Ölüm Yada Onurlu Yaşam

Sorular azabındayım. Sorulara sorular soruyorum. Soruyla karşılık veriyor sorularım. Ve mişli geçmiş zamana takılıp kalıyorum.......

Özgür bir ülke ve yaşam aşkına cüppemi yakıp şehirlere veda ettikten beş yıl sonrasında bana “Önderlik sahasına gideceksin!” denildiğinde hem sevinmiş ve hem de üzülmüştüm. Can ciğer yoldaşlarımı ölümcül zorlukların pençesinde bırakıp gideceğim için üzülüyordum. Gidip gelmemek, gelip de görmemek vardı.....

Parti anlatımlarının halk, gerilla ve mücadele gerçekliği ile hiçbir alakası yoktu. (Bu illüzyonist durum halen devam ediyor) Bu durumu, izlenim ve tecrübelerimle de birleştirerek partinin en üst ve tek iradesine anlatma şansını yakaladığım için de seviniyordum.

Ateş kusan namluların yırtıp geçtiği karanlık üç mayıs gecesinde iki nehir, bir baraj, üç sınır ve çokça pusuyu yararak 16’dan 2 eksikle Derik’e (Suriye) vardığımızda kelimenin tam anlamıyla bitap düşmüştük. Ve ertesi gün de öğlen yemeğinde Şam’da Öcalan’la aynı masada oturuyorduk.

Öcalan yüzüme bakarak “Gittin oraları gördün. Sen de hiçbir şey yapamadan yine bana döndün. Oysa orada (Güney) muazzam iktidar olanakları var ama bizimkiler kullanmayı bilmiyor. Ah ben bir orada olacaktım o dağlardan ne harikalar yaratırdım!” deyince donup kaldım.

Ya Başkanım ne iktidarı, ne muazzam iktidar koşulları!!!? En büyüklerimiz Cuma ve Abbas arkadaşlar dahil herkes her gün bombardımanlardan korunmak için sığındığı kaya parçalarına nerede ise secdeye duruyorken ve üç arkadaş günde bir kuru ekmeği bölüşüyorken sen muazzam iktidar koşullarından söz ediyorsun!” diyecektim, diyemedim.....

Bu sözleri “ Sakın ola ki oradaki durumlardan burada söz etmeyesin! Ağzını kapat! Yoksa!!!?” biçiminde bir mesaj olarak algıladım. Ancak söylenmesi gereken söylenmeli, yapılması gereken de yapılmalıydı. “Sus!” mesajını anlamazlığa vurdum......

Savaşan bir çok yapıda olduğu gibi PKK ortamında da parti anlatımları dışında bazı şeyleri anlatmanın bedeli hain/ajan olarak damgalanıp serden edilmedir...... Ancak bazen şans eseri mızrak çuvala sığmayıp dışarı fırlayınca bu yapılar için gerçeği kabullenmekten başka çare de kalmıyor......

Türk tanklarının Suriye sınırlarında homurdandığı 7 Ekim 1998 sabahında 300’e yakın genç kadronun teorik eğitim gördüğü Parti Merkez Okulu salonuna giren Abdullah Öcalan “Kalk Avukat Hüseyin Turhallı! Etrafımızda neler oluyor?” deyince heyecan ve korkuyla karışık bir duyguyla ayağı fırladım.

Mistik söylenceleri ideolojik-politik bir anlatımla sunmayı çok seven Öcalan, kendisini de Gılgamış olarak tanımlardı. Bu yöntem bana da doğruyu tam ve katışıksız olarak anlatma imkanı veriyordu.

Başkanım Tanrılar Kurulu karar verdi: Gılgamış ve Enkido ölecek! dedim. Öcalan’ın acıdan yüzü gerildi, kimyası değişti. En az on dakika dönüp dolaştı ve 16 yıl zindanda yatan İhtiyar F.’ye dönerek “ Kalk hemşehrim! Kalk! Bak sizin en akıllınız, tanrılar kurulu karar almış seni öldürecekler diyor. Bir yol bir çare bul!” dedi.

F. “Başkanım bazı densizler ne dediğini bilmiyor. Ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. Bunlar parti önderliğimizi hiç mi hiç tanımıyorlar. Onun bir işaretiyle dağlar yerinden oynar dünya yıkılır!” deyince Öcalan “ De haydi palavracı! Koltuğuma vere vere beni bu hale getirdiniz. Bana çare söyle çare!” dedi.

