Diyarbakır Notları-AHMET SONER Gönderen Hasan Tarih: Pazar, 24. Ekim 2004 (225 okunma) KonuKültür-Sanat
AHMET SONER: Diyarbakır Notları
Bu satırları Diyarbakır'dan yazıyorum. Ani bir kararla, apar topar, çekime giden arkadaşlara katıldım. Sabahın erken saatinde Diyarbakır'a indik, yazdan kalma sıcak bir gün başlamıştı. Eşyalarımızı Demir Otel'e bıraktıktan sonra ziyaretlere sıra geldi: Dicle-Fırat Kültür-Sanat Merkezi, Arslan Lokantası, Diyarbakır Sanat Merkezi, Belediye Kültür Müdürlüğü...
Diyarbekir Sanat Merkezi'nde sergilenen "Ya Sev Ya Terk Et" adlı film-video gösterim programı çok ilginç. Sergi salonunun çeşitli yerlerine televizyonlar yerleştirilmiş. Ekranların karşısına birer de minder konulmuş. Yedi ekranda, değişik uzunluklarda yedi ayrı program izlenebiliyor. yaklaşık on altı saat uzunluğunda bir program "Ya Sev Ya Terk Et." İster sırayla, A' dan başlayıp G' ye kadar izleyebilirsiniz, isterseniz tam tersine..
Diyarbakır Sinema Atölyesi'ndeki arkadaşlar geldiğimizi duymuşlardı. Neler yapmak istediğimizi onlara anlatıp yardımlarını istedik. Nafiz ile Bülent akşamüstü yapılan çekimlere katıldılar.
Ertesi gün Diyarbakır'da hava değişmişti. Güneş yoktu, yağmur yağıyordu ve soğuklar başlamıştı. Anlaşılan çekim programı aksayacaktı. Oysa çekimleri üç günde bitirmeyi planlıyordum. Niyetim pazar günü Adana'ya geçmekti. Bu işlerde genellikle evdeki hesap çarşıya uymaz. Bir sürü terslik ve aksilik gelip sizi bulur.
Önceki akşam akşam, aradığım amatör astronomu bulmuş ve kendisiyle konuşup anlaşmıştım. Dün çekimlere başlayacaktık. Belki dış çekimleri sonraya bırakıp, iç mekanları öne almak gerekecek. Çare tükenmez, elbette bir çözüm bulacağız.
Bu arada bir başka amatör astronomdan söz edildiğini duymak beni biraz şaşırttı açıkçası. Eğer onu da bulabilirsem iki amatörü birbirleriyle tanıştırmayı düşünüyorum. Ama belki de tanışıyorlardır ve birbirleriyle rakiptirler. Bakalım, göreceğiz.
Silvan Belediyesi'nden bir belgesel film önerisi geldi. Ayrıntıları bugün konuşacağız. Ekim ayının sonlarına geldik artık. Bence belgesel projeleri için mevsim geçti. Ama belli olmaz, son yıllarda dünyanın iklimi değişiyor.
"Yaratım" dergisinin yeni sayısını Diyarbakır'da gördüm. Eylül-Ekim 2004 tarihli yedinci sayının dosya konusu: 21. Yüzyılın İlkdördünde Teknoloji, Kent ve Modernizmin Şiire Etkileri. Azad Ziya Eren'in hazırladığı dosyada Uğur Aktaş, Bejan Matur, Adnan Satıcı, Serdar Işın, Seyidhan Kömürcü, Kadir Aydemir, Haydar Ergülen, Tarık Günersel ve Sezai Sarıoğlu"nun görüşlerine yer verilmiş.
Tarık Günersel diyor ki: "Bilgisayarda yazmayan ve internette gezinmeyen bir şairin hayatla bağının zayıflayacağı kanısındayım."
Ben tam tersini düşünüyorum. Teknoloji, insanın öylesine çok zamanını yutuyor ki... Hayatla uzaktan yakından hiçbir bağı kalmıyor. Teknoloji insanları kapalı ve havasız mekanlara mahkum ediyor. Güneş yüzü görmeyen, havalandırmaya çıkmayan, çarşı-pazar dolaşmayan, toplu taşıma araçlarına binmeyen kişilerin ruh sağlığı bozuluyor elbette, marazi ve hastalıklı tipler ortaya çıkıyor.
