Kavga esnasında konuşmak, nasihat etmek acaba sadece iyi yürekli aptalların işi mi? Zira böyle bir ortamda sadece vahşi bağırışlar, sopalar, baltalar, silahların sesi duyulur ve dinlenir.
Kürtlerin geleceğini ilgilendiren çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Ancak tartışmalara bakıldığında bir kavga ortamında yükselen gürültülerden başka hiçbir ses duyulamıyor. Biz yine de söylenmesi gerekeni söyleyelim. Belki kavga edenden de seyredenden de duyan olur.....
Çinliler askeri eğitimde hedefi vuramayan asker için “ Kafanı düzlet!”derken Avrupalılar da “Elini, kolunu düzgün tut!” der.
80 yılda 30 defa isyan eden Kürtlerin kavga etme gibi bir sorunu olmadığına göre yanlış kavganın taktiklerinde değil, stratejik noktalarda aranmalıdır. Demek ki Kürtlerin de öncelikle düzeltmeleri gereken uzuvları elleri/kolları değil kafalarıdır!
Unutulmamalıdır ki politika her zaman için zorlu bir iş, vefasız bir meslek. Ve kitleler de nihai sonuçta politikacının nelere katlandığına bakmaz. Neyi başardığına bakar. Öfkeleri de sevgileri de bu kaynaktan beslenir.
PKK Muhaliflerinin Stratejik Yanlışı
İster asli kurucu iktidarı (sistem dışı) ve isterse tali (sistem içi) iktidarı hedeflemiş olsun her siyasi parti muhalefet etmek, alternatif politikalar oluşturmak, kadro yetiştirmek ve iktidar etmek zorundadır. Bu dört özellikten birini içermeyen organizasyon siyasal parti olarak ad olunamaz.
Eğer yazılarımızda sürekli olarak PKK’yi eleştiriyorsak bu, Kuzey Kürdistan Kürt partileri içinde sadece PKK’nin parti tanımına yakın olmasındandır. Diğer Kürt partileri (dernekleri) bu tanım ve işlevin çok uzağında oldukları için eleştirmeyi gerekli görmedik.
Kürtlerin muhalefet olayına bakış açısını vurgulamak için Ömer Polat’ın Dilan Romanında anlattığı Apê Kero siyaseti iyi bir örnek olsa gerek.
Apê Kero (Kerim) yedi sülale boyu Zübeyt Ağadan zulüm görmüştür. İntikam için öncelikle bir İngiliz beşlisine ve Küheylan gibi bir ata sahip olmayı, daha sonra dağa çıkıp bir mahkum ordusunu oluşturmayı ve bu mahkum ordusuyla da zulüm düzenine son vermeyi düşler.
Bu hayalini gerçekleştirmek için ağanın zulmüne ortak olur. Köyün yiğit delikanlısı Mirxan’ı öldürtür. Mirxan’ın nişanlısı olan Dilan’ı Zübeyt Ağanın oğlu Paşo’ya vardırır. Dilan gerdek gecesi Paşo’yu öldürüp kaçınca Zübeyt Ağa Dilan’ı takip edip öldürsün diye Apê Kero’ya da İngiliz beşlisini verir. İngiliz beşlisini kuşanan Apê Kero Mirxan’ın al tayına atlayıp Dilan’ın peşine düşer. Uzunca bir kovalamadan sora Dilan’ın kanlı cesediyle karşılaşan Apê Kero’nun yüreği isyanla dolar. Dilan’ın cansız bedenini örter, açık olan diğer gözünü da kapatır ve avazı çıktığı kadar “ Ey dünyanın mazlum insanları, düşün arkama! Ağalardan beylerden ve bilumum zalimlerden intikam alalım!” diye bağırır. O bağırmayla 600 kadar atlı-silahlı mahkumun etrafında toplandığını görür.
Büyük bir öfke ve kinle atını şaha kaldırıp Zübeyt Ağanın evine doğru saldırıya geçer. Evi kurşun yağmuruna tutar. Evden gelen ilk kurşunla at yere serildiğinde Apê Kero etrafında hiç kimsenin olmadığını fark eder. Ama o gerçeği kabul etmez ve “ Hey korkak alçaklar nereye kaçtınız. Buraya gelin!” diye bağırır. Zübeyt Ağanın evinden gelen ikinci kurşunu alnından yiyince hayalleri ile birlikte ağız üstü sülü pisliğinin üstüne kapaklanır......!
