'Kitap okumuyor müzik dinlemiyoruz'-Ali ONGAN Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 10. Kasım 2004 (97 okunma) KonuKültür-Sanat
'Her kesime hitap eden değişik kitaplar artık raflarda sararmaya başlıyor. İnsanlar kitap kapaklarına bile bakmıyor. Kaliteli müzik dinleyicisi de kalmadı. İnsanlar artık adını duymadığım pop star yarışmacılarının CD'sini soruyor. Ne oluyor bize. Nereye gidiyoruz?"
Zürich Kürt Kültür Haftası sona erdi-Ali Özşerik Gönderen Hasan Tarih: Salı, 09. Kasım 2004 (101 okunma) KonuKültür-Sanat
Zürich Kürt Kültür Haftası sona erdi
ALİ ÖZŞERİK
Zürich Kürt Kültür Derneği ile İsviçre-Kürdistan Dostluk Merkezi'nin organize ettiği Kürt Kültür Haftası sona erdi. Kültür Haftası, sanatsal, sosyal ve toplumsal olarak Kürt gerçeğini tanıtmayı amaçlıyordu.
Kilm sergisi ve amacı konusunda Waltraud Weber, Kilise Temsilcisi Verana Naegeli, Göç-Der Başkanı Şefika Gürbüz, Alevi kültürü, müziği ve ibadet biçimi konusunda Ali Matu, KON-KURD'dan Faruk Doru, Savaş ve İşkence Kurbanları Terappi Merkezi'nden H. Sancar ve kitap tanıtımda ise yazar Haydar Işık konuşmacı olarak katıldı. Kürt haftasında, Kazım Öz'ün "UZAK", Orhan Eskiköy'ün "Anne ve Çocuklar", Pınar Yıldız'ın "Sürgün" filmleri de büyük ilgi gördü. Etkinlikler dışında Koma Arîn ile ZAZVAJ Kürt Müzik Topluluğu'nun konserleri Kürt Haftasına Kürt Müziğinden güzel örnekler taşıdı.
Kürt Kültür Haftasına ilişkin sorularımızı yanıtlayan Zürich Kürt Derneği Başkanı Sevim Tutar ile Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Yıldız, Kültür haftasının Kürtlerden çok İsviçreliler tarafından ilgiyle karşılandığını söyledi. Tutar ve Yıldız şunları dile getirdi:
"Kürt gerçeğinin kültürel, sosyal olarak tanıtımında haftanın başarılı olduğu söylenebilir. Filmlerle, sergilerli, dia ile ve sosyal, toplumsal konulardaki panellerle bu tanıtımı yapmaya çalıştık. Tek eksiğimiz halkımızın yetersiz ilgisiydi. Ülkede ya da Türkiye'de bu tür panellere halk polise, yasal engellere rağmen büyük ilgi gösterirken, Avrupa'da neden ilgisiz kalındığı üzerine hepimizin düşünmesi gerekir. Bu bir eğitim sorunumudur, ya da siyaset yürütme tarzının bir yansımasımıdır? Ya da sürgünde kültürel yokoluşmudur, mutlaka cevaplar bulup, çözümler üretmeliyiz."
DİYARBAKIR SUR BELEDİYESİ`NDEN ÇOCUK ÖYKÜLERİ YARIŞMASI Gönderen Hasan Tarih: Cumartesi, 06. Kasım 2004 (220 okunma) KonuKültür-Sanat
Diyarbakır Sur Belediyesi´nin kültür çalışmaları kapsamında, Kürtçe ve Türkçe Çocuk Öyküleri Yarışması düzenlenmektedir. En son başvuru tarihi 15 Şubat olan yarışmaya katılma koşulları...
