Türkiye’nin genel politik durumu açısından 22 Temmuz seçimlerinin anlamı
Genel Seçimler, 27 Nisan Muhtırası, 14 Mayıs Tandoğan’da başlayan “CHP’yi iktidar yapmaya” yönelik mitikleriyle, 8 Haziran açıklaması, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan kriz ve Güney’e ve PKK’ye karşı savaş hazırlığının yoğunlaştığı koşullarda yapıldı.
CHP, MHP ve tüm “ulusalcı” çevreler, seçim kampanyası boyunca, AKP’yi AB’ye teslimiyet, PKK’ye karşı pasiflik, Ordunun Güney’e karşı savaş talebine karşıtlık ile suçladılar.
Böylece genel seçimler şu konularda bir tür referanduma dönüştü:
-AB sürecinde demokratikleşmeye “evet” mi, “hayır” mı?
-Darbeye ”evet” mi, ”hayır” mı?
-İmha, inkar ve savaşa ”evet” mi, ”hayır” mı?
AKP’nin AB sürecinde demokratikleşme konusuna samimiyetsiz yaklaşımını, darbecilerle uzlaşma eğilimini ve Kürt sorununda çözümsüzlük politikasını sürdürme yaklaşımını unutmadan, seçmenin bu partiye verdiği oylarla, Ordunun, CHP’nin yönelttiği suçlamaları reddettiğini, militarist, milliyetçi ve Kürt düşmanı söylemlere itibar etmediğini kaydetmek gerekir. Buradan hareketle, bu partinin seçimleri büyük bir arayla kazanması, DTP’nin aldığı oylarla birlikte seçmenin yüzde elliden fazlasının AB sürecinde demokratikleşmeye ”evet”, darbeye, imha, inkar ve savaşa ”hayır” dediğini açıkça gösterdiğinden kuşku duyulamaz.
Böylece 22 Temmuz genel seçimlerinin sonuçları, AKP’nin Orduya rağmen elde ettiği büyük başarı ve DTP’nin Meclise girmesiyle halk çoğunluğunun askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe karşı olduğunu, gerçek demokrasiden ve Kürt sorununda barışçı çözümden yana olduğunu açık bir biçimde gösterdi.
Seçim sonuçlarını halk çoğunluğunu askeri vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe karşı olduğu biçiminde yorumlamak, DTP’nin parlamentoda ve halk arasında yürüteceği politik çalışmaya ışık tutmaktadır. Buna göre DTP, AKP’ye karşı takınacağı tutumu seçim sonuçlarıyla ilgili yapılan bu yoruma göre karara bağlamalıdır. AKP karşısında takınılacak tutum şöyle ilan edilebilir:
AKP, seçmenin askeri vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe karşı gösterdiği iradeye uygun davranmalıdır. DTP bu iradeye uygun olarak AKP’nin atacağı her adımı CHP ve MHP’ye karşı destekleyecek, seçmen iradesine karşı atılacak her adıma karşı çıkacaktır.
Bu tutumun özü, AKP yönetiminin AB sürecinde demokratikleşme konusunda samimiyetsiz, militarizmle uzlaşmacı, Kürt sorununda çözümsüzlük yanlısı politikasıyla, onun tabanı ve seçmeni arasındaki çelişkiyi her fırsatta anlaşılır biçimde sergilemektir.
DTP’nin ortaya yeni bir gelişme çıkmadıkça, bugünkü somut koşullarda politik çizgisi parlamentodaki milliyetçi-faşist muhalefete karşı kesin bir tutum almak, AKP’nin olumlu adımlarını desteklemek, olumsuz adımlarını en ağır biçimde eleştirmek olmalıdır. Bu politikanın amacı, genel olarak AKP tabanınındaki militarizm karşıtı, demokratikleşme ve barışçı çözüm yanlısı eğilimi güçlendirmek, onları DTP’ye yakınlaştırmak, özel olarak da AKP’ye oy veren Kürt seçmeni yeniden kazanmaktır.
