TÜSİAD: Güneydoğu için yeni hamle gerekli Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 28. Nisan 2006 (266 okunma) KonuEkonomi
Sabancı:“Ülke olarak zaten kaynaklarımız kıt. Kaynaklarımızı yönlendirirken daha verimli kullanabilmek için bölgesel ve sektörel stratejiye ihtiyacımız var. Bunun bir parçası da özellikle Doğu ve Güneydoğu illerimiz için farklı bir kalkınma politikasına ihtiyacımız var. Bunun adına teşvik diyebilirsiniz, başka bir şey diyebilirsiniz ama yeni bir hamleye ihtiyacımızı var." dedi.
Nusaybin'de 3 kuyuda petrol bulundu Gönderen Hasan Tarih: Salı, 18. Nisan 2006 (375 okunma) KonuEkonomi
MARDİN (DİHA) - Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Mardin'in Nusaybin İlçesi'nin Suriye sınırında açılan 3 kuyuda petrol buldu. Batman'dan getirilen sondaj makinelerinin 18 gündür sürdürdüğü kazı çalışmalarının ise 4 güne kadar biteceği ve kuyunun faaliyete geçirileceği bildirildi.
Geçen yılın Aralık ayında Suriye sınırında petrol arama çalışması başlatan TPAO, Mardin'in Nusaybin İlçesi'ne bağlı Çamurlu Üretim Kampı yakınlarında kazılan 5 kuyudan 3'ünde ham petrol buldu. Alınan bilgiye göre, 18 gün önce Çamurlu'nun Suriye sınırı yakınında işçi ve mühendislerin çalışmaları sonucu kazılan kuyuda ham petrol olduğu ortaya çıktı. Batman'dan getirilen sondaj makinelerinin 18 gündür sürdürdüğü kazı çalışmalarının ise 4 güne kadar biteceği ve kuyunun faaliyete geçirileceği bildirildi. Kuyudan günde yaklaşık olarak 90 varil ham petrol alınabileceği bildirilirken, geçtiğimiz günlerde ise batı Kozluca sahasında açılan 2 kuyunun faaliyete geçtiği ve yaklaşık günde her kuyuda 80 varil ham petrol elde edildiği belirtildi.
Açılan kuyular bağımsız kaynaklardan geliyor!
Kozluca ve Çamurlu mevkilerinde ise 4 yeni kuyu daha açılabileceği bildirilirken, açılan kuyuların her birinin daha önce açılan kuyulardan bağımsız bir kaynaktan geldiği kaydedildi. Sondaj çalışmalarının devam ettiği bildirildi.
Başı sıkışan ABD'ye PKK çağrısı yapıyor! Gönderen Hasan Tarih: Salı, 28. Mart 2006 (583 okunma) KonuEkonomi
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Amerikan Türk Konseyi'nin açılış oturumunda yaptığı konuşmada "ABD, PKK'ya karşı somut adımlar atmalıdır" dedi
Tahtakale’nin saltanatı bitti Gönderen Hasan Tarih: Pazar, 19. Mart 2006 (383 okunma) KonuEkonomi
Ekonomik istikrar ile birlikte döviz yatırım aracı olmaktan çıkınca Tahtakale Borsası gözden düştü. Birkaç yıl öncesine kadar ekonominin nabzının ölçüldüğü, paranın değerinin belirlendiği İstanbul Tahtakale'deki ‘ayaklı borsa' yeni sürece alışmakta zorlanıyor.
Döviz özellikle kriz dönemlerinde paradan para kazanmak isteyenlerin bir numaralı tercihiydi. Ancak dalgalı kur sisteminin de etkisiyle Türk Lirası'na güvenin artması Tahtakale'de büyük müşteri kaybına yol açtı. 2001 krizinde 150 milyon dolara çıkan günlük işlem hacmi 2 milyon dolara geriledi. 200 kişinin işlem yaptığı Kapalıçarşı Ağa Sokak'ta en hareketli günlerde bile broker sayısı 20'yi bulmuyor. Genellikle çarşıdaki döviz bürolarının temsilcilerinin çalıştığı borsada döviz işlemlerinin eskisi kadar para kazandırmaması sebebiyle telsiz telefonla alım satım yapanlardan bazıları artık kebapçı olmuş. Bazıları da İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na geçmiş. Birçoğu da iş bulamadığı için memleketine geri dönmüş. Şubat 2001'deki krizde yerli ve yabancı televizyonlara verdiği röportajlarla ayaklı borsanın sembolü haline gelen ‘Bilardo Osman' lakaplı Osman Ataç, yaşanan değişimi şu sözlerle özetliyor: “Eskiden başımızı kaşımaya vakit olmazdı. Aynı anda 3-4 telefon birden çalardı. Bugün bir ayda yaptığımız işi o zaman bir günde yapıyorduk. Şimdi kimse döviz almıyor. Bazen telefonları bile yanıma almadan çıkıp gidiyorum, 45 dakika gelmiyorum. Bakıyorum kimse aramamış. Arkadaşlarla bir araya gelip çay içiyoruz. Böyle giderse kitap okumaya da başlayacağım.” Ataç, meslektaşlarının işsiz kalmamak için maaşlarının düşürülmesine razı olduğunu belirterek, “Yeni başlayan biri bin dolara imza atıyordu. Şimdi ise bu rakam 800 dolara indi.” bilgisini veriyor. Tahtakale'de çalkantılı ortamı özlediklerini belirten brokerlar da var. İşlemler için hiçbir resmî senet veya teminat istenmiyor. ‘Aldım, sattım, hayırlı olsun' gibi pazarlık sözlerle yapılıyor. Alım satım esnasında eksik ya da sahte paraya rastlanması halinde çarşının en kıdemli esnafı taraflara arabuluculuk ediyor. İçinden çıkılamayacak kadar karmaşık durumlarda ise zarar iki taraf arasında eşit olarak paylaştırılıyor. Tahtakale'nin gözden düşmesinde elektronik bankacılığın yaygınlaşması da etkili oldu. İnternet üzerinden bir tuşla döviz işlemlerini yapan yatırımcı, Ağa Sokak'ı telefonla aramaktan vazgeçti.