Ernesto'dan 'Che'ye yolculuk Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 05. Kasım 2004 (457 okunma) KonuKültür-Sanat
Ernesto'dan 'Che'ye yolculuk
MÜJDE ARSLAN/DİHA
Ernesto Che Guevara'nın 'yolculuğunu' anlatan ve geçtiğimiz hafta Avrupa sinemalarında vizyona giren 'Motosiklet Günlüğü' adlı film ilgi toplamaya devam ediyor. Yönetmenliğini Walter Salles'in yaptığı 'Motosiklet Günlüğü' (Motorcycle Diaries), bugünden itibaren ise Türkiye sinemalarda gösterime giriyor. Meksikalı genç aktör Gael Garcia Bernal'ın 23 yaşındaki Ernesto Guevara de la Serna'yı canlandırdığı filmde, Ernesto'yu Che yapan politik bilinçlenmeyi yaşadığı yol hikayesi anlatılıyor.
Sundance Film Festivali'nde gösterilen ve Cannes Film Festivali'nde altın palmiye için yarışan film, yılın yolu gözlenen yapımlarındandı. Film, Ernesto Che Guevara'nın "Motorocycle Diaries" ve Alberto Granado'nun "Che ile Latin Amerika Boyunca" kitaplarından Walter Salles tarafından beyazperdeye uyarlanmış. Meksikalı aktör Gael Garcia Bernal, "Fidel" filminden sonra, ikinci kez Che'yi canlandırıyor. Film, Ernesto Guevara de la Serna'nın Latin Amerika'yı dolaştıktan sonra politik açıdan bilinçlenmesinin ve Che Guevara'ya dönüşmesinin öyküsünü anlatıyor. Yolculuk ile birlikte Ernesto'nun belleğinde gerçeğin fotoğrafları birikirken, kendini tanımasını ve seçimini yapmasını da kolaylaştırıyor. Ernesto'nun uzun mesafeler kat edip anayurdundan uzaklaşırken, benliğine yaklaştığını görürüz.
Fotoğraflarda donan acılar
1952 yılında geçen filmin özeti şöyle: 23 yaşındaki tıp öğrencisi olan Ernesto Guevara, eğitimi bitmek üzereyken bir aile dostu olan biyokimyacı Alberto Granado ile bir geziye çıkmak için Buenos Aires'deki orta-üst sınıf yaşamını terk eder. İki arkadaş, Alberto'nun sık sık tökezleyecek motosikletiyle, bir rüyayı gerçekleştirmek üzere o zamana kadar hiç bilmedikleri Latin Amerika'yı keşfe çıkar. Kısıtlı bütçelerini ve yetersiz malzemeleri ile, Antlar üzerinden Şili kıyıları boyunca, Atacana Çölü'nü geçerek Peru Amazonu'nun içlerine doğru çizdikleri rotayı izlerler. Amaçları Alberto'nun 30. yaş gününü Venezüella'ya zamanında vararak kutlamaktır. Ernesto'nun aristokrat kız arkadaşını görmesi için birkaç gün yolculuğa ara verirler ancak yol ilerledikçe motosikletlerinin bozulmasıyla sık sık zorunlu mola verirler. Motosiklete son darbeyi inek sürüsü vurur. Kavurucu Atacama Çölü'nü geçen iki genç, bitkin ve aç bir haldeyken, siyasi inançları yüzünden topraklarından kovulmuş ve iş bulma ümidiyle bir madene giden bir çiftle karşılaşırlar. Motosikletle yolculuk yaparken gördüklerinden çok farklı bir Latin Amerika'nın kapıları aralanmıştır. Cuzco'da İnka mimarisini ve kentleşmenin getirdiği sorunları algılarlar. Machu Picchu'ya ve daha sonra da Lima'ya doğru yola devam ederler. Inka şehrinin haşmetli kalıntıları ile çağdaş Lima'nın çarpık kentleşmesi arasındaki zıtlıktan buna neden olan yabancılaşmadan çok etkilenirler. Daha içine kapanık ve daha çekingen olan Ernesto, ağır astım hastasıdır. Ernesto'nun yol boyunca astım krizleri tutar...