Niye Nazım Hikmet, Ahmed Arif gibi güçlü ozanlar yok günümüzde? Elbette teknoloji yüzünden...
Sağlıksız kişilerin sağlıklı şiirler yazması mümkün değil...
Türkiye'nin Kürt Sorunu-Şeyhmus Diken Gönderen Hasan Tarih: Cumartesi, 23. Ekim 2004 (188 okunma) KonuKültür-Sanat
Bu kitapta bir çok sorunun cevabını bizzat muhataplarına veya konunun uzmanlarına sorarak aradığımız görülecektir" diyor kitabın önsözünde Ruşen Çakır. Bu çalışmasıyla Kürt sorununun tekrardan çözüme dair gündeme taşınmasının erken habercisi gibi olmuş.
23. Kitap Fuarı bugün açılıyor Gönderen Hasan Tarih: Cumartesi, 23. Ekim 2004 (115 okunma) KonuKültür-Sanat
23. Kitap Fuarı bugün açılıyor
İSTANBUL- TÜYAP 23'üncü İstanbul Kitap Fuarı, 23-31 tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştiriliyor. TÜYAP AŞ Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, İstanbul'un, Avrasya ve Avrupa'nın buluşma noktası olduğunu dile getirerek, İstanbul Kitap Fuarı'na yabancı yayınevi, yazar ve ziyaretçilerin katılımını artırmayı hedeflediklerini söyledi. "Fuarın, uluslararası niteliğini bu yıl tescil ettireceğiz" diyen Kavukçuoğlu, fuarın önümüzdeki yıldan itibaren 'Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı' olacağını bildirdi.
Ücretsiz seferler düzenleniyor
Fuarın, 'okur fuarı' niteliğinin de devam edeceğini ifade eden Kavukçuoğlu, bu yıl İstanbul'un çeşitli yerlerinden fuar alanına gerçekleştirilen ücretsiz seferlerle yaklaşık 300 bin olan ziyaretçi sayısını da artıracaklarını dile getirdi. Kavukçuoğlu, İstanbul Kitap Fuarı'nın iki yıldır İstanbul Sanat Fuarı ile eşzamanlı düzenlendiğini de hatırlatarak, kitap fuarına gelen ziyaretçilerin sanat fuarını da gezdiklerini, böylece bu fuarın ziyaretçi sayısını da artırdıklarını söyledi.
Fuarda neler var?
TÜYAP 23'üncü İstanbul Kitap Fuarı, 23 ekim cumartesi günü 'Onur Yazarı' Gülten Akın ve eşzamanlı olarak açılacak 14'üncü İstanbul Sanat Fuarı - ART-İST 2004'ün 'Onur Sanatçısı' Fethi Kayaalp'in de katılımıyla açılacak. Ana teması 'Kültür Sanat ve Edebiyatta Komşuluk' olan fuara, 400 yayınevinin yanı sıra 17 ülkeden 30'a yakın konuk yazar katılacak. Konferans, söyleşi, ödül töreni ve açık oturum gibi 200 kültür ve edebiyat etkinliği gerçekleştirilecek fuarda, 750 yazar, sanatçı, bilim adamı, gazeteci ve politikacı konuşmacı olarak yer alacak. Fuar süresince yüzlerce yazar imza günlerinde okurlarıyla bir araya gelirken, bu yıl ilk kez çocuklar için ayrı bir salon oluşturulacak. Burada, okuma ve tartışma saatleri ile çocuklar için etkinlikler gerçekleştirilecek. Fuarda ayrıca Slovenya, Makedonya, Bulgaristan, İsveç Pen Yazarlar Derneği Başkanları ile Yunanistan, Ermenistan, Bulgaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Slovenya, Polonya, Gana, Mısır, Ürdün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Fransa ve İspanya'dan yayınevleri, yayıncılar birliği temsilcileri yer alacak. Fuar kapsamında 'Orta Avrupa Edebiyat Günleri' adı altında Slovenya, Slovakya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Avusturya ve Polonya'dan gelen yazar ve yayıncılar eserlerini kitapseverlerle paylaşacak. Tarih Vakfı tarafından hazırlanan 'Hikayemi Dinler misin? Tanıklarla İnsan Hakları ve Sivil Toplum' sergisi, Can Dündar'ın hazırladığı 'Önce İnsan' belgeseli de fuar çerçevesinde kitapseverlerle buluşacak. Fuar kapsamında ayrıca İsmail Şen'in yayına hazırladığı 'Asi'den Gazi'ye Karikatürlerde Atatürk' adlı kitapla aynı adı taşıyan bir karikatür sergisi de açılacak. Fuarda bu yıl da çeşitli ülkelerden yazarlar konuk olarak ağırlanacak. Kitapseverler fuar süresince Lübnan'dan Adonis, Fransa'dan Jacques Bertoin, ABD'den Richard Zimmler, Yunanistan'dan Nikos Temelis, Irak'tan Mehmet Azzan'ın da aralarında bulunduğu yazarlarla tanışma imkanı bulacak.
