3 Kasım seçimlerinin analizi ve DEHAP'ın Durumu(2)

22 Temmuz 2007 milletvekili genel seçimleri Türkiye ve Kürdistan için yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. Bu seçimlere ilişkin bir değerlendirmeden önce, DEHAP'ın 2002 seçimlerinde elde ettiği sonuçların analiz edildiği 21 Kasım 2002 tarihli makalenin ikinci bölümünün aydınlatıcı olacağı açıktır.

3 Kasım Seçimlerinin Analizi ve DEHAP'ın Durumu – 2

Sağcılaşan Türkiye

3 Kasım seçimleri için kayda değer sonuçlarında birisi, 12 Eylül darbesi öncesinde yapılan son genel seçimlerde ; sol tandanslı partiler % 42 civarında oy alırken (bunun % 41,4 merkez sol - CHP ve % 0,3 radikal soldu), sağ tandanslı partiler oyların % 58'ini almıştır (bu oyların % 43'ünü merkez sağ partiler – AP, geriye kalan % 15’ini ise faşist ve dini partiler paylaşmıştır). Bu seçimden 25 yıl sonra yapılan 3 Kasım 2002 seçimlerinde, Türkiye'nin seçmen kitlesi iyice sağa yatmıştır. Yani, her on kişiden 7'si sağ eğilimli partilere oy verirken, 3'ü sol eğilimli partilere oy vermiştir. Genel anlamda, sol tandanslı partilerin oyları % 42'den % 30' a inerken, sağ partilerin oyları % 58 'den % 70'e çıkmıştır. Değişimin ikinci boyutu ise bu seçimlerde merkez sağ ve sol partilerin oylarındaki erimedir. 1977 seçimlerinde merkez partiler oyların yaklaşık % 85'ini toplarken, 2002 seçimlerinde % 38 dolayında oy almışlardır.

Yeni bir taraftan Türkiye seçmeni sağa kayarken, sağ'da da daha çok faşizan, faşist veya dini eğilimli partiler tercih edildiğinden, seçmenlerin tavırlarında bir radikalleşme sözkonusudur. Biraz daha açarsak, merkez sol dışındaki partiler oyların %7'sini alırken, merkez sağ dışındaki partiler oyların %48'ini almıştır. Bu denli çarpıklaşan manzara, özellikle sağ kanada ilişkin, önümizdeki dönemde AKP'nin tavrına göre değişebilecektir.

Burada merkez partiler ve merkez dışı partilere bu denli vurgu yapmamızın nedeni ; seçimlerde merkez dışı partilerin merkez aygıtları tarafindan tehdit edilmeleri (HADEP hakkında kapatma davasının yeniden gündemleşmesi, Bozlak, Birdal, Erdoğan ve Erbakan'a getirilen yasaklar ve DEHAP'a ilişikin tartışmalar) olmuştur. Merkezi belirleyen odakların merkeze ilişkin tartışmalarını, bir anlamda merkez dışı partileri tehtidle kontrol altına alma çabaları olarak görülmelidir.

Ali Bayramoğlu bu dinamiği şu şekilde açıklamaktatır; "içinde bulunduğumuz dönemin en siyasal verisi de, toplumun heterojenleşme eğilimi karşısında siyasi yapanın homojen niteliğini korumakta direnmesi, direnmeden de öte, alarm düğmesine basarak onunla çatışma içine girmiştir.'' Somutlarsak, Türkiye Cumhuriyet'i kurulduğundan beri, bir iç düşman fobisi geliştirmiş ve çoğu zaman bu düşmanlarla sunii çatışmalar yaratmış veya çatışmıştır. Zaman içinde, bu çatışmalardaki karşı taraf olan, kimlik bazında Kürtlerin, yaşam biçimi ve inanç bazinda İslamcıların talepleri ekonomik olarak algılanarak sistem tarafından red edilmiştir. Fakat, zaman içinde merkez dışı güçler olan Kürtler ve İslamcılar öyle bir aşamaya gelerek kendilerini yeniden üretebilecek entellekteul birikim, medya araçları ve ekonomik güce ulaşmışlardır. Bu düzeye ulaştıklarında, merkez ile mücadele edebilecek güce ulaşmışlardır. Bu anlamda bulundukları konumları ve yaşadıklarından dolayi daha demokratik olan (özelliklede demokrosiyi içselleştirebilen DEHAP) merkez dışı partiler çözüm üretmede yetersizlik ve/veya çözümleri kabul ettirmede başarısız olduklarından, başkaldırı partiler olarak lense edilip merkez ve iktidar tarafından dışlanmaktadır.

