İçinden geçtiğimiz süreç Kürdler değil Türkler açısından zor bir süreçtir. Osmanlı’nın yıkılışının üstüne, İttihat ve Terakki artıklarının kaos ortamından faydalanarak kurdukları düzen, tıpkı Suudi Arapların Arap Yarımadası’nda estirdikleri terör rejimi gibi uluslararası sistemi tıkamaktadır. 70’li yılların iki kutuplu dünyasında sisteme faydası bile dokunan bu rejim, şu haliyle aynı sistemi tıkamaktadır. Türklerin gayri-medeni düzenlerinin sonu gelmiştir. Biz Kürdler, Yeni Dünya Düzeni’nin, propagandasında ihtiyaç duyduğu ‘ilerlemeyiz’; yeni dünyanın taze soluğuyuz. Şu halde pozisyonumuzu değiştirmek akıl karı olmadığı gibi, Türklerin kesin deneyecekleri Osmanlı Oyunları’na karşı tüm Kürdler yek vücut global bir cephe görüntüsü sergilemeliyiz. Kuvvet birlikten gelir ve biz bir olmaliyiz.
Genel açısından, süren hengamede, kendi pozisyonumuzu; ülkemizin global önemini önüne boyuna tartışabildiğimizden emin değilim. Oysa, ulusal duyarlığı olan insanlar olarak ulusal gövdeye uygun tartışma zeminlerini yaratmakla yükümlüyüz. Ulusal tartışmaları sürdürürken ulaşılan konsensuslar aynı zamanda ulusal birliğin temel taşları da olacağından yapıcı tartışmaları çoğaltmalıyız. Kürdistan’ın Güney’i Kuzey’i Doğu’su kalmamıştır artık. Doğu Kürdistan neredeyse Güney’le birleşmenin arefesinde bir yaşam sürerken, devletimiz kendi bölgesel ağırlığını kimi zaman kendine rağmen hissettirirken yek gövde ulusal stratejilere kafa yormamız gerekir. Ülkenin devletini, devletin de ülkesini kabul etmesi gereken bir sürece girdik. Türkler açısından da, global oyuncular açısından da gündem buyken başka şeylerle uğraşmamalıyız.
Türk Devleti fena sıkışmıştır. Ekonomik borç, kendi dinamikleriyle altından kalkabileceği sınırları çoktan aşmıştır. OYAK düzeni, uluslararası sermayenin olmasını istediği dinamiklerle uyuşmamaktadır. Başlangıçta örnek alınan Renault; Japonya, Romanya, Rusya gibi ülkelerde yaptığı yatırımlarla global bir oyuncu olarak sisteme katkı sunarken, OYAK, sistemin Anadolu’daki çukuruna dönüşmüştür.
Türk Devleti ve onu yöneten oligarşi, yakın zamana değin Anadolu ekonomisinin ürettiği artı değeri peşkeşle global çerçevede hareket serbestisi kazanıyordu. Hatta, rüşvete alıştırdıkları kimi uluslararası aktörü rüşveti kesme tehdidiyle yerine göre yönlendirerek uluslararası politikada mevcudiyetlerini dahi hissettirebiliyorlardı. Oysa sistem değişti. Öylesine farklı bir çizgide ilerlemekte ki herşey, kimse artık bu haliyle Türk Devleti’ni istememekte. Son zamanlarda işi karşılıksız rüşvet dağıtmaya vardırdılar ama yine de sonuç yaratmaktan uzaklar. Dümeni, İran - Rusya kampına çevirme tehditlerinin aslı astarı olmadığı açığa çıktığından beridir mutlak bir politikasızlık içinde sürükleniyorlar. Türkler yalnızlaşmışlardır. Ahmak kararlar almadığımız sürece Türklerin kaybedecekleri ve Kürdistan’dan çekilecekleri kesindir.
Bu süreçte uluslararası oyuncuların Türklerin önüne koydukları bir yol haritası var. İsmi PKK, içeriği tamamen Türk Devleti olan bir yol haritası. Türkler, kendilerine buyurulanı uygulamaya mecbur durumdalar. Anayasa değiştirecekler; yönetim modelini değilse bile ideolojisini kökten değiştirmek zorunda kalacaklar; Kürdistan’dan toplanan ama Kürdistan’a hiç akmayan paranın yönünü biraz da fakir Kuzey Kürdüne akıtmak zorunda kalacaklar; ekonomik darboğazda tuttukları K. Kürdistan’ı, Güney’in ekonomik gelişimine açmak zorunda kalacaklar. Önlerine koyulan bu. Alışık oldukları üzere tüm bunları makyajla geçiştirmeye çalışacaklar. Makyaj için en büyük ihtiyaçları, peşlerine takabilecekleri bir PKK. Türk Devleti bu süreçte PKK’ye olmadık tekliflerle gidecektir. Yalçın Küçük’ün konuşturulması boşuna değildir ve arkasında ‘Osmanlı Oyunu’ arayınız. Öcalan üzerinden yeni bir senaryo uygulanacaktır. Tüm işaretler böyle bir ‘yeni’ planı anlatmaktadır bize; oysa, yer ve göğün altında yeni olan hiçbir şey yok!Osmanlı, ilüzyonlar diyarıdır. Biz bu ilüzyonlara çokça kanmışız. Bitlis, Botan beylerinden, Lozan Anlaşması sırasında Türk Meclisi’nde palyaçoya çevrilenlere; Şeyh Said’den Seyid Rıza’ya hep bu naifliğimiz, devlet olmayı bilemeyişimiz bize kaybettirmiş. Hatırlayın ki en son Öcalan’ı kandırdılar İmralı’da. Yaşar Kemal, kendisinin ‘söz verilerek kandırıldığını’ açıkladı birkaç ay önce.
PKK, Kürd tarihini saymıyorsa bile, kendi tarihinden ders almış olmalıdır: Osmanlı söz verir; su üzerine yazar. Kürd kimliğinin anayasal kabulü ve kabule uygun pratik değişiklikleri dayatmalıyız. Bu dayatmayı sürdürdüğümüz sürece oyuna gelmemiz zor olacaktır. Su üzerine yazılmış sözlere, ikna çabası kimden gelirse gelsin, PKK Yönetimi uyanık tavır sergilemelidir. Aynı çukura kaç defa düştük, bir defa daha düşmeyelim.
Ve, devletimize sıkı sıkı sarılalım; Kürdistan Devleti’yle koordineli hareket edelim. Geleceğimizdir.
Yazar: Mehmed Alî Husêdin
Tarih: 2007-12-23