Giriş 3 milyon lira
23'üncü İstanbul Kitap Fuarı'na bu yıl giriş ücreti 3 milyon lira olarak belirlenirken, öğrenci, öğretmen ve öğretim üyelerinden ücret alınmayacak.
Ulaşım
Fuarın açık olduğu tarihler boyunca Atatürk Havalimanı, Esenler Otogarı, Taksim Atatürk Kültür Merkezi, Bakırköy Deniz Otobüsleri İskelesi, Marmara, İstanbul, Yıldız Teknik, Boğaziçi, İstanbul Teknik ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitelerinden, ayrıca Büyükçekmece ve Beylikdüzü'nden fuar alanına ücretsiz ring seferler gerçekleştirilecek. Bu arada, fuar boyunca Bostancı, Üsküdar, Kadıköy, Taksim, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Bakırköy ve Beyazıt'tan da İETT otobüsleri fuar alanına biletle yolcu taşıyacak.
Mahzuni babasının izinde Gönderen Hasan Tarih: Cumartesi, 23. Ekim 2004 (156 okunma) KonuKültür-Sanat
Mahzuni babasının izinde
"Babamın yolunda yürüyorum ama müzik dünyasında da kendi yerimi arıyorum" diyen Emrah Mahzuni, şimdiye kadar 'Ah Ayrılık', 'Kıbleyi Sevgi', 'Vay Dünya', 'Yarınlar Bizimdir', 'Sormuyor Beni' ve Özledim Babam' gibi albümlere imza attı.
özgür politika
Babası Mahzuni Şerif'ten sonra "İkinci Mahzuni" olarak tanınan Emrah, babasının yolundan gittiğini söylüyor. Genç yaşta beste yapmaya ve söylemeye başlayan Emrah Mahzuni, "Babam müzik hayatımın başlangıç noktası, mihenk taşıdır. Ben halk ozanları dünyasında Emrah Mahzuni olarak yer almak isterim" diyor.
Geçtiğimiz günlerde Sivas Şehitleri'ni Anma Gecesi'ne katılmak üzere Almanya'ya gelen Emrah Mahsuni, ünlü ozan Mahzuni Şerif'in 8 çocuğundan 2.'si. 1964 yılında dünyaya gelen Emrah Mahzuni, 18 yaşında müziğe gönül vererek beste yapmaya başlar.
Babası Mahzuni Şerif'in uzun yıllar halk adına mücadele verdiğini belirten Emrah Mahzuni, "babam, bizlere kendinde somutlaştırdığı onurlu yaşamın önemini miras olarak bıraktı. Sevgi dolu bir yürekle müziğe ve halka hizmet edilebileceğini öğretti bizlere" dedi.
'Babam halk için mücadeleyi miras bıraktı'
Halk ozanları arasındaki yeriyle müzik alanında da önemli deneyimleri olan babasını kendine örnek olarak aldığını belirten Emrah Mahzuni, "ancak her şeye rağmen kendi adımla bu dünyada yer edinmek isterim" dedi.
