Katliam Tehditleri
Türk Genelkurmay Başkanının askeri/diplomatik kavramlarla ifade ettiği katliam tehditleri yetersiz kalınca en kahraman asker gazeteci Ertuğrul Özkök, “Çok iyi biliyorum ki, biz Türklerin bugün millet olarak çektiği üzüntü, duyduğu infial, onların (Kürtlerin) çekeceği acıların, yaşayacakları trajedilerin yanında mütevazı kalacaktır” diyerek Türk kamuoyunun Kürtler hakkındaki niyetlerini açığa vurmuş oldu.
Özkök, bir mantık çarpıtması ile Kürtleri Amerikan işbirlikçisi olarak tanımlıyor. Ancak en ilkel dinden en çağdaş düşünceye kadar tüm insanlık, zalime karşı direnişi ulvi bir eylem olarak değerlendirir. Hiç kuşkusuz jenosit tehdidi altında bulunan Kürtlerin kendilerine dost güçler edinme arayışı hem ahlaki, hem dini ve hem de çağdaş bir arayıştır. Aynı biçimde kendi kavimlerinin imhasına onay veren işbirlikçi Kürt milletvekillerinin tutumu da tanımı imkansız bir ahlaksızlık, görülmemiş bir imansızlık, insanlığın yüzkarası bir iğrençliktir.
1992 Ağustosunda Diyarbakır’da yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonra Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş’te benzer açıklamalarla Kürt katliamını gündeme taşımıştı. Bu açıklamanın yapılmasından hemen sonra faili meçhul cinayetlerde en az on kat bir artış olmuştu.
O süreçlerde Olağanüstü Hal Valiliği ile çok iyi ilişkiler içinde bulunan Diyarbakır Söz Gazetesinden bir gazeteci bana “ABD istihbaratından sızan bir habere göre Milli Güvenlik Kurulunun Ocak (1992) ayı toplantısında askerler “ Kürt sorununun kesim çözümü için en az bir buçuk milyon kişinin öldürülmesi gerekiyor” deyince Demirel de “Ne yapılması gerekiyorsa yapın! Siyasi sorumluluğunu biz üstleniriz!” demiş, dedi.
Aynı dönemlerde HEP listesinden seçilen ancak HEP’e dönmeyi ret eden Diyarbakır 2. Bölge milletvekili Salih Sümer’i HEP’e dönmesi için parti meclisi üyesi Cebbar Laygara ile birlikte ziyaret ettik. Konuyu açtık. Salih Sümer bize dönerek “Az kaldı. Bu işi karıştıran birkaç bin kişi var. Bunlar hal edilince mesele biter!!!!” demişti.
Sonrası biliniyor işte. 4 milyon Kürdün yerinden-yurdundan edilmesi, 40 bin kişinin hayatı ve yakılıp yıkılan 5 bin köy.......
Çağımızda Jenosit Uygulanabilir mi
Klasik anlamda bir jenosid uygulaması için
a- Katliamın gerçekleştirileceği alanın düşman kuvvetleri tarafından tümüyle muhasaraya alınması-coğrafi iç unsur
b- Muhasaraya alınmış olan bu alanın dış dünya ile irtibatının kesilmesi-iradi dış unsurun in’ikatı
c- Uluslar arası güç dengelerinin ve konjonktürün böyle bir uygulamaya elverişli olması- devamlılı/zaman unsuru.
d- Jenosid kurbanı topluluğun bütün direniş noktalarının kırılması-teknik ve taktik yoksunluk şartlarının aynı anda ve birlikte gerçekleşme koşullarına bağlıdır.
Kürdistan coğrafyasının genişliği, iletişimin baş döndürücü hızı, gerilla savaşının hala devam ediyor olması ve küreselleşen bir dünyada oluşumuz Kürtlerin jenosit türü bir uygulamaya maruz kalmalarını imkansız kılıyor.
Buna rağmen güç dengesinin olmadığı zaman ve alanlarda taraflar arasındaki çatışmalarda zayıf olan taraftan kayıpların daha fazla olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Uluslar arası hukuk literatüründe Irak’a karşı savaş kararı anlamına gelen meclis kararından (tezkere) sonra can kayıplarını tartışmak abesle iştigal etmektir. Kılıç kuşanmıştır. Kozlar, diplomatik sahada, siyaset ve savaş meydanlarında paylaşılacaktır. Hepsi bu kadar.....!
Tersine Dönebilecek Bir Hesap
a- Kürdistan coğrafyasının genişliği ile Kürtlerin yoğunluklu olarak Batı Anadolu’ya yerleşmiş olmaları sadece katliamı imkansız kılmıyor. Aynı zamanda düşmanın yöneleceği hedefi daha geniş bir alana yayarak gücünün zayıflamasına da neden oluyor. Daha zayıf kuvvetlerle bu kadar geniş bir alanda mücadele etmek zorunda kalacak olan düşman, vurulmak için karşı tarafa daha çok hedef sunmuş olacaktır. 1992-1999 kitlesel karşı koyuş olayları buna örnek olarak gösterilebilir.
b- Birkaç milyonluk orduyla Kürdistan coğrafyasının muhasaraya alınmasının mümkün olabileceğini varsaysak bile yeryüzündeki bütün Kürtleri hapsetmek mümkün olmadığına göre Kürdistan’da girişilecek bir katliam girişiminin mevcut teknik ve iletişim ağıyla bütün dünyaya duyurmak 24 saatten daha fazla bir zaman almaz. Katliam haberlerinin yayılması ile insanlık, Kürtlerin içine düştüğü bu trajik duruma müdahale edecektir. 1991 baharında Güney Kürdistan’da gerçekleşen durum, bu kez de Kuzey Kürdistan’da gerçekleşecektir
c- Günümüzde küresel aktörler Türkiye’ye önemli bir rol biçmekten çok, planlamaları önünde engel olarak görmektedirler. Buna karşılık “küresel güvenliğin yerelden sağlanması” ilkesi gereğince Kürtlere daha fazla rol verilmek istenmektedir. Bu anlamda Küresel aktörler Türkiye’nin yapacağı bir katliamı görmezden gelemezler. Çok açıktır ki yüz yıl öncesinin Ermeni katliamını gündeme taşıyan güçler, günümüzde gerçekleşecek bir Kürt katliamını müdahale gerekçesi yapacaklardır.
d- Daha da önemlisi Kürtlerin direniş azmi kırılmadığı gibi bir panik durumu da yaşanmamaktadır. Türkiye’nin jenosit benzeri bir uygulamaya girmesi durumunda çok yüksek bir ihtimalle şiddet büsbütün kontrolden çıkacak, muazzam bir kaos ve anarşi ortamı oluşacaktır. Örneğin her Kürt Mazlum Doğan’ın vasiyetidir deyip eline üç kibrit alsa bu Türkiye’de 60 milyon yangın eder. Böyle bir durumda da ne enerji nakil hatları, ne yollar-köprüler ve ne de petrol boruları ve rafineleri kalır.
Ertuğrul Özkök ne demişti “Bu çağda artık sadece ekonomik ve askeri güce dayanarak büyük devlet olunamıyor. Küreselleşmenin garip bir tecellisi var: En çaresiz halklara, en güçlü devletler karşısında bile savunma imkánı veriyor......
Aynen öyle işte......
O halde bırakalım felaket tellalları istedikleri kadar boru çalsın. Başarı, sadece çağdaş bir siyaset anlayışı ve mücadele tarzının yakalanmasındadır.
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-10-21