Somut olarak DTP, Parlamento grubunun ilk toplantısında şunları ilan etmelidir:
- DTP, Meclis çoğunluğunun göstereceği Cumhurbaşkanı adayının seçilmesi için gerekli olan 367 nitelikli çoğunluğun sağlanmasına katkıda bulunacaktır.
- DTP, 12 Eylül Anayasasının değiştirilmesi yönünde atılacak adımları destekleyecektir.
- DTP, AB sürecinde demokratikleşme yönündeki bütün adımlara destek verecektir.
Partinin ve bölgenin genel durumu açısından
22 Temmuz seçimlerinin anlamı
DTP, 22 Temmuz seçimlerinde önüne koyduğu Meclis’te grup kurma amacına ulaştı. Ancak önüne koyduğu milletvekili sayısının altında kaldı. Kurulacak Meclis Grubu kritik eşiktedir.
DTP’nin aldığı seçim sonuçlarını bilimsel olarak analiz etmek için elimizde veri yok.
Burada esas olarak, seçimlere bağımsız adaylarla katılmış olmanın seçim sonuçlarına olan etkisiyle ilgili bazı hususlara işaret edilecektir.
Seçimlere bağımsız adaylarla katılmış olmak tüm oy potansiyelini harekete geçirmeyi doğal olarak önledi. Bilindiği gibi parti olarak seçimlere katılındığı durumda, bir ya da iki aday değil, ildeki milletvekili sayısı kadar aday gösterilmektedir. Bu ise, parti aday listesinde yer alan ve örneğin üçüncü, dördüncü sırasında olan adayların çevresini teşvik etmekte, böylece liste başındaki adayı desteklemeyen seçmenler bile, daha alttaki adayı desteklediği için oylarını partiden yana kullanmaktadır.
Bağımsız adaylarla seçimlere katılmanın bir diğer dezavantajı, seçim ittifakının bu durumda zorlaşmış olması ve hatta olumsuz sonuçlara yol açmasıdır. İzmir’de ve İstanbul 2. Bölge’de bu olumsuzluklar yaşanmıştır. Oysa parti olarak seçimlere katılındığı durumda, bu bölgelerdeki aday listelerinde birinci sıralara müttefik güçlerden adaylar konsa bile, ikinci sıradaki DTP’li aday, seçmen üzerinde mobilize edici etkide bulunabilirdi.
Seçimlere parti olarak katılındığında, iki seçim arasında partinin kitleler tarafından her bakımdan tanınması kendi başına seçmeni partiye oy vermeye yönelten bir etken olmaktadır. En önemlisi, parti üyeleri dışındaki seçmenler, partinin politik yönelimi hakkında bilgilenmekte, seçim esnasında tanıdıkları partinin öne çıkan liderlerinin ortaya attığı sloganları benimsedikleri ölçüde partiye oy vermektedir. Yani partinin lider kadrosu ve merkezi, yerel adayların oy potansiyeline ek oy sağlamaktadır. Bağımsız adaylarla seçime katılındığı için, bu ek faktör adayları merkezileştirmek için ortaya atılan ”Bin Umut Adayları” ismine rağmen seçimlerde işlev görmemiştir. Partinin kendisi, adayı benimsemese de partiye inanan seçmenin oy vermesini sağlamaktadır.
Bu arada ÖDP’nin Genel Başkanı’nı destekleyen ve Kürt seçmenin oylarıyla seçilmesini sağlayan DTP’ye karşı ne yazı ki ÖDP seçimlere katılmış. Örneğin Orhan Miroğlu’nun 300 kadar oyla seçimi kaybettiği Mersin’de ÖDP, 1300 oyla yaşamsal olan bir Milletvekilliğini kaybetmesinde rol oynadı. Adana ‘da da ÖDP aldığı 1500’ü aşkın oyla, oyların bölünmesine neden oluşturdu. Özellikle aydınlarla ilişki kurmakta ÖDP’ye yönelik DTP tarafından izlenen olumlu, esnek politik tutumun, bu parti açısından yeterince kavranmadığı ortaya çıkmış göründü.