Babası, Mahzuni Şerif'in son yüzyılda yetişen en önemli halk ozanlarından biri olduğunu belirten Emrah Mahzuni, kendisinin ikinci bir Mahzuni Şerif olma iddiasının olmadığını vurguladı. "Bu mümkün de değil zaten. Ama babamın yolunda yürüme iddiam var elbette" diyen Emrah Mahzuni, sadece kendisinin değil, Anadolu'da birçok halk ozanının bu yolda olduğuna dikkat çekiyor.
Kendisinin diğerlerinden farklı olarak babasının yaşantısına daha yakından tanıklık ettiğini belirten Emrah Mahsuni, bu nedenle babasının dünya görüşü, duygu zenginliği ve düşüncelerinden daha fazla yararlanma imkanını elde ettiğini kaydediyor.
"Kendi adımla yer edinmek isterim"
"Şablondan çıkmış gibi ikinci Mahzuni Şerif olmak övünülücek bir durum olamaz" diyen Emrah Mahzuni, bu konuda halk arasında söylenen "Taklit her zaman aslını yüceltir" sözünü hatırlatıyor. Emrah Mahzuni, "ben babamın yolunda yürüyorum ama müzik dünyasında da kendi yerimi arıyorum" diyor.
Emrah Mahzuni 18 yaşında başladığı müzik hayatı boyunca "Ah Ayrılık, Kıbleyi Sevgi, Vay Dünya, Yarınlar Bizimdir, Sormuyor Beni ve Özledim Babam" albümlerini çıkardı. Ayrıca Selda Bağcan, Musa Eroğlu gibi birçok değerli sanatçı da Emrah Mahzuni'nin eserlerini seslendiriyor. Emrah Mahzuni, sevenlerine yeni bir kaset çalışması içinde olduğu haberini de verdi.
'Bedel ödeyebilen gerçek halk sanatçısıdır'
Emrah Mahzuni, "halkın sanatçısı" sıfatını kazanabilmek için halkın o sanatçının her çalışmasını beğeniyle dinlemesi gerektiğini belirterek, bunun yıllar alan güç bir çalışma olduğunu ifade ediyor. Ancak halk sanatçısının ödemesi gereken çok ağır bedeller olduğunu da hatırlatan Emrah Mahzuni, buna örnek olarak sürgünde yaşamını yitiren Ahmet Kaya, Mahzuni Şerif ve Yılmaz Güney'i gösteriyor. Emrah Mahzuni, "bu bedeli ödeyebilenler gerçek halk sanatçılarıdır" diyor.
Emrah Mahzuni, babası Mahzuni Şerif'e halkın duyduğu sevgiyi kendi konserlerinde bile gözlemleyebildiğini belirterek, ancak halkımızın toplumsal hafızasının zayıf olmasını eleştiriyor. "Çabuk unutuyoruz biz. Sivasları, Maraşları, Çorumları unuttuk" diyen Emrah Mahzuni, değerlerin kolay kolay terk edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İyi ve Kötü-Yılmaz Erdoğan Gönderen Hasan Tarih: Perşembe, 21. Ekim 2004 (265 okunma) KonuKültür-Sanat
Xebat Şoreş adlı okuyucumuzun gönderdiği bir Yılmaz Erdoğan Yazısı... Eminiz, hoşunuza gidecek... Belki daha önce okumamışsınız...
Biliyorum, çoğunuz iyi insanlarsınız. Bu yüzden hep kötüler kazanıyor zaten. Birçok kötü, hatta alçak tanıdım. Çoğu neşeli insanlardı. Hiçbirinde çekingen bir ruh haline rastlamadım.
Kötüler atak, iyiler pısırıktır, etrafınıza bakın, en heyecan verici, en eğlenceli insanlar hep sahtekârlardır. Hepsi paldır küldür konuşan, ağız dolusu gülen insanlardır. Çünkü sahtekâr, sempatik olmak zorundadır. İyinin böyle bir mecburiyeti yoktur. İyi, sıkıcıdırr. Kadınlar iyilere değil, güvenilmez erkeklere aşık olur bu yüzden. Zaten aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkağıtçı başa çıkabilir...