“Böyle olunca bizim işler azaldı.” diyen Osman Ataç'a göre yaşanan kötü örnekler de borsanın imajına zarar verdi. 15 yıldır Tahtakale'de bulunan Ataç, ekonomik istikrarla birlikte dövizin fiyatının düştüğünü, Merkez Bankası'nın alım yönündeki müdahalelerinin bile dövizdeki düşüşü önleyemediğini ifade ediyor. YTL değerlendikçe sadece Kapalıçarşı'daki 10 döviz bürosu kepenk indirdi. Aynı rakam ülke genelinde 500'ü buluyor. Şubat krizinde 1 dolarda 20 kuruş kâr ettiklerini anlatan Ataç, “3 senedir döviz borsası parasızlıktan kıvranıyor. Kriz günü fırça yiyenler, ağlayanlar, sevinçten havaya uçanlar, telefonunu yere çarpanlar, sinirlenenler hepsi bir aradaydı. Krizin ilk haftası yaşadığımız zihinsel yorgunluk 1 aya bedeldi. Bugün bir misafirimiz geliyor, rahat rahat konuşabiliyoruz. Eskiden olsa iki dakika boş kalamazdık. Alış ve satışlarda 1 kuruş gibi kârlara işlem yapılıyor.” diyor. Ataç, Merkez Bankası başkanının belirlenmesi sürecinde fiyatların psikolojik olarak yükseldiği görüşünde. Son 5 milyar dolarlık alımdan sonra hareketlilik yaşandığını aktaran Ataç, “Bundan 10 gün önce piyasada yaprak kıpırdamıyordu.” diyor. Şefik Şarkbay'ın söyledikleri ise piyasadaki riskli işlemleri ele verir nitelikte: “Bankalardan ya da piyasalardan alınan döviz belirli bir komisyonla tekrar üçüncü kişilere satılıyor. İşler daha da kötüye giderse hepimiz batarız. Son çare memleketin yolunu tutarız. Borsa da kapanır.” Şarkbay, hareketli günleri aradıklarını belirtirken ilginç ayrıntılar veriyor: “Borsadakiler Ecevit dönemini çok arıyor. Ecevit tuvalete girse dolar 100 bin lira artıyordu. Hastaneye gitse artar, evine gitse düşerdi. Küçük bir spekülasyonda fiyatlar tavan yapıyordu. Şimdi dövizde en ufak bir kıpırtı yok. Kimsenin dövize ilgisi kalmadı. Herkes parasını YTL'de tutuyor. Böyle giderse memleket yolu görünecek.” Mürsel Çınar adlı broker ise gelirleri azalsa da ekonomik istikrar ortamının ülke geleceği için çok önemli olduğu görüşünde. Krizde elde ettikleri kâr için sevindiklerini ifade eden Çınar, “Fakat bir taraftan da biliyorduk ki ekonomi çöküşe giriyor, Türkiye batıyor. Şimdi para kazanamasak da istikrar ülkenin geleceği için şart. Ne kadar spekülasyon ortaya atılırsa atılsın ekonomi rayında ilerliyor. Bu yüzden de döviz fiyatlarında çok büyük bir değişiklik yaşanmıyor.” diye konuşuyor.
Hükümet yıkan Tahtakale!