TÜRKİYE SEÇİMLERİNDE IMF

Türkiye siyasal durumun analizinden sonra, siyasal partileri Türkiye Ekonomisini yöneten IMF'ye karşı alınan tavra göre değerlendirmeye gecebiliriz. Türkiye'de yapilan seçimlerde IMF ilk defa bazı partiler tarafindan bir taraftan kıyasıya eleştirilirken, bazı partilerce ise Türkiye’nin yaşadıgı en ağır ekonomik krizden çıkışın ancak ve ancak IMF programlarının uygulanmasıyla mümkün olacağı savunulmustur.

Bu tabi ki kürelleşmenin sonuclarindan birisidir. 1980 öncesinde, IMF çok sınırlı bir kesim tarafından tanınan bir kurum iken, günümüzde Türkiye'nin en ücra yerindeki köylüler dahi IMF'yi tanımakta ve yoksullaşmalarında IMF'nin bir rol oynadığını anlamaya başlamışlardır.

3 Kasım seçimlerinde, kullanılan geçerli oyların yaklaşık 5 milyonu, IMF karşıtı politikalar öneren partilere gitmiştir. Bunun, yaklasik 2 milyon 170 binini faşizan, milliyetçi fakat popülist bir söylem tutturan Cem Uzan'in Genç Partisi toplarken kalan yaklaşık 2 milyon 500 bini ise IMF politikalarini sol cepheden eleştiren partiler toplamıştır. Bu rakam genele göre, az gibi görünsede bir hayli önemlidir. Çünkü, Türkiye'de yaşayan halklar, yaşadıkları ekonomik çüküntü ile bu politikaları öneren ve uygulatan kurumun IMF olduğunu anlamış bir kesim ile karşı karşıyayız. Zira bundan 25 sene önce yaşanan ekonomik krizlerde, bu tür kurumlarin rolü ve dışardan dayatılan ekonomik programların arkasındaki güçleri görenlerin oranı % 1'i bile bulmaz iken ve bunu seçim çalışmalarında kullanılması, hiç bir şekilde söz konusu değildi. Günümüzde ise geçerli oy kullanan seçmenlerin % 15'ten fazlası bilinçli bir şekilde IMF karşıti politikalar öneren partilere oy vermiştir.

Hükümet olarak AKP, IMF ile ilişkileri değiştirmek yönünde bir programma sahip değildir, ve önümüzdeki dönemde IMF politikalari dolu dizgin uygulanacak ve halklar üzerinde yaratacağı ekonomik terör ile Türkiye halkları ve emekçileri daha yoksullaştırılacaktır. Bundan dolayi, Türkiye'de halkların, emekçilerin ve ezilenlerin temsilcisi olabilecek tek parti olan DEHAP'ın IMF politikalarinı iyi analiz ederek, sadece bu politikalari eleştirmekle kalmayıp, ciddi uygulanabilir politikalar önermelidir. Zaten, bu seçimlerde % 15'i aşan seçmen kitlesi IMF karşıtı söylem tutturan partileri oy vermişlerdir. Gelecek seçimlerde bu oranın büyük ölçüde artış göstereceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Dolayisiyla, IMF politikalarını sadece oy alabilmek amacıyla eleştirerek toplanacak oylar kalıcı olmayacaktır ve diğer ülkelerin deneyimlerinden dersler çıkartarak tutarlı ve halkın anlayabileceği alternatif politikaların şimdiden halklara götürülmeye başlanması gerekmetedir. 2004 nisanında yapılacak belediye başkanlığı seçimleri, bu politikaların halklara anlatılacağı ilk seçimler olduğundan, DEHAP'in önünde 1,5 yıllık bir süre vardır. Böylece, muhalefet partisi olan DEHAP parlemento dışı sol muhalefetin en büyük partisi olma avantajını da iyi değerlendirebilir.