Nehrin iki yanı
Lima'da, Latin Amerika'nın en ünlü cüzzam araştırmacısı ile karşılaşmaları ile Amazon nehrinin kalbi San Pablo'da, Güney Amerika'daki en büyük cüzam kolonisinde çalışma olanağı elde ederler. Uzun kayık yolculuğunda Ernesto, ciddi bir astım krizi geçirir ve yatağa düşer. Sağlığına yeniden kavuşmayı beklerken de günlüğünü yazar. San Pablo'ya vardıklarında dünya görüşlerindeki değişim ortaya çıkmaya başlar. Peru Amazonu'nun derinlerinde cüzzam kolonisinde nehrin böldüğü iki yaşam vardır...
İki genç San Pablo'dan ayrılırken, yaşadıkları dünyanın şartlarını geliştirmek isteğinin ilk kıpırtılarını duyarlar. Alberto, yenilenmiş bir amaçla bilimsel çalışmalarına dönerken, Ernesto, yirminci yüzyılın en önemli devrimci liderlerinden biri olan "Ernesto Che Guevara" olmak üzere hayatına devam eder. Film, Che'nin biyografinin ötesinde ağırlıklı olarak macera arayan iki arkadaşın öyküsü izlenimini yaratıyor...
Filmin künyesi: Motosiklet Günlüğü (Motorcycle Diaries) Yönetmen: Walter Salles Oyuncular: Gael Garcia Bernal, Rodrigo De La Serna, Mia Maestro Senaryo: Jose Rivera Görüntü Yönetmeni: Eric Gautier Müzik: Gustavo Santaolalla Kurgu: Daniel Rezende Yapımcı: Michael Nozik, Edgard Tenembaum, Karen Tenkhoff Yapım: 2004, ABD Tür: Dram / Macera Süre: 124 dk.
'Kültür-medeniyet krizi yaşanıyor'-Reşat Özkan Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 03. Kasım 2004 (136 okunma) KonuKültür-Sanat
'Kültür-medeniyet krizi yaşanıyor'
Arap dünyasının bir kültür-medeniyet krizi yaşadığını ifade eden Faslı yazar Tahar Ben Jelloun, Doğu-Batı arasında bir medeniyet savaşı bulunduğu düşüncesine katılmadığını kaydediyor.
REŞAD ÖZKAN+özgür politıka
Fransızca yazan Faslı yazar Tahar Ben Jelloun, Arap dünyasında kültür ve medeniye krizinin yaşandığını belirtti. Faslı yazar ayrıca Kürt halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesini desteklediğini vurgulayarak, Kürt sorununun mutlaka çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Geçtiğimiz günlerde "Son Arkadaş" adlı son kitabının imza günü vesilesiyle Münih Edebiyat Evi'nde kitap severlerle buluşan Tahar Ben Jelloun'u yaklaşık 300 kişi dinledi. Faslı yazarın konuşmasını Fransızca yapmasını eleştirenlere yazar, "dil benim için bir iletişim ve anlaşma aracıdır. Ben, Fransa'da büyüdüm ve kendimi daha çok bu dilde ifade edebiliyorum" yanıtını verdi.
Yazarla dinleyenler arasında yaşanan Faransızca tartışması akla Kürtleri getirdi. Asyalı, Avrupalı ve Faslı birçok kişinin dinlediği yazar, alçakgönüllü tavrı ve açık, net konuşmasıyla kendisini dinlemeye gelenleri oldukça etkiledi. Bir Arap olarak değil de, gerçek bir Faslı aydın olarak olaylara yaklaşan Jelloun'un eleştirilecek yanı kendi kapısı önünde yaşanan Batı Sahra olaylarına "hassas" diyerek pek fazla yorumda bulunmamasıydı.
