve Güneyli Güçlerle yakınlık kurmak için yapılan sonuçsuz girişimler, Türkiye ve Avrupa’daki bir çok girişimin cılız, yada yanıtsız kalması gibi)
b-Temel karşıtlar, tali karşıtlar tam olarak tespit edilemez, dost düşman birbirine karıştırılır. Örneğin 7. Kongrede Ecevit ve Bahçeli’ye rica mektuplarını gönderen PKK, hemen her alanda stratejik ittifak yapabileceği KDP ve YNK’ye karşı da savaş kararını almaya çalışıyordu!(7. Kongre notları.) Her gün bir çok değerli aydın ve insanın hain, düşman; bir çok faşist ve zalimin de “çok değerli dost” olarak ilan edilmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir.
c-Olaylara ve kişilere iyi-kötü, ak- kara, yandaş-karşıt gibi renksiz bir bakışım doğal toplusal ilişki zenginliğini yadsır. Gerçeğin inkarı anlamına gelen bu tutum toplumsal ilişkiler ağını yaratamaz. Var olan ilişkileri de sığlaştırarak haklı davaya karşı küskünler ordusunu yaratır.
d-Mücadele, şiddet içeren kavgadan ibaret görüldüğünden bunun dışında kalan politik, diplomatik, bilimsel, kültürel faaliyet ve kalifiye eleman eğitimi gibi hayati öneme sahip çalışmaları bir zaman kaybı olarak görülür. Oysaki mücadele bir bütündür. Silahlı şiddet, savaşın sadece acil ve güncel kısmını oluşturur. Yanılmayalım! 200 ton bomba fantom uçaklarından değil, diplomatların çantalarından Kandile atılmıştır!
e-Çağdaş felsefi bakışımdan yoksun olarak oluşturulmak istenen kişilik, bireyin toplumda edindiği kişiliğini de sakatlar. PKK ortamında veya PKK’den kaçtıktan sonra kontralaşan unsurlar, aslında birer kişilik harabesidir. Oysa ki bilim, sağlıklı bir kişiliğin politik kurumlarda değil, aile çevresinden tarihsel-toplumsal bütünlüğe kadar uzanan yapıda oluştuğunu söyler. İnsanın toplumsal varlığı yadsınarak yaratılan kişilik, PKK’de olması gereken doğal değişimin de önünde engel olmuştur.
Bu sorunlar sadece PKK cephesinde değil, sol cenahtan gelen Kürt politik örgüt ve şahsiyetlerinde de yaşanmaktadır. Değişim arzusunu ortaya koyduğu için belki de PKK’yi bunlardan bir adım daha ötede görmek gerekiyor.
Unutmayalım! Yüreklere ateş düşüren paradigmalar “Ben söyledim, oldu” dizelerinde değil, uygarlık değerleriyle toplum ufkuna bakabilenlerin ellerindedir.
II. PKK’nin Süreçle Oluşan /Devam Eden Stratejik Hataları
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-12-29