PKK siyasetini benimsememek kadar, ona muhalefet etmek son derece demokratik bir tutumdur. Bu aynı zamanda politika yapmanın, parti olmanın da bir gereğidir. Ancak PKK’nin bitirilmesi üzerine kurgulanan muhalefetler öylesine bir görünüm çiziyor ki ister istemez insanın hafızasında Apê Kero’nun siyaseti canlanıyor.
18 Eyyubi Beyliğinin yıkılış ve mücadele tarihleri de benzer ilginç olaylarla doludur. Kısacası zalimin silahını kuşanmanın, gasp edilen mazlumun atına binmenin sonu her halükarda sülünün üstüne ağız üstü kapaklanmaktır....!
Devlet en modern tekniklerle donatılmış ordusu ile silahlı, başta basın olmak üzere diğer tüm kurum ve kuruluşları ile de psikolojik savaş yürütüyor. Tek amaç şu: PKK siyasetini benimsemeyen kişi ve kurumları PKK ile çatıştırmak ve eğer gelecekte olabilecekse onları da çözüm kudretinden yoksun bırakmak!
Dolayısıyla PKK dışında kalan politik kişi ve oluşumların devam ede gelen bu duruşları da stratejik bir hatadır.
Sosyolojik kaynak itibarıyla bu hata Kürtlerin bir köylü toplumu olmasından kaynaklanmaktadır. Bu köylü toplumun öncüleri olan politik kişilikler de sosyolojik kökenlerine bağlı kalarak, yine düalist bir dünya görüşü olan Marksizm’i de köylülüğün üstüne ekleyerek dünyaya baktıkları için değişik ton ve renklerde düşünceleri görme yeteneğinden yoksundurlar.
Kürt toplumunda demokratik anlayışın yer edinmesi için PKK dışında da parti işlevini görebilecek siyasi yapılanmaların oluşması bir zorunluluktur. Böyle bir gelişme Kürtler için olduğu kadar PKK için de büyük bir kazanımdır. Partileşme yolunda olan bazı yapılanmaları yüreklendirmek de bir aydın görevidir.
Bu yazımızın ikinci bölümü PKK’nin stratejik hatalarını konu edinecektir. Ancak PKK de muhalif olarak adlandırdığı kişi ve kurumlara acımasız saldırmaktadır. Bu da PKK’nin stratejik hatasıdır. Zira PKK, kendisine karşı muhalefeti yok etmekle dolaylı da olsa kendisini yok etmektedir.
Nizamettin Taş (Botan) “Zihniyet Farkı” başlığı altında Güney Kürdistan’daki muhalefetin varmış olduğu düzeyi anlatmak için YNK’den ayrılan Noşirvan Mustafa olayını anlatırken aynen şöyle diyor:
"YNK yönetimi ayrılmaya ses çıkarmadığı gibi daha güçlü muhalefet yapsın diye karşıtlarına otuz milyon dolar veriyordu. Peki, YNK neden bunu yapıyor?
YNK’nin gelişmesinde Noşirvan Mustafa’nın belirleyici bir rolü var. Bu, onun hakkı ve daha fazla imkânlardan yararlanmasına hiç kimse itiraz edemez. Bu destek sadece Noşirvan Mustafa’ya verilmiyor. Şu anda siyaset yapmayan birçok eski merkez üyesine yaşamlarını devam ettirmeleri için Celal Talabani benzer yardımlarda bulunuyor.’
Bir parti -PKK- kendisinden ayrılanları ölümle cezalandırırken, diğer bir örgüt -YNK- kendisinden ayrılanlara daha aktif muhalefet etsin diye yüklü bir ödenek veriyor.....”
Neçirvan Berzani ise Federal Kürdistan Parlamentosunun açılış konuşmasında “Eğer YNK olmasaydı biz büyük bir ihanet içinde boğulabilirdik!” anlamında çok daha büyük şeyler söylüyordu.
Demek Güneyli kuzenlerimiz artık tarih öğretmenini iyi dinliyorlardır. Bizler tarihin balık kafasında değil, toplum bilincindeki arşivlerde durduğunu ne zaman öğreneceğiz....?
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-12-23