Milliyetçilik

Kürdler, milliyetçi olmaktan, milliyetçi olarak tanıtılmaktan çekiniyorlar. Özelikle, Kuzey Kürdleri. Bu çekimserlik biraz da şırınga edildi. Onlarca halkın başına yüz yıllardan beri bela olmuş, insanlığın vicdanında kara irinşiş gibi duran Türk milliyetçiliğine benzeşmemek kaygısı Kürdleri kendilerinden uzaklaştıran bir neden olarak ortaya çıkmış.

Milliyetçilik; komşunun bahçesine göz dikmek, zayıfın kafasından vurup ekmeğini elinden almak, son yüzyıllık tarihte daha çok Almanların ve Türklerin yaptığı gibi, milyonların göz yaşı üzerinde “mutluluk imparatorlukları” kurmak ve bununla kalleşçe övünmek değildir.

Burada milliyetçiliğin tanımını yapacak durumda değilim. Yapsam da zor tutar. Sıkça duyduğumuz tanımların tutuğunu ve en azından beni tatmin ettiğini söyleyemem.

Bir duygudur milliyetçilik; aşk gibi. “Kitabi-dedem Korgut”taki Böbrek’in, “Siyabend û Xece”deki Xece’nin aşkını anımsıyor musunuz? Öyle bir aşktır milliyetçilik. Zararsız!

Milli duygular zorla hakim kılınmaya çalışıldığında toplumların felaketini, sevgi zorlandığında ve dayatıldığında insanların faciayı boyladığını sıkça gördük.

Hep böyle olmuştur.

Almanları ve Türkleri birlikte anımsamıştık. Tarihin belli dönemlerinde bu ulusları temsil eden kişiler; insanlığa bitmez tükenmez acılar yaşatmıştır. (Burada konumuzla alakasız bir nüans var; insanlık suçu işleyen Almanlar deşifre olmuş, Türkler olmamıştır). Fakat Almanlarla Türklerin bir farkı vardır; birinciler kendileriyle, tarihleriyle yüzleşme cesareti göstererek büyümeyi başarmış, ikinciler işlediği suçlarla gurur duya-duya yüreklerinin derinliğindeki insanlık potansiyelinin açığa çıkmasına fırsat vermemişlerdir. Burada söz konusu olan Alman ve Türk milletlerine ait insan tekleri değildir. Topluluk psikolojisinden bahsediyoruz.

Mensup olduğun milletle övünmekten daha aptalca bir şey olamaz. Türklerden bulaşan bu hastalıktan eziyet çeken Kürdleri gördüğümde ne kadar üzüldüğümü anlatamam. (“Milliyetçi görünmemek” için annelerini belleyenleri övenleri dinlemenin de amansız bir işkence olduğunun altını hemen çizeyim). Övünecek hiçbir şeyi olmayan sefil insanların, içinden çıktığı milletten yapışmaktan başka çaresinin olmadığını (Artur Şopenhauer. 19. yy.) görmek acı vermez mi?

Şopenhauer bir Alman filozofuydu. Büyük düşünürün, bu iyi Alman’ın ölümünden 80 yıl sonra başka bir Alman, soykırımın iyiliğine inandırdığı kişilerle birlikte 60 milyon (!!!) insanın katliamına neden oldu. Dünya kasabının ölümünden 10 yıl sonra ise bir Alman başbakanı Yahudi katliam simgesinin önünde resmen diz çöktü ve Yahudi halkından özür diledi. İşte Almanlar bu kadar dinamik. Buna manevi dinamizm diyeceğim. Türk başbakanlarının ise “sözde” demekten dillerinde tüy bitti. Dinamizm yok işte. Vicdan asla yok!

Yazıya başlarken hiç niyetim yoktu; ama Almanlarla Türkleri (dünya insanlığına sonsuzun açılar çektirmiş kişilerin çıktığı halkları) kıyaslamayı sürdürmek geçti içimden:

19. yy. Alman gazetecisi Lyudvik Berne’nin şöyle bir sözü var: “Alman halkının barutu icat ettiğini iddia etmek doğru değildir. Alman halkı 30 milyon kişiden oluşuyor. Bunlar içerisinden yalnız bir kişi barutu icat etmiştir. Geride kalan 29. 999. 999 kişi barutu icat etmemiştir”. Ne kadar güzel bir ifade, değil mi?