KOALİSYONA KIRMIZI KART

Seçimlerle ilişkin yaptığımız tespitlerden üçüncüsü oyların hükümet partileri koalisyonu ve muhalefet partileri arasındaki dağılımıyla ilgilidir. Bilindiği üzere, 1999'da olağanüstü koşullarda yapılan seçimlerde, en milliyetçi (nasyonal sosyalist) söylemi tutturan 12 Eylül'ün ürünü Ecevit'in DSP'si birinci ve 1960 darbesinin ürünü Türkeş, daha sonra Bahçeli'nin MHP'si ikinci parti olmuşlardır. Tek parti hükümetinin mümkün olmadığı koşullarda, 28 Şubat darbesi ile hükümetten uzaklaştırılan Fazilet Partisi ve DYP dışta tutularak, derin devletin en ateşli ve sadık savunucusu Ecevt'in başbakanlığında DSP, MHP ve ANAP'ı bir araya getirilerek hükümet oluşturmuşlardır.

Koalisyon'a ve seçimleri ilişkin analizlere geçmeden önce, Ecevit'e ilişkin bazı saptamalar yapmamız gerekmektedir. T.C.'nin kuruluşundan sonra Atatürk yaşadığı sürece ülkeyi istediği gibi yönetti ve bu esnada, duyulan ihtiyaca göre yazının başında belirttiğimiz jakoben ve liberal eğilimlerin temsilcisi İnönü ve Bayar'ı dönem dönem başbakan yapmıştır. İnönü'yü tasfiye eden Ecevit, jakoben çizginin en sadık temsilcisi ve uygulayıcısı olarak kendini kabul ettirmiştir. Fakat, darbeyle tasfiye edilen Bayar'in yerini önce Demirel almış ve 1980 darbesi ile yerini Özal'a bırakmak zorunda kalmış, daha sonrada bu yeri bir süre Özal'la paylaşmış ve 2001'de tekrar cumhurbaşkanı seçilemeyince de siyaseten tasfiye olmuştur. Ecevit'e dönersek, 3 Kasım seçimleri Ecevit'i emekliye ayırmıştır ve Türkiye devleti kriz dönemlerinin başbakanını temelli kaybetmiştir.

Böylece, Türkiye siyasetini 100 yıldan fazla bir süreden, beri belirleyen bu iki eğilimin bireysel anlamda kimler tarafından temsil edileceği, cevaplanması gereken bir soru olarak ortada durmaktadır. Bu parantezden sonra 3 Kasım seçimleri ve giden hükümeti oluşturan 3 koalisyon partisinin ve muhalefetin durumuna bakalım:

1999 Nisan ayındaki seçimlerde DSP % 22,15 oy oranıyla birinci parti olurken, MHP % 17,98 oyla ikinci, ANAP ise % 13,25 oyla 4 parti olmuştur. İçinde geçilen dönemin hassasiyetlerini dikkate alan ORDU eksenli iktidar, % 53,4 civarında oy alan bu üç partiyi kendileri açısından önem taşıyan ulusal çıkarlarını geniş tabanlı bir hükümet eliyle gerçekleştirmek için Ecevit başkanlığındaki 57. hükümet üçlü koalisyon olarak gerçekleştirilmiştir. 3.5 yıl süren bu hükümet, ülkenin ihtiyacı olan, demokratikleşme ile ilgili düzenlemeleri yapmakta yetersizlikler yaşadı. Demokratikleşmeyle ilgili insan hakları, Kürt sorunu, dış politikada ise Kıbrıs sorunu ve Avrupa Birliği üyeliği için zorunlu reformların gerçekleştirilmesinde Ecevit ve MHP sürekli olarak engellemeler yaptı. Bundan dolayi, Türkiye en önemli ekonomik partneri Avrupa ile sürekli olarak çatışmalı bir ilişki yaşanmıştır. Ayrıca, Türkiye'deki rejim ile ABD arasında ABD'in Irak politikaları nedeniyle çelişkiler doğmuş ve derinleşmiştir. Diğer taraftan ekonomik ve sosyal alanlarda 18 yıldır yürütülen kirli savaştan dolayı büyük bir dönemeçte olan hükümet, 18 aylık icraatten sonra ciddi bir ekonomik krizle karşılaşmış, IMF programı uygulayan hükümet, IMF'ye tekrar niyet mektubu sunarak sıkışıklığı sağlanan kredilerde Şubat 2001'e kadar ertelemiştir.