"Arap gençleri demokrasiyle tanışmalı"
Bir Kürt gazeteci olarak kendimi tanıttığımda yüzünde bir gülümseme belirdi. Sohbetimizde, Fas'ta yaşanan Batı Sahralılar meselesini soruyorum. Fas'ta Batı Sahralılar yıllardır baskı altında tutuluyor ve bu nedenle birçok kişi komşu ülkelere sığınmış durumda. Sözleriyle Batı Sahralıların haklı olduğunu ima eden Jelloun, çok geniş yorumlarda bulunmaktan da kaçınıyor.
Tahar Ben Jelloun "eğer Arap gençleri demokrasi ve özgürlüğün ne olduğunun farkına varırsa, kökten dinci, İslami grupların hiçbir şansı kalmaz. Gençlik ve halk arasında ayak basacak bir toprak parçası bulamazlar" diyor. Bugüne kadar gittiği ülkelerde ve Avrupa'da uygulanan birçok demokrasi biçimini gördüğünü söyleyen yazar, "dış dünyaya açılıp demokrasinin uygulamalarını görünce, kendi ülkenizde de aynısının olmasını istiyorsunuz" diye konuşuyor.
Arap dünyasının bir kültür-medeniyet krizi yaşadığını ifade eden Jelloun, Doğu-Batı arasında bir medeniyet savaşı bulunduğu düşüncesine de katılmadığını kaydediyor. Bu düşüncenin tehlikeli ve akılsız bir fikir olduğunu söyleyen yazar, "ama her medeniyetin kendi içinde bir savaş vardır" diye ekliyor.
Fas'ın ruhu Avrupa'nın özgürlüğü
Kitaplarını Fransızca yazan Tahar Ben Jelloun yılın yarısını Paris'te geçiriyor, geriye kalanını da Tanger'de. "Kendimi rahat hissettiğim ve huzur bulduğum için Tanger'de yaşıyorum" diyor Jelloun. Avrupa'da da kendini rahat hissettiğini söyleyen ünlü yazar, devamla şöyle konuştu: "Bir parçam Fas'ta, diğer parçam Fransa'da. İkisi arasında karar veremiyorum. Fas benim eşim, Fransa ise sevgilim. İki ülke de hoşuma gidiyor ve iki ülkenin daha da yakınlaşmasını arzu ediyorum. Madrid'de terör saldırısını gerçekleştirenlerden 3'ü Tanger'liydi. Ancak Tanger teröristlerin bir şehri değildir. Tanger, Hijablı veya Hijabsız olsun, akıllı ve başarılı erkekleri, uzak ülkeleri hayal eden kadınların şehridir. Tanger, Avrupa özgürlüğü ve Fas'ın ruhu ile yaşayan, birbirine yakınlaştıran büyük şairlerin hayallerini paylaşan bir şehirdir."
"Kürtler özgürlüklerine kavuşmalı"
Konu Kürt sorununa geliyor. Dört parçaya bölünen Kürt halkının acılarını çok yakından paylaştığını söyleyen Tahar Ben Jelloun, "Saddam Hüseyin 1986 yılında Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığında Arap dünyasına bu olayın kabul edilmemesi için çağrıda bulundum" diyerek üzüntüsünü dile getiriyor.
Filistinlilerden sonra bölgenin en çok ezilen halklardan birinin de Kürtler olduğunu söyleyen Jelloun, "Kürtlerin özgür olmaya hakkı var" diyor. Türkiye, İran ve Suriye'de yaşayan Kürtlerin durumlarının da Irak'takilerden pek farklı olmadığını vurgulayan yazar, "Saddam'a karşıyım ve Kürtlerin mücadelesini destekliyorum. Ama sarhoş ve alkol terapisi gören bir psikopat tarafından yönetilen Amerika'nın Irak'ı işgal etmesine de karşıyım" diyor.
Bölgede yaşayan bütün halkların özgürlüğe ihtiyacı olduğunu belirten ünlü yazar, ancak bölgedeki dış güçlerin etkilerine de dikkat çekiyor. "Kürt sorunu mutlaka çözülmeli ve bir gün çözüleceğine de inanıyorum. Umarım Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması Kürtlerin durumunda bazı iyileşmelere neden olur" diyor.