Şimdi Türklere gelelim. Türkler, insanlığın kullandığı hiçbir şeyi icat edememiştir. (Biruni, Ebu Sina, insanlık tarihinde keşifleriyle bilinen ve TC’de Türk olarak yansıtılan tek bir kişi bile Türk değildir). Barutu icat edenin Alman olduğu için diğer Almanların tamamına dâhi denilemeyeceği gibi, insanlık tarihinde tek bir icadı olmayan Türklerin tamamı aptal sayılamaz.

Galiba, bu kelimeleri okuyan “Türk düşmanları Kürdler” bıyıkları altında gülümsüyorlar…

Hiç acele etmeyin!

Siz insanlığa ne kazandırdınız? Keşfiniz var mı? İsmi ne? Filankes herkesten büyüktür demekle yalnız kendinizi tatmin ediyorsunuz. (7 bin yıl önce ilk kez buğdayın Kürdistan’da üretildiğini az kalsın unutacaktım, kusuruma bakmayın).

Belki keşifler konusunda Türklerden biraz ileride olduğunuzu iddia edebilirsiniz ama elektrik lambasını, telefonu, televizyonu, bugün dört elle sarıldığınız İnterneti Siz keşfetmediniz.

Büyüklük, büyük işlerle ölçülür! Uygarlığın beşiği, ne bileyim, üç semavi din filan diyeceksiniz. Onları boş verin… Semavi dinlerin ana yatağında insanlar hala da “Allah adına” birbirlerinin kanını içiyorlar…

“Dünyanın en kötü milleti Ermenileri” süngüye geçirmek, Kürdleri ve gayrilerini sindirdikten sonra ‘bir çatı altında toplayarak’ sahte bir ulus yaratmak” vb. vs. büyüklük değildir. Bu emeller, en mülayim kelimelerle cambazlık, insafsızlık, zalimlik, zorbalık… biçiminde nitelendirilebilir. Zalime karşı erkekçe direnip yenilmek de büyüklük sayılamaz.

İki haftadır Türkiye’deki seçim sürecini izliyorum. Komedi olarak. Derdime ve işkenceme gülmeyi öğrendim artık.

Seçime girenlerin tamamı milliyetçi!

Aşikar Türk milliyetçileri, dini milliyetçiler, “demokratik” milliyetçiler, perdelenmiş Kürd milliyetçileri. Bir de milli duyguya sahip olmanın büyük insani zevkinden nasibini almamış işportacı milliyetçiler.

Gayrisi var mı? Yok!

Türkiye’nin kaderini milliyetçilik, yani sahte ve tecavüze uğramış milliyetçilik belirlemektedir ve belirleyecektir. Demokrasi değil! Ne yazık ki, değil.

Söylemler önemini çoktan kaybetmiştir. Önce söz vardı, şimdi yoktur.

Mütevazılıktan uzak olacak ama, günlük olarak 5 ülkenin haberlerini kendi dillerinde dinliyorum. Hepsi belli-başlı devletler. Türkiye kadar sahtesini görmedim. Aşkı da, nefreti de, milliyetçiliği de sahtedir bu ülkenin.

Türkiye’yi bu kadar sahte yapan, etnik Türklerden daha çok etnik Kürdlerdir.

Sahte Kürdler fazlasıyla olduğu için Türkiye isimli bir sahteliğe inanan ve tapan Türkler de fazlasıyladır.

Milliyetçiliğin aşk ve sevgi gibi bir duygu olduğunu söylemiştim. “Dünyayı sevgi kurtaracak” sözlerini çok duyduk. Öyledir de. Buna gölgesi altında ilk kez “seviyorum” kelimesini telaffuz ettiğimiz o yol kavşağındaki ceviz ağacını sevme milliyetçiliğini de ekleyelim. Dünyayı kurtaracak bir olgu da odur. Türk ve Alman milliyetçiliğinden değil, katil ruhluların tecavüzünün ötesindeki o bakir duygudan bahsediyorum. Neymiş gerçek milliyetçilik? Tanımını da yapamadık bu kadar uzun bir yazıda?! Tanım bulma sözü vermemiştik zaten.

Sanki siz aşkın tanımını biliyorsunuz?


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2007-07-08


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1019