Dönüşü olmayan yol

Sayın Hasan Bildirici’nin son günlerde çok konuşulan ‘dönüşü olmayan yol’ adlı romanını ben de okudum. Doğrusu, okumaya pek istekli değildim çünkü bilinen şeyleri anlatan bir kitabı okumak pek gelmiyor içimden. Ancak yazan Hasan Bildirici olunca, mutalaka farklıdır diye düşünerek okudum.

Bu kitap elime geçtiği an okumak için müsait değildim, bir göz atıp, daha sonra okuyacaktım. İlk birkaç satırını okur okumaz, bulunduğum çevreyle tamamen ilişkim kesildi ve kitabın derinliklerine daldım.

Nefesimi tutup, heyecanla birbiri ardına gelişen olaylar zincirini takip ederken, adeta karlı bir kış ortasında Bitlis ve Van gölü çevresinde olup bitenleri yaşayan ben oldum. Rojda, Sarya, Haydar ve diğerlerine, okuma tempomu hızlandırarak, sanki karşılaştıkları sorunları çözmede ya da kısa sürede atlatmalarına yardımcı oluyordum. Kimseye açıklanmadan, yaşanan duygusal süreçlere ise sanki sırdaş oluyordum.

Bir göz atmak için elime aldığım kitabı ancak 6,7 saat sonra bıraktım.

Romanın ana konusu, gerila yaşamının, karşı güçle ilgili olan yönünü anlatmaktan ziyade, daha çok kendi iç yaşamlarının, pek bilinmeyen yönüdür. Gerilanın ağır kış şartlarında, yaşamla nasıl boğuştuklarını çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Her şeye rağmen insan doğasında bulunan duyguların dış etkenler tarafından sökülüp atılamadığını Sarya ve Haydar’ın aşkında görüyoruz. Varolan gönül bağının ortaya çıkması halinde sahibini bulunduğu ortamda yaşamın en alt seviyesine çekeceğine, dahada kötüsü, intihara götürebileceğine ama aynı zamanda birkaç dakikalığına da olsa duyguların her şeye katlanarak ve her şeyi bir kenara iterek yaşanmak istendiğine tanık oluyoruz..

Yaşamın kutsallığı ve buna bağlı olan insani duyguların her ortamda sonradan edinilen düşüncelere baskın gelebileceğini okuyoruz bu kitapta. Dağların zirvesinde hava desteğinde yapılan saldırıda, kendisini öldürmek için gelen yüzbaşı Kemal’i hedefine aldığı halde vurmaktan vazgeçen Haydar... Aylar sonra soğukta el ve ayakları kopmuş halde çalıların arasında saklanan Haydar’ı bulan yüzbaşı Kemal’in ona dokunmadan geri çekilmesi...

Universite öğrencisi olan Rojda’nın Istanbul’dan başlayarak süregelen yaşamı, kürt öğrencilerinin kendilerini toplumun diğer kesimleri gibi, tarihsel sürecin dışında tutamayacağına dikkat çekilmektedir.

Memur olan bir kürt ailesinin, kürt ulusal mücadelesindeki pozisyonunu, Rojda’nın ailesinde görüyoruz. Aydın bir Kürt olan avukat Şevket’in mücadeleye olan bakışı, dönemin tipik bir aydın yaklaşımını göstermektedir. Yine kürt toplumunun ayrı bir realitesi olan dindar kesiminin sembolü Mele Said, bu kesimin kürt davasındaki yerini anlatmaktadır.

Kürt köylülerinin özverileri, ancak baskılara karşı çaresiz bir şekilde varlığını sürdürme çabaları, romanın bütünlüğünü oluşturuyor.

Olayların geçtiği coğrayfa, esas olarak Tatvan, Bitlis ve Van gölü çevresi olmakla birlikte, Bekaa Vadisi’nde 90’lı yıllarında bulunan kamplar, Istanbul ve birazda Frankfurt’u anlatan Bildirici, bizzat gezip gördüğü bu coğrafyaları ustalıkla, okuyuculara yaşatmaktadır.

Zaman olarak romanın konusu, 1990’lı yılları anlatmaktadır. Ancak o dönemin düşünceleriyle değil, günümüzün aydın perspektifiyle olaylar ele alınmıştır. Objektif bir değerlendirmeyle gerila yaşamı, olumsuzluklarıyla beraber ele alınmıştır. Herhangi bir klasik propaganda yada ajitasyona yer verilmemiştir. Kitap boyunca iki kez yaşanan çatışmalarda, gerilla için olağanüstü kahramanlık ve efsaneleri anlatmaktan ziyade, gelişmeleri gerçek hayatta yaşanabileceği şekilde anlatmıştır.

Bütün olarak beni etkileyen kitapta, özellikle beni, altını çizmeye zorlayan bir kaç cümleyi okuycularla paylaşmak istiyorum.

‘Bizler, kimsenin işine yaramayacak yitik anılar toplamı olarak kalacağız Sarya. Kitaplar ve dergiler resmi şeylerden söz edecek. Dağların güzel kızı Rozerin nerede? Rozerin’in gözü gibi koruduğu defter nerelere savruldu? Her mola ve fırsatta yazıp gözümüz gibi koruduğumuz notlarımızı içeren defter kayıp oldu Sarya. Tıpkı Rozerin’in düşleri gibi. Bizim resmi olmayan hayatlarımızı Rozerin gibi yazan olmayacak...Duygu ve düşüncelerimizle yitik bir kuşak olarak kalacağız biz.’

Hasan Bildirici, bu insanları anlatarak onların yitik anılar toplamı olmadıklarını, tarihimizde önemli yerleri olduğunu yazmıştır. Bu sadece romanda kalmamalı.

Özellikle film ve sinemayla ilgilenen Kürtlerin dikkatini bu romana çekmek istiyorum. Bu romanı okuyun, sayın Hasan Bildirici’yle ilişkiye geçin ve bunun filmini yapın!

Sayın Hasan Bildirici’nin eline ve yüreğine sağlık.


Yazar: Salih Agir Qoseri
Tarih: 2007-12-16


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1197