Tanger'de 'Son Arkadaş'
Tahar Ben Jelloun'un kaleme aldığı "Son Arkadaş" romanı Ali ve Mamed'in arkadaşlığını anlatıyor. Biri Fesli, biri Faslı iki yerli gencin, 1950'li yılların, ortaçağ kalıntılarını taşıyan, kozmopolit kenti Tanger'de yaşadığı olayları anlatan roman, dostluk duygusunu işliyor.
Cezayir'in Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesi verdiği yıllarda okulda tanışan iki arkadaş, bir askeri kampta yeniden karşılaşırlar. Kampta birinin, diğerini ölümden kurtarmasıyla aradaki bağ dostluğa dönüşür. Tüm zorluk ve olanaksızlıklara rağmen hayat ikisini birbirinden ayırmaz. 30 yıl süren dostlukları içlerinden birinin kansere yakalanmasıyla sonuçlanır.
Tahar Ben Jelloun kimdir?
1944 yılında Fes'te dünyaya gelen Tahar Ben Jelloun, Tanger'de büyüdü. Genç bir delikanlıyken, Fransa'ya gitti.
Fransa'da Fas halkının sosyal adalet mücadelesine katılınca, tutuklanarak 1.5 yıl cezaevinde kaldı. Romanlarını Fransızca yazan ve Magreb edebiyatının Fransa'daki önemli temsilcileri arasında yer alan Tahar Ben Jelloun "Günahsız Gece" romanı ile 1987 yılında Fransa'da "Prix Goncourt" barış ödülüne layık görüldü. Yazarın, Hislerin Labirenti (2001), Işığın Suskunluğu (2001), İslam nedir? Çocuklarımla Sohbet (2002), Yoksulların Okulu (2002) ve Son Arkadaş (2004) adlı eserleri var
Dengbêjlik ırmağı kuruyor! Hozan Şemdin ile söyleşi Gönderen Hasan Tarih: Pazar, 31. Ekim 2004 (425 okunma) KonuKültür-Sanat
Dengbêjlik ırmağı kuruyor!
Kürtlerin sözlü tarihi olan dengbêjliğin gittikçe yok olmayla karşı karşıya olduğunu belirten Hozan Şemdin, "Dengbêjlik gittikçe kayboluyor" diyerek, kaygılarını dile getiriyor.
ALİ GÜLER-Özgür politika
Kürt müziğine 30 yıldır hizmet eden Hozan Şemdin, Kürtlerin eski kültürü olan dengbêjliğin yaşatılması için büyük çaba sarf ediyor. 6 yıldır "Şevbêrka Dengbêja" programını yapan sanatçı Şemdin, Dengbêjliği tıpkı bir ırmağa benzeterek, bu ırmağın kurumaya doğru gittiği, görüşünde.
Hozan Şemdin, 1998 yılından bu yana Med Tv, Medya Tv ve Roj Tv'de "Şevbêrka Dengbêja" programını yapıyor. Bugüne kadar yüzlerce kaset arşivi yaptığını söyleyen Şemdin, bunların gelecek nesiller için hayati bir öneme sahip olduğunu vurguluyor.
Kürt tarihinin sözlü tarihi olan dengbêjliğin gittikçe yok olmayla karşı karşıya olduğunu belirten Şemdin, "Dengbêjlik gittikçe kayboluyor. Tıpkı 'Kel Aynaklar' gibi nesli tükeniyor" diyerek, kaygılarını dile getiriyor. Şemdin, sözlerine bu kültürün kaybolmaması için başta Kürt kurumları olmak üzere bütün sanatçıların üzerine büyük görevler düştüğünü söylüyor, ancak bu kesimlerin yeterince duyarlı davranmadığını da sözlerine ekliyor.
Hozan Şemdin ile yaptığı "Şevbêrka Dengbêja" programı ve günümüzde dengbêjliğin yaşadığı sorunlar üzerine konuştuk.
