PKK, Kürdistan ve boru hatları

PKK’nin önder kadrolarından Murat Karayılan’ın, Türk devletinin başlatmış olduğu sürece ilişkin kendi stratejilerini kamuoyuyla paylaştığı açıklamalarını hep beraber okuduk. Başlıca dikkat çeken noktalar;

  • Kürdlerin, Kürdistan geçişli enerji nakil hatları üzerindeki egemenlik haklarına yapılan vurgu,
  • Kürdlerin bu ‘istiklal harbi’ döneminde tek cephe olmaları gerektiğine ilişkin tespit ve çağrı,
  • Kürdlere ve Kürdlerin devletleşmesine açık meydan okuyan Türk devletiyle beraber silahlı Kürd hareketine cepheden tavır koyan Kürdlere ilişkin ‘besleme’ tespiti.

PKK’nin enerji nakil hatlarına ilişkin şimdiye değin sürdürdüğü ‘dokunmama’ politikası, gelinen sürece değin bir yönüyle savunulabilecek bir politika olarak değerlendirilebilirdi (ki şahsen hiç taraftar olmadım Kürdlerin bu boru hatlarını rahat bırakmalarına). Her ne kadar Kürdistan’da silaha sarılmanın kendisi bile başlı başına ‘Kürdistan sahipliği’ iddiası olsa bile, kimse kendini kuşatan realiteye diklenerek güç olamaz. Uzlaşmalar gerekir ve kimi zaman uzlaşmayı sizin varlığınızı inkar edenle bile yapmak zorunda kalırsınız. Karşılığında da birşey alırsınız elbet. PKK’nin bu hatları rahat bırakma karşılığı aldığı, dışarıdan bize görüneni, batılı ülkelerde kendisine tanınan kısmi serbestlikler oldu. Elbette, ne sağlanan kısmi serbestlik salt boru hatlarıyla ilgili olmuştur ne de PKK’nin tek kozu bu boru hatları olmuştur veya batılı güçlerin tek kaygı veya hesaplarının bu boru hatları olduğunu hiçbir koşulda diyemeyiz. Biz, manayı böyle bir daraltmayla yakalamaya çalışıyoruz.

Boru hatlarına ilişkin açıklama ve bunun uluslararası piyasalarda yarattığı yankıyı, uluslararası kamuoyunun bu hakka (kullanımına değil) verdiği pozitif tepki olarak okuyunuz. Tam bu noktada çok çok çok akıllı olmak gerekmektedir. Murat Karayılan gibi bir askeri strateji dehasının, yönetimdeki diğer arkadaşlarıyla beraber, içine girdikleri sürecin maksimum diplomatik güce dönüştürülmesine ilişkin çok ciddi analizler yapmaları gerekmektedir.

Elinizde size güç veren bir olanak var ise, bunun sözünü etmekle, kendiniz bir güce dönüşürsünüz. Bu olanağın kullanımından faydası veya zararı olan taraflar nezdinde, söz söylendiği andan itibaren, artık muhattapsınızdır; menüde değil, masadasınızdır. Bu masanın adı diplomasi masasıdır. Diplomasi masasında insanın elinde tek bir güç vardır: bilgi. Geri kalan, masa harici var olan tüm güçler; her beş kola dair olan güçler, sadece masaya olabildiğince güçlü oturabilmek içindir. İnsan masaya oturduğunda, elinde, kullanmadığı ama taraflarca şu ya da bu şekilde bilinen ‘silahlara’ ve karşı tarafın güçlü ve zayıf yanları hakkında maksimum bilgiye sahip olarak oturur. (Oturulur ve hamle yapılmaz. Masada önce konuşan, ağzında peynir olan kargadır, kaybeder. Sabır ve kontrol işidir; gülümsemeyeceksin, kızmayacaksın, karşındakine yüz vermeyeceksin; alttan almayacaksın, yılışmayacaksın; dimdik ve hesabını bilen biri olup, vermeye değil almaya gitmiş kendin olacaksın. Eşek de olmayacaksın, gücünü önce ve herkesten iyi kendin bileceksin. Masada, sana, zaafların ve zayıf yanların söyleneceğinden, önceden hazırlanıp, sana söylendiğinde şaşırmayıp, duymazdan geleceksin. Kendin, hamleye karşı- hamle ile cevap vermek yerine hep karşındakinin sana yaklaşmasını bekleyeceksin. Karşındakini hafife almayacaksın. Durman gereken noktayı bileceksin, vs. Kısacası, diplomasi öncelikle karakter işidir. Diplomasiden sadece diplomatlar sorumlu kılınır ve bu hayatidir. Tek adamcılık çağı kapanalı tam dörtbin yıl oluyor ve devlete giden yolda herkes yeteneklerine uygun görevler almalıdır.)