Tekrar bana dönerek “Peki bunun bir yolu bir çaresi yok mu?” dedi. Başkanım artık çoook çok geç! Aslında her şey bitmiş. Ama her şeye rağmen belki bir umut yaratılabilir! “Nedir o umut ve nasıl yaratılır?” deyince, Tanrılar bencildir, paylaşımı bilmezler. Belki buradan bir şans kapısı aralanabilir, dedim.

“ Tamam. Anlaşıldı. Uluslar arası bazı çelişkilerden yararlanmak mümkün. Ama ben de burada son bir özeleştiri vereceğim.

  • Bu sahayı gereğinden fazla kullandık. Doksanların başında buradan çıkmalıydık. Çıkmadık.

  • Bir kişilik yaratmak istedim. Canavarlaşıp bana döndü. Kişilik dönüşümünde doğru yöntemi yakalayamadık.

  • Halkın desteği de bütünlüklü olmayınca bu günlere geldik. Artık yeni bir mecrada akacağız.” deyip ayrıldı.....

Gelinen Gün: Yol Ayırımı

PKK Medya Savunma Alanları diye bir oluşum kavramı ortaya atınca bunun uluslar arası hukuk alanında büyük sorunlar yaratacağına ilişkin bir değerlendirme yapmıştım. Bu yazı nedeniyle bir aforoz edilmediğim kaldı. Ama ne yapılsa da mızraklar çuvala sığmıyor....

Şurası bir gerçek ki günah ve sevaplarıyla 25 yıldan beri Kuzey Kürdistan’nın tek ve gerçek öncü gücü PKK olmuştur ve bu gerçeklik halen de devam etmektedir. Ve PKK bu gün mücadele tarihinin en zor sürecini yaşamaktadır.

-PKK uluslar arası diplomatik mücadeleyi kayıp etmiştir.

-Politik duruşundaki istikrarsızlık dost olabilecek güçlerde ciddi güvensizlik yaratmıştır.

-Askeri anlamda bir yenileme söz konusu olmakla birlikte diplomatik ve politik unsurların eksikliği nedeniyle bu güç de imha sürecine alınmıştır.

PKK Başkanlık Konseyi üyesi Cemil Bayık “Teslim olmaktansa direnerek ölmeyi tercih edeceklerini” söylüyor. Bu olabilecek en kötü ama onurlu bir seçimdir. Acaba üçüncü bir yol, bir seçenek yok mu?

Çin Savaş ustası Sun Tzu “Bir savaşta en kötü sonuç ölümdür. Zira ölüm, düşmanla hesaplaşma şansının büsbütün yok olmasıdır. Düşman ölümden başka bir şans bırakmamışsa kaç! Ola ki bir daha hesaplaşacağın günü yakalarsın. Kaçamıyorsan teslim ol. Belki bir gün kaçacak şansın olur” diyor.

20 Nisan 2007 tarihinde kurdistan-post sitesinde yayınlanan “Türkiye Irak Savaşı” başlıklı yazımda “ Koşullar zorladığında Güneyli Güçlerin PKK’nin yanında değil, karşısında yer alması daha yüksek bir ihtimaldir. Bu politik yaşam gerçekliği PKK için de geçerlidir” demiştim. Bu anlamda Kuzey, Güney’e kurban ediliyor söylemi doğru değildir. Güney sahası yeteri kadar değerlendirilmiştir. Artık daha fazlasını kaldıramamaktadır.

Bunun için PKK onur ve basireti ölümde değil, yeni bir mücadele biçimini yürütebileceği alanların keşfinde aramalıdır. Yeryüzü Tanrıları bencildir ve paylaşımı bilmezler. Musa bu umutla kızıl Denizi yardı, Muhammed bunun için kızgın çölleri aştı, Melle Mustafa Berzani o uzun yürüyüşü bunun için yaptı. Halklarını ve kendilerini yaşatmayı bildiklerini için bu gün onlar bütün ölümlülerden daha onurludurlar. Zamana ant olsun ki tarihten daha büyük bir öğretmen de yoktur.


Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-11-22


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1170