- Dengbêjlik, Kürt kültüründe hangi role sahip?
Kürtlerin herşeyi yasaktı. Bu dilin edebiyatı dengbêjlik aracılığıyla gelmiş. Stranlarımız, destanlarımız, ülkemizde yaşananan olaylar bu araçla günümüze aktarılmıştır. Örneğin bazı destanlar var ki; dengbêjlik olmasaydı bugüne gelemezdi. "Mem û Zîn", "Sîyabend û Xecê", "Cembelî Kurê Mîrê Hekaryan", "Evdalê Zeynikê" ve "Zembîlfiroş" gibi yüzlerce destan var. Halkımızın yaşadığı hüzünler, acılar, sevinçler, dengbêjliğin vasıtasıyla gelmiştir. Dengbêjliğin sözlü Kürt edebiyatına, müziğine büyük bir katkısı olmuştur. Dengbêjler, aynı zamanda halk arasında büyük bir temel atmıştır. Hala bir sürü sanatçı onların yarattığı eserlerden yararlanıyor. Şu anda onların yarattığı binlerce beste var. Aşk, hüzün, savaş olmak üzere... Bu da dengbêjlik kültürünün tarihimizden günümüze kadar büyük bir köprü olduğunu gösteriyor. Kısacası denbêjlik, Kürtlerin sözlü tarihidir.
'Denbêjlik doğal bir yetenektir'
- Peki nasıl dengbêj olunur?
Herkes dengbêj olamaz, doğallıktan geliyor. Doğal bir yetenektir. Bütün ünlü Kürt dengbêjlerin çoğu okuma yazma bilmiyor. Ama insan onların beste ve müziklerine bakınca sanki yıllarca konservatuvarda eğitim görmüş gibi geliyor. Hepsinin ürünlerinde edebiyat, felsefe kokuyor. Dengbêjlik, Kürdistan coğrafyasıyla bağlantılıdır. Kürt halkının tarihsel geçmişiyle, yaşanan acılarla bağlantılıdır. İsyan ve serhildanlarla bağlantılıdır. Bir gelenek ve kültürdür. Dengbêjlik aynı zamanda halka öncülük ve rehberliktir de.
-Bütün dengbêjler için mi, geçerli?
Bu öz ile yaşayan bütün dengbêjler, rollerini oynamıştır. Bu özden çıkanlarda var, ama bunlar azınlıktadır. Tarih boyunca toplumu en iyi tahlil eden dengbêjlerdir. Bütün yörelerin destanlarını en iyi dile getiren onlardır. Halkın en iyi çelişkilerini bilenlerde onlardır. Özgürlüğü, yurtseverliği ve Kürtçülüğü de. Diğer yandan da tarihteki ihaneti, boyun eğmeciliği ve kendi düşmanına sevdalılığı da. Bu bakımdan canlı bir tarih de olmuşlardır. Sürekli eleştirisel bir misyonları da olmuştur. Örneğin bir paşa ve ağanın zulmüne olan karşı duruşlarını kendi stranlarıyla yansıtmışlardır.
Kısacası dengbêjlik, Kürler için bir ırmaktır. Her dönemde kendini değiştirerek, günümüze kadar gelmiştir.
-Bu ırmak şu anda nasıl akıyor?
Acı ama gerçek, bu ırmak çok durgun akıyor, gittikçe kuruyor. Yaşlılar ölünce dengbêjlikte yok oluyor. Bu gelenek ve hazine yavaş yavaş eriyor. Dengbêjlik gittikçe ülkemizde kayboluyor. 'Kel aynaklar' gibi nesilleri tükenmek üzere.
-Bunu önlemenin yolu var mı?
Bu geleneğin sürdürülmesi bir kere dile bağlıdır. Dengbêjin kendisi, Kürt dilini en iyi bilendir. Dilin özünü yansıtıyorlar. Günümüzdeki sanatçılar, maalesef bundan çok uzaklar. Bu kültürün korunması için ancak, Kürt diline ve o kültürüne sahip çıkarak, yaşatabiliriz.