Diğer taraftan, Baskın Oran’ın adaylığı ile ilgili tutum da ele alınmalıdır. Bilindiği gibi Baskın Oran, seçildiğinde Bin Umut Adaylarının kuracağı Meclis grubunda yer almayacağını açıklamıştır. Şu anda Meclis Grubu kurmak için gerekli sayının ancak iki milletvekilliği ile aşıldığı, bunlardan birisinin Akın Birdal olduğu düşünülürse, 2. Bölgeden adayımızın seçilmesinin DTP açısından ne denli hayati bir önem taşıdığı kolayca anlaşılır. Baskın Oran’ın adaylığı ile ilgili tereddütlü yaklaşımların bu hayati milletvekilliğini yitirmemize neden olduğunu kabul etmek gerekir. Bir başka önemli nokta, Ağrı’da, Bingöl’de, Kars’ta, Hakkâri’de ve diğer benzer yerlerde seçim kaybetmenin nedenlerini özenle değerlendirmeliyiz.
Buradan çıkan sonuç şudur: İttifak politikamız, seçimden seçime ve müttefiklerimize aday listelerinde yer vermemiz karşılığında yürütülecek bir politika değildir. İttifak politikası, iki seçim arasında, her alanda samimi ve ilkelere, programa dayalı bir politika olmalı, bu politikada hiç kimseye “seçilme” vaadiyle yaklaşılmamalıdır. Yurtsever Kürt seçmenlerinin parlamentoya girme ihtiyacıyla, Türk sosyalistlerine destek veren seçmenlerin parlamentoya girme ihtiyacı kıyaslanamaz. Kürt seçmen karşı karşıya olduğu inkâr ve imha siyasetini zayıflatmak için DTP’yi Meclise taşımak istemiştir. Sosyalist seçmenin parlamentoya girme ihtiyacı ise, onların dar örgütsel çıkarlarının dışına ne yazık ki taşamamıştır. Bir halkın çıkarlarıyla bir akımın örgütsel ihtiyaçları birbirine eşit değildir. DTP samimi müttefik güçlerle, kendi örgütsel çıkarlarını öne çıkaranlar arasına kesin bir çizgi çekmelidir. Bağımsız adaylarla seçime girmek zorunda kalan DTP’nin seçim ittifaklarına aşırı vurgu yapmasının politik bir zayıflık olduğu ortaya çıkmıştır. ÖDP Genel Başkanı Mehmet Ufuk Uras’ın seçilmesi için elinden gelen her şeyi yapan DTP, ittifak politikasında ne denli samimi olduğunu kanıtlamıştır. Secim kampanyasını yürütmek için 14 kişilik “Bölge Secim Komisyonu” oluşturuldu. Bu komisyon kendi içinde 6 kişilik bir “yürütme” seçti. On ilçede sayıları 11–25 kişi arasında değişen “İlçe Seçim Komisyon”ları kuruldu. Bu komisyonlara bağlı, kadın, gençlik, belde, mahalle ve semt komiteleri yapılandırıldı. Toplam 103 Seçim Bürosu açıldı. 894 kahvehane, 108 hemşeri derneği ve cemevi ziyaretleri yapıldı. 10’ün üzerinde düğün törenine gidildi. 74 bin evin kapısı çalındı. 86 toplantı, açılış ve yerel düzeyde “küçük miting”ler yapıldı. Sayısız radyo, televizyon ve yerel gazete büroları ziyaret edildi. Seçim süreci boyunca Bin Umut adayı Mehmet Ufuk Uras ve arkadaşlarıyla düzeyli bir kaynaşma sağlandı ve iyi bir dostluk örneği sergilendi. Bu küçük adım, Kürt siyasi hareketiyle demokrasi güçlerinin birlikteliğine doğru giden yolda önemli işlev görebilir.
Kısaca, DTP’nin seçimlerde aldığı sonuçlar, yüzde 10 barajı nedeniyle zorunlu olarak seçimlere bağımsız adaylarla katılmanın ışığında değerlendirilmelidir. Bu faktör dikkate alındığında elde edilen sonuç aşırı derecede olumsuz değerlendirilmeyecektir.