Şubat 2001'de Dünya Bankasının Türkiye'li başkan yardımcısı Kemal Derviş, IMF ve Dünya Bankasının da onayıyla bu kurumların politikalarını en iyi uygulayacak kişi olacak, hükümete 4'üncü ortak olarak girmiştir. Bundan böyle, ekonomi yönetimini kayıtsız ve şartsız devr olan Kemal Derviş ABD'den aldığı destekle, güdümlü Türk basını ve ORDU'nun da desteğini alarak Türkiye ekonomisini T.C. tarihinin en ağır ekonomik krizine sürüklemiştir. Hükümeti oluşturan 3 parti ise bu politikaları uygulamak için gereken tüm düzenlenmeleri yaparak, küreselleşen dünya ekonomisine entagrasyon için tam gaz yol almışlardır. Fakat beklenen iyileşmeler yerine durum 11 Eylül 2001'den sonra IMF, Dünya Bankası ve ABD'den büyük oranda sağlanan (son dönemde yaklaşık 31 milyar dolar) yardım ve kredilere rağmen yaşanmıştır. Yani, bu denli destek gören Türkiye ekonomisi 2001'de %8.5 oranında küçülmüştür. Bu sürecin sonucu ise geniş emekçi ve köylü kesimler üzerindeki büyük yıkım ve yoksullaşma olmuştur.

Bu sürecin sonucunda, büyük umutlar yaratan ve devlette tam bir mutabakatla hükümeti oluşturulan koalisyon, seçimleri zamanından 1,5 yıl önceye çekerek seçimleri 3 Kasım 2002'de çok tartışmalı bir süreçten sonra gerçekleştirmiştir. Seçmenler, bu defa taahütlerinin tam aksi uygulamalar yapan hükümet partilerine kırmızı kart göstermiş ve 1999'a göre bu partilere verdikleri oyları % 14,7'ye çekerek, üç partinin % 10 barajın altında bırakarak meclisten atmıştır.

Tek tek bakarsak, DSP'nin oyları 1999'da % 22,15 iken 2002'de % 1,22'ye, MHP'nin oyları

% 17,98''den % 8,31'e ve ANAP'ın oyları ise % 13,25'ten % 5,13'e düşmüştür. Böylece DSP ve Ecevit Türkiye siyasal yaşamında silinmiş, MHP'nin oyları 1999'a göre yaklaşık % 55 azalarak Türkeş sonrası MHP'ye can ve kan veren Bahçeli'yi siyaseti terke zorlamıştır. AB'ye üyeliğini politikalarının merkezine koyan Yılmaz ve ANAP 3.5 yıllık koalisyonun demokratik yüzünü temsil etmeye çalışmış, fakat halklar yarım demokratlığı ve eksik demokrasiyi kabul etmeyerek bu partiye % 5.13 oranında oy vererek, Yılmaz’a Prens Sabahaddin'in varisi olmayacağını söyleyerek, onuda siyaseten emekliye ayırmıştır.

Muhalefet partilerine bakarsak, önce seçimlerde karlı çıkan ilk iki partiye, ardından diğer muhalefet partilerini değerlendirdikten sonra , DEHAP'a ilişkin değerlendirmeler yapılacaktır.

Seçimlerde , en karlı çıkan parti 2001 ortalarında , Milli Görüş'ten ayrılanların eski İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan önderliğinde kurdukları AKP olmuştur . 1999’da % 15,37 oranında oy alan FP çizgisinin devamı olan SP % 2,48 oy topladığından, AKP’nin yaklaşık % 34,3 oranında oyunu dikkate aldığımızda bu partinin SP’nin oyları dışında, % 21'den fazla oyu diğer sağ partiler ve DSP 'den aldığı ortadadır.