-Günümüzdeki sanatçılar, denbêjlerin stranlarını çağdaş müzikle uyarlayarak, söylüyor? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Herkesi aynı kefeye koymamak gerekir. Bazıları var; o stranları olduğu gibi yansıtıyor. Bazılar da var, parçayı değiştirerek, okuyor. Tabii, bu parçaların içeriği boşaltılarak, okunmasına karşıyız. Degbêjlerin parçalarını okumak gerçekten de zor. Yeni sanatçılar, daha çok geleri ve hafif parçaları okuyor.
Her şeyden çok dinlenmesi gerekiyor ve o müziğe aşık olunmalı. Onlarla bütünleşmek gerek. Yoksa onları okumak zor. Bu yeteneğe ve kabiliyete yakın olan genç arkadaşlar var; bu geleneği sürdürebilirler. İçeriğini bozmadan, çağdaş müzik ile ifade edebilirler. Delîl Dîlanar'ın bu konuda çalışması var, o parçayı alıp yeni ritimlerle yansıtıyor. Örneğin Şakiro'nun Neçîrvano parçasını alarak, yeni bir melodi alt yapı ekleyerek, söylüyor. Güzel de olmuş.
'Dengbêjlik acı, sevinç ve aşktır'
-Bazı dengbêjler, 'Dengbêjlik yiğitlik stranlarını söylemektir' diyor. Ama bakıyoruz dengbêjliğin özünde ise aşk ve sevgi temaları daha yoğun?
Dengbêjliği böyle sınırlı tutmak yanlıştır. Dengbêjlik Kürtlerin sözlü tarihidir. Bir bütün olarak halkın yaşamını ele alıyor. Bu bir isyan olabiliyor. Bir iç kavga, bir başkaldırı da olabilir. Kürt halkına yapılan zülümleri ve savaşları ele alıyor. Bunlara karşı yürütülen mücadeleyi ve halk arasında çıkan kahramanları da işliyor. Bunlara kahraman stranları diyebiliriz. Denbêjler, iki kişi arasında yaşanan aşk ve sevgiyi de işliyor. Onun da ötesinde bir bütün olarak halkın yaşamını ele alıyorlar. Her yönüyle bir şeffaflık ve sadelik hakim.
'Kurumlara büyük işler düşüyor'
-Bu geleneğin kaybolmaması için ne yapılması gerekir?
Televizyonumuza ve kültür-sanat kurumlarımıza büyük işler düşüyor. Diğer bir faktörde Kürtçenin konuşmasıyla bağlantılıdır. Birçok sanatçı arkadaşlarımız Kürtçe bilmiyor veya konuşmuyor. Bizim herşeyden önce dilimizi öğrenmemiz ve konuşmamız gerekiyor. Halk arasındaki stranları, ancak böyle gün yüzüne çıkarabilir ve bu kültürü böyle sürdürebiliriz. Bütün bunları yapabilmemiz için dilimizi çok iyi bilmemiz gerekir. En önemlisi de dengbêjlik geleneğinin sürdürülebilinmesi için bir okulun olması şart. Ancak böyle önleyebiliriz. Ben birey olarak, bunun için çaba harcıyorum. Şu anda "Şevbêrka Dengbêja" programını yapıyorum.
'100 civarında program yaptım'
- Programa ne zaman başladınız?
"Şevbêrka Dengbêja" programına 1998 Ağustos ayında Med Tv'de başladım. 6. yılını geride bırakıp, 7. yılına giriyor. Yaklaşık 100 program yaptım. Dengbêjlik gittikçe ülkemizde kayboluyor. Bu programın amacı bu geleneği yaşatmaktır. Bu hazinenin kaybolmaması için böyle bir çalışmaya başladık. Programı daha önce canlı yapıyordum. Tabi böyle olunca çok sayıda telefon geliyordu. Ve boş geçiyordu, arşive hiçbir şey kalmıyordu. Onun için paket program yapma kararını verdik.