Diğer taraftan, AKP’nin bölgedeki dindar seçmenler üzerinde 4.5 yıldır özel olarak çalıştığı, feodal ilişkileri kullandığı, tarikatlar vasıtasıyla örgütlendiği, buna rağmen DTP’nin politik gücünü marjinalize edemediğini de kaydetmek gerekir. AKP’nin tüm Türkiye’de elde ettiği sonuçlarla, bölgede elde ettiği sonuçlar arasında bağ vardır.
Ancak, DTP’nin bölgedeki asıl politik rakibin AKP olduğunu görerek, çok önceden gerekli önlemleri alıp almadığı gözden geçirilmelidir. Örneğin, yurtsever Mellelerin daha etkin bir rol oynayıp, oynayamayacağı sorunu tartışılmalıdır. Parti olarak katılındığı durumda, parti aday listesinde sünni kökenli adaylarla, alevi kökenli adayların birlikte yer alması bir sorun yaratmazken, bağımsız adaylarla seçime girildiğinde mezhep farklılıkları ek zorluk yaratmış olabileceğinden, bu sorun düşünülmelidir.
Bu anlattıklarımızdan çıkan sonuç şudur: Gösterilen adayların ne ölçüde isabetli olduğu hakkında yapılacak tartışma sanıldığının aksine, DTP’nin aldığı sonuçları açıklamak bakımından o kadar önemli değildir. DTP bu seçimlerde adayların tek tek kişiliklerinin değil, seçimlere bağımsız adaylarla girmenin zorluklarıyla karşı karşıya kalmıştır. Seçimi kazanamayan bir bağımsız adayın yerine belki daha güçlü bir isim bulmak mümkündür. Ama bu ismin bile seçmenin ve hatta parti üyelerinin bir kesiminden eleştiri alacağı unutulmamalıdır. Kısaca DTP, kimi tercih hataları olsa bile, yanlış adaylar yüzünden değil, bağımsız adaylarla seçime girmenin dezavantajı yüzünden, alabileceğinden az oy almıştır.
Bizim kanımıza göre, DTP kendi seçmenini merkezi olarak ve bilimsel yöntemlerle tanıma konusunda ciddi zayıflıklar içindedir. Seçmen eğilimleri hakkındaki bilgileri, yalnızca yerel yönetimlerden ve bölgedeki kadrolardan almak yeterli değildir. Günümüzde seçmen eğilimlerini neredeyse tam bir kesinlikle saptayan kamuoyu araştırmaları yapılmaktadır. Konda’nın seçim tahminindeki isabet bu tezimizi doğrulamaktadır. DTP’nin en kısa zamanda ciddi ve güvenilir bir araştırma şirketiyle bölgedeki halkın eğilimlerini ve DTP’ye yönelik eleştirilerini öğrenmesinde sayısız yarar vardır. Bunu yapmamak, yerel örgütlerdeki kadroların, çoğunlukla sübjektif yargılara dayanan ve genellikle eksik, hatta yanlış olan saptamaları yüzünden partinin yanılmasına neden olacaktır.
Bu anlatılanlardan çıkarılacak sonuç şudur: Parti ve parti örgütleri, öz eleştiri yapmadan önce, bölgedeki seçmenin eğilimleri hakkında bilimsel verilere sahip olmak gerekir. Kadroların birbirlerini kendi sübjektif görüşleriyle suçlamalarına yol açacak olan aşırı tartışmalardan kaçınmak gerekir. Elbette tartışma yapılmalı, kadrolar seçim kampanyasında yürüttükleri çalışmaların zayıflıklarını özeleştirel bir şekilde dile getirmeli, merkezi örgütsel önlemler alınmalıdır. Nevar ki, alınan seçim sonuçlarındaki olumsuzluklar sıradan kadro ya da örgüt hatalarıyla açıklanamaz. DTP’nin başarısız olduğu illerdeki somut durumun ne gibi yapısal sorunlardan kaynaklandığını yalnızca örgüt içi tartışmayla aydınlatmak mümkün değildir. Bilimsel araştırmalara ihtiyaç vardır. Sağlam veriler olmadan sübjektif suçlamalarla kadroların yıpratılması DTP için ek olumsuzluklar getirecektir.