3 Kasım secimlerinde 2. parti olan CHP, 1999'a göre oylarını %11 artırmıştır. Geçen dönemde mecliste olmamasına , Kemal Derviş faktörü ve iktidar ile basının tüm desteğine rağmen % 20'nin altında kalanCHP,in Türkiye halklarına yeterli güveni veremediği ortadır.

Seçimlerde en ciddi mağlubiyet alanlarından birisi Çiller ve partisi DYP'dir. DYP'nin 3,5 yılı muhalefette geçirdiği dikkate alınırsa, bu partinin oy kaybı, fetihçi, populist, milliyetçi, ve faşizan bir çizgiye sahip lideri Çiller'den kaynaklandığı açıktır. Bu sonuç, secmenlerin hükümet partilerinden DSP ve MHPyönelik tavrıyla büyük uyum içerisindedir. Yani, 1999'daki özel koşullarda faşit ve faşizan söylemlere verilen destek, koşullar değiştirildiğinde geriye cekilmiş ve Çiller'e siyasetten çekilmesi yönünde sinyal verilmiştir.

3 Kasım'da sandıkta boğulan diğer bir parti ise klasik Milli Görüşü temsil eden Saadet Partisi olmuştur. Değişen koşullara uyum göstermeyen ve doğal lideri Erbakan'ın SP'den değilde bağımsız milletvekili adayı olarak veto görmesi vb. nedenlerle SP 1999 seçimlerine göre %13 civarında oy kaybına uğrayarak marjinal bir parti konumuna düşmüştür. Erken seçim kararının alınmasında büyük rol oynayan Özkan ve Cem'in YTP'si 3,5 yıl boyunca hükümet etmiş ve hükümet uygulamalarından, kendilerini muaf tutma cabaları tutmamış ve ancak % 1,15 gibi bir oranda oy alarak, YTP'nin ölü doğan bir bebek olduğunu göstermiştir.

Sağda Türk- islam sentezi eksenli BBP % 1 oy alırken Doğu Perinçek 'in İşçi Partisi ile ÖDP binde 5 dolaylarında oy alarak, Türkiye halkları ve emekçileri tarafından tasvip görmeyerek uyarılmışlardır. Sağdaki süpriz parti ise Avrupadaki neo-feşist partilere benzeyen Cem Uzan'ın Genç Partisi olmuştur. Bir reklam harikası olabilecek GP kampanyası, tamamen Cem Uzan üzerine kurulmuş olup Atatürkçü , milliyetçi, dine saygılı ve benzer argümanları popülist ve faşizan bir tarzda Türkeye halkları ve emekçilerine Uzan'a ait radyolar, TV'ler ve gazeteler tarafından empoze edilmiştir: Eski taşra damgalı faşizm, modern ve şehirli kesimlerle militan olunmayan bir neo-faşizme evrilmiştir. Dolaysıyla , şehir nufusu sürekli artan bir Türkiye'de eski taşralı kesime militanlık bazında dayanan faşizm ile GP tarzı modern ve şehirli kesimlerle seçimlerde oy verme şeklinde bir bağımlılık ilişki geliştiren iki anlayış arasındaki ( MHP-GP) mücadele önümüzdeki seçimlerde şiddetlenebilir.

DEHAP muhalefet partileri arasında 13 ilde birinci parti olmasına rağmen barajı aşamadığı için millekvekili çıkarmayan tek partidir. Ayrıca bir muhalefet partisi olarak seçimlere ilk defa resmen girmiş, fakat HADEP devamı olarak kabul edeceğimiz DEHAP CHP'den sonra oylarını artırabilen tek parti olmuştur. Bu artış iktidarın tüm engelleme ve korkutma çabalarına rağmen gerçekleşmiştir. Bu anlamda , muhalefet partileri arasında oylarını 1999 seçimlerine rağmen 500 bin civarında artırarak % 6,22 yükselmiştir.

Devam edecek:


Yazar: Ahmet Alim
Tarih: 2007-07-30


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1043