Biz şimdi petrol boru hatları diyerek elimize bir silah aldık. PKK’nin bu noktada yapması gereken bu boru hatlarına ilişkin maksimum bilgi toplamasıdır. Hatların inşaa, işletim ve tamir maliyetleri (nakdi maliyet + zaman maliyeti); uzunlukları, kapasiteleri ve bu kapasitenin ne kadarının kullanıldığı, atıl kapasitenin neden kullanılamadığı; bağlı olan petrol ve gaz kuyuları, bu kuyuların kapasiteleri, ekonomik değerleri; diğer uçta bağlı oldukları limanlar, limanların büyüklükleri, yanaşan tankerler, kapasiteleri; ihracat - ithalat hacimleri; petrol veya gazın üretim değerleri, piyasa değerleri, aradaki farkı yaratan ekonomik büyüklüğün nerelerde üretildiği ve kimlerin ne kazanç elde ettiği; ve derken navlun piyasalarının durumu (deniz taşımacılık maliyeti), PKK’nin açıklamalarından navlun tekliflerinin etkilenip etkilenmediği; hangi ülkelerin asıl alıcılar oldukları, bu hatların, alıcıların enerjiye duydukları ihtiyacın ne kadarını karşıladığı, vs.

Kısacası, PKK, bahsini ettiği petrol boru hatları hakkında ve petrol piyasası üzerine, işin lojistik denklemleri dahil olmak üzere, kendini muhteşem bir kütüphaneye kavuşturmalıdır (Güney Kürdistan’la ortaklaşılmalıdır). Kürdistan’ın yarın ki gücü bu boru hatlarıdır. PKK’nin finans dünyasında, olmadığı kadar yankı uyandırmasına sebep olan bu boru hatlarıdır. Hem bugün lazımdır bize bu bilgi, hem yarın. O kadar yabanci dil bilen eğitimli kadrodan bir grup temin edilerek zaman geçirmeden bu işe seferber edilmeli, hazırlanan özetler dışişleriyle ilgili yönetim kadrolarına sunulmalıdır. Bilgi olmadan yönetim olmaz. Bunu komutanlar zaten bilirler.

Bombalarım dediğiniz boru hatlarını yönetebileceğinizi ispatlarsanız, malı size verirler. O boru hatlarını a’dan z’ye işletebileceğimizi ispatlayabilmeliyiz. Bombalamak bu noktada, hayati bir denklem sözkonusu olmadığı sürece sadece koz olarak elde tutulmalıdır. Ve çok da sulandırılmamalıdır kamuoyu açıklamalarında. Yem artık yutulmuştur bir kere. Diplomasi gerekir bundan sonrasında ve kimsenin tuzağına düşmemek!

Bu arada, İran – Türkiye arasında, Kürdistan’ı transit geçen gaz hatları üzerinde de, uluslararası hatlardan farklı olarak kafa yorulmalıdır. Kürd doğalgazı, Kürdistan’ın en güneyinden, Kermanşah’tan çıkarılıp Kürdistan’ı boydan boya geçip, Kürdlere beş kuruş fayda sağlamadan Ankara’ya uzanıp Türk genelkurmayını, bakanlıklarını, başbakanlığını, cumhurbaşkanlığını, emniyetini, itini – mitini ısıtıyor. Bizim gazla ısıtılan sıcak odalarda bizim geleceğimizi karartacak uğursuz planlar yapılıyor. İran, Kürd gazından kazandığı parayla bomba üretip Kürdistan’ı bombalıyor. Bu denklemin Kürdler tarafından kırılmasına, sınırları net bir şekilde tanımlanıp ilan edildiği sürece, dünya itiraz etmeyecektir.

İkinci konu, Kürdlerin tek cephe olması gerektiğine dair tespit ve çağrı. PKK açısından eksik unsurlar içeren bir çağrıdır. PKK, halen, Kuzey Kürdistan’da kendi dışında Kürd iradesi tanımamakta ve her kişi ve grubu kendi çatısı altına, bir nevi PKKleşmeye çağırmaktadır. Bunun doğru olmadığı, böyle birşeyin gerçek olamayacağı görülmeli ve birlik için yeni bir formülasyona gidilmelidir. PKK’li olmayanların, PKK’li olmadan PKK’yle aynı cephede nasıl işbirliği içerisinde olabilecekleri üzerine kafa yorulmalıdır. Kürd kamuoyuna bakıldığında,af ilan etmenin bir seçenekse, bazı isimler nezdinde özür dilemenin de diğer bir seçenek olduğunu görüyoruz.

Türk medyasında, Kürd istiklal harbine karşı Türklerle saf tutan Kürdlere, insan ‘aşağılık’ demekten başka sözcük bulamıyor. Bazı insanlar müstesna. Özellikle Abdülmelik Fırat gibi bir Kürd bilgesi, benzeri her açıklamasında, her seferinde bizi şaşırtmayı başarıyor. Abdülmelik Amca ve benzerlerini, diğer ‘beslemelerden’ ayırarak kazanmayı denemek gerekiyor. Bu insanlar ulus olarak ihtiyaç duyduğumuz insanlardır. Onlar da elbet değerlerine ve ağırlıklarına uygun açıklamalar yapmalı, Kürd düşmanlarıyla yanyana gelmemeye özen göstermeliler. Eksiklikleri veya yanlışları bugün belki bize koyar ama yarın bir genç çıkar ve yerlerini doldurur. Öyle olduğundaysa Kürd tarihinin ak sayfaları yerine çöp sepetinde bulurlar kendilerini.

Herkes ama herkes kendini toplamalı. Kürd için gün, bugündür.


Yazar: Mehmed Alî Husêdin
Tarih: 2007-10-22


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1129