Kapalıçarşı Esnafları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Fırat da ayaklı borsanın eskisi kadar iyi para kazanamadığını ve işlemlerin durma noktasına geldiğini vurgulayarak, “Bir dönem piyasaların nabzı burada atıyordu. Ülke tanıtımına bile katkısı oldu ayaklı borsacıların. Elinde telefon, yüksek sesle bağıran bu kişiler turistlerin de dikkatinden kaçmıyor.” değerlendirmesini yapıyor. Fırat, ‘hükümet yıkan Tahtakale' imajı sebebiyle borsanın özerk bir kurum gibi çalışmaya devam ettiğini kaydediyor. 1978'de dönemin başbakanı Bülent Ecevit, kuyumculara işletme defteri zorunluluğu getirmiş. Alınan karara göre bütün altınların giriş çıkışı deftere yazılacaktı. Fire kısmına tolerans tanınmadığı için kuyumcular itiraz etti. Tepki olarak bir ay dükkanlar kapalı kaldı. Aynı sırada hükümet değişikliği olunca Ecevit, “Hükümeti kuyumcular yıktı.” ifadelerini kullanmıştı. Tahtakale ve Kapalıçarşı ile ilgili tartışmalarda aynı konu gündeme geliyor. Ancak döviz ve altın piyasaları uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, köprünün altından çok sular aktığını dile getirerek, “Altın ticareti daha serbest. Kuyumculuktan ihracata geçen firmalarımız var. Dolayısıyla kuyumcuların espri yanı gerçek olmakla birlikte hükümet kurma ya da yıkma gibi bir gücü yok. Üstelik bütün hükümetlerle barışık.” değerlendirmesinde bulunuyor. Buna karşılık dövizin yatırım aracı olmaktan çıkması sebebiyle Tahtakale borsasının işlem hacminin gerilediğini söyleyen Yıldırımtürk, “Eskiden ana baba günü gibi olan borsa artık 3-5 broker’in eline kaldı. Günlük masrafları bile zor karşılıyorlar. Büfeler bankalara döviz satarken ‘2-3 milyon dolarım var' diyordu; şimdi ise 100-200 bin dolar para var. O günkü kurun biraz daha üstünden değere satıp razı oluyorlar.” diyor.
Küreselleşme, Sermaye Birikimi ve Demir Çelik Sektörü-Ahmet ALİM Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 24. Şubat 2006 (337 okunma) KonuEkonomi
Fransız devrimi ve sanayi devriminin başlangıcı olan bu sureçte Londra dünya ekonomisini yönlendiren merkez haline gelmiş ve Amsterdam’ın yerini almıştır. Bu dönemin bir diğer özelliği ise modern anlamda ulusların oluşumasıdır.
Kredi Kartları İle İlgili Düzenlemede İnsan Esas Alınmalıdır-IHD Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 22. Şubat 2006 (150 okunma) KonuEkonomi
Kredi Kartlarıİle İlgili Düzenlemede İnsan Esas Alınmalıdır
Türkiye, son günlerde kredi kartları kullanımından ve yüksek faizden kaynaklı borçlarını ödeyemeyen çok sayıda insanımızın intiharına, ailelerin dağılmasına ve dramlara tanık oluyor.
2000 yılında Türkiye’nin yaşadığı ağır ekonomik krizin kredi kartları kullandırılarak tüketimin hızlandırılarak bu krizden çıkılma çabası toplumsal, ekonomik yaraların derinleşmesine yol açmıştır.
Kredi kartlarını, sokak başlarında dağıtan gelir düzeyi gözetmeden gelişi güzel dağıtan ve kullanımı adeta “karşılıksız para” duygusu yaratan reklâmlarla teşvik eden bankalar, bu sorunun insan yaşamını tehdit eder hale gelmesini sağlamıştır.
Bugün insanlar, borç batağı yüzünden en kutsal hak olan yaşam hakkından kendi elleriyle vazgeçecek noktaya gelmiştir.
Yaşanan kredi kartı sorununu aşmak amacıyla Türkiye Büyük Meclisi’nde gündemine getirilen yasa, sorunların kredi kartı kullanıcıların açısından değil bankalar yararına aşılmasını ön görmektedir. Bu yasal düzenleme, sorunu ortadan kaldırmadığı gibi sadece bankaların alacaklarını garanti altına almayı hedeflemektedir.
Yarın (23 Şubat 2006-Perşembe) TBMM’ inde görüşülecek Kredi Kartları Yasa Tasarısı, bu açıdan çok önem kazanmaktadır. Yasa koyucular, kredi kartlarının yarattığı toplumsal tahribatı dikkate alarak daha fazla mağduriyet değil, insanı merkeze alan çözümler üretmelidir.
İnsan Hakları savunucuları olarak milletvekillerine, devasa bir soruna dönüşen kredi kartları sorununda vicdanlarının sesini dinleyerek, insanların yaşam kalitesini artırma vaadiyle gelecekleri karartan bu sorunda insandan yana tavır almaya ve söz konusu yasada gerekli düzenlemeleri yapmalarını istiyoruz.