-Programda ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?
Programın birçok zorlukları var. Dengbêjlerin birçoğu yaşamını yittirdi. Kalanların çoğu da ülkede yaşıyor. Programı ise Avrupa'da yapıyoruz. Bundan dolayı zorlanıyoruz. Ancak, o ünlü dengbêjlerin ses kayıtları ve kasetleri bize kaldı. Tabii ülke kaynağında uzak olmak beraberinde birçok zorlukları da getiriyor.
-Program dışında ne gibi çalışmalarınız var?
İki albüm çalışmasını birden yürütüyorum. Biri dengbêj türündendir. Şakiro ve Erivan Radyosu'ndaki parçalar olmak üzere birkaç dengbêjin bazı parçalarını okuyacağım. Diğer albümü ise kendi tarzımla çıkaracağım. Bir aksilik çıkmasa, bu çalışmalar Newroz'a kadar hazır olacak.
Şakiro'dan Evdalê Zeynikê'ye...
-Evdalê Zeynikê, Gulê'ye olan aşkını toplumun içinde stranlarla ilan ediyor. Şimdi bu fotoğraf, o dönemki şeffaflığı mı yansıtıyor?
Kesinlikle böyledir. Kürt kültürünün ve yaşam biçiminin özü açık ve şeffaftır. Dengbêjliğin özünde de bu vardır. Gizli kapaklı hiçbir şey yoktur. Örneğin Şakiro ve Evdalê Zeynikê'den tutalım birçok dengbêj, ilhamlarını bu tür güzellikler ve aşktan almışlardır. Stranlarında daha çok kadın ve onun güzelliği işlenmiştir. Şakiro ve Evdelê Zeynikê'nin bu dörtlükleri Kürt kültüründeki şefaflığın fotoğrafını açık bir şekilde ortaya koyuyor:
De lo lo lawiko sibebû vê sivengê
tû sêr bike mal xirabo
Ezê li tera sond bixwim dilê min
ji tera sterkek ji sterkê, lo li asîmana
Hela bala xwe bidê gelo dilê mi gûlî bira
xwedê ji stêrkek ji sterkê lo Asîmana
Tû rabe vê sivengê mal xirabo tirba mi
bikole li ser rê û dirbê cardexana,
Bi nimêja sibêra bila vê sibengê
biketa gûhêmin dengê melek ji
Melekê, şafihyane, Na na wele bi azanêra
biketa gûhê min dengê zengilê lo bazirgana...
Evdalê Zeynikê'de Gulê'ye şu stranla aşkını ilan ediyor:
Ez ji teyran teyrê mij im,
Ji kerba Gula Xamûrê kerr û gêj im,
Cîhê Gulê rûne, ez ê tobe kim, ez rûnanim, ez nabêjim...
Gulê, mehrûmê, ji erdên Tahar Xanê heta Xamûrê, ahenga vira,
Min koma heval û hogiran, dîwana mîrê xwê
Tahar Xanê temam terikan,
Seba çavên te yên reş û belek hatime vira...
Malesef, aşk, edebiyat ve yaratıcılık kokan bu dengbêjlik geleneği yok olmayla yüz yüzedir.
Kürt müziğine 30 yıl verdi
1955 yılında Iğdır'da doğan sanatçı Şemdin, 1988 yılından bu yana Avrupa'da yaşıyor. 30 yıldır Kürt müziğine hizmet eden sanatçı Şemdin, şimdiye kadar 4 albüm çıkardı. Ve uzun yıllar da Koma Berxwedan'ın içinde yer aldı. Şemdin, şimdiye kadar "Lê Amedê" ve "Çiyaye Gabarê" gibi ses getiren birçok besteye de imza attı. Şu anda da sanat çalışmalarını sürdüren Şemdin, ayrıca Roj Tv'de "Şevbêrka Dengbêja" programını hazırlayıcısı ve sunucusu.