Partinin propaganda dili, argümanları gözden geçirilmeli, halkın anlayamayacağı terimlerle yapılan propagandanın etkisi tartışılmalıdır. Hazırlanan Seçim Beyannamesi bu açıdan gözden geçirilmeli ve DTP’ye karşı AKP’nin bölgede ne gibi iddialar, argümanlar kullandığı saptandıktan sonra, AKP’nin iddia ve argümanlarına ne ölçüde etkili yanıtlar üretildiği incelenmelidir. DTP’nin propaganda çalışmalarını yukardan aşağıya, titiz bir şekilde örgütlemesi ve bu soruna bilimsel yaklaşımı güçlendirmesi şarttır. Örneğin bölgede AKP adaylarının yaptığı yerel toplantılara DTP üyelerinin katılarak, bu adaylarla tartışma yapıp yapmadıkları, ya da AKP adaylarının toplantı yaptıkları yerlerde gecikmeden DTP adayının toplantı yapıp yapmadığı, AKP propagandasını çürütecek ne gibi önlemler alındığı gözden geçirilmelidir. Bu arada AKP’ye karşı başarılı propaganda yapan kişi ve örgütler ortaya çıkarılmalı, onların deneyleri tüm örgütlere aktarılmalıdır.
Ancak, seçim propaganda çalışmaları gözden geçirilirken, bağımsız adaylarla seçime katılmanın merkezi propagandayı neredeyse imkansız kıldığı gözden kaçırılmamalı, bu alandaki zayıflıklara bu nesnel durumun büyük ölçüde neden olduğu unutulmamalıdır.
Bütün bunların dışında, bölgede DTP adaylarına oy vermeyen, AKP’ye oy veren seçmenlerin ”kaybedilmiş” seçmenler olduğu düşünülmemelidir. Bu seçmenlerin, Kürt kimlikleri nedeniyle karşı karşıya oldukları ağır sosyal, ekonomik ve politik sorunları AKP’nin çözeceğine, bölgedeki baskıların AKP iktidarında hafifleyeceğine inanmış oldukları söylenebilir. Bu durumda, özellikle AKP’nin yoğun oy aldığı illerde, hiç gecikmeden, halkın AKP’den beklentilerinin gerçekleşmediği, tersine adımlar atıldığı her durumda DTP aktif bir tutum almalı, AKP’ye oy verenlerin nasıl yanıltıldıkları gözler önüne serilmelidir. Bu yöntemle, DTP’den AKP’ye giden oylar geriye alınmalıdır.
Sonuç:
DTP, seçim kampanyasını köklü bir biçimde gözden geçirmeli, merkezi ve yerel eksiklikler saptanmalı, parti çapında özeleştirel bir tartışma yapılmalıdır.
Ancak bu tartışma, partiyi asla içe kapamamalı, kadroların yıpranmasına yol açmamalı, karşılıklı sübjektif suçlamalar önlenmeli, yüzde on barajını aşmak için başvurmak zorunda kalınan bağımsız adaylarla seçime katılmanın ve Türkiye çapında desteği artan bir hükümet partisiyle kıyasıya bir yarıştan, her şeye rağmen partinin gücünü koruyarak çıktığı unutulmamalıdır.
En önemlisi, DTP’nin Meclis’te kuracağı Meclis Grubu kritik eşiktedir. Meclis Grubunun birliği partinin birliğini güçlendirerek, partinin kitle içindeki gücünü arttırarak korunabilir. Partide istikrarsızlık, içe kapanma, yıpratıcı tartışma Meclis Grubunun birliğini de zayıflatır. O nedenle seçimlerde elde edilen kazanımı korumak büyük önem taşımaktadır.
Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2007-07-29