|
"Ne var ki, Amerikalılar, Sistani'nin üstü kapalı, Başbakan İyad Allavi'nin açık "yeşil ışığı" ile bu kez sonuna kadar gitmek, "Mehdi Ordusu"nu dağıtmak ve Muqtada'yı ele geçirmek hesabındalar. Aslında, Amerikalılar, bir tür "açmaz"la yüzyüzeler: Ya, Muqtada Sadr'ın "ayaklanması"na, ülke çoğunluğunu oluşturan Şiilerin öfke patlamasına yol açacak ve sonunun nereye varacağı bilinmeyecek şekilde kuvvetle karşılık verecekler; ya da tıpkı geçtiğimiz Nisan-Mayıs aylarındaki Muqtada ayaklanmasında yaptıkları gibi müzakere yolu arayacaklar. Bu da, seçim planları ve onun da ötesinde bilinmez gelişmeleri harekete geçirmeye yol açacak..."
Gazeteci Cengiz Çandar'ın güncel yorumu...
Tam bir haftadır Irak'ta bir anlamda "kader savaşı " cereyan ediyor. Bizim medya, kolaycı bir genellemeyle, bu "kader savaşı"nı "Amerika ile Şiiler arasında" diye görüp, öyle yansıtmak eğiliminde. Oysa, bir çok başka konuda olduğu gibi, Irak'taki "gerçek", bu tür kolaycı genellemelerin hayli ötesinde ve hayli karmaşık.
Amerikan kuvvetleri ile 31 yaşındaki "radikal" din adamı Muqtada el-Sadr'ın "Mehdi Ordusu" arasında Bağdat nüfusunun yarısına yakını barındıran Şii varoşu "Sadrkent" ile "Şiilerin Vatikan'ı" Necef'te bir savaş cereyan ettiği doğru. Ama, bu savaş, aslında bir yönüyle "Şii-Şii savaşı", bir başka yönüyle ise Irak'ın geleceğini belirleyecek "iktidar mücadelesi"nin yansıması.
Gelişmeleri tetikleyen Irak'ta 2005 Ocak sonu yapılması tasarlanan seçimlere dek bir tür "geçici parlamento" niteliği kazanacak 100 kişilik kurulu seçecek 1000 kişilik "ulusal konferans"ın toplanması hazırlıklarının son aşamasına girilmesi oldu. Son çatışmalar, aslında, 2005 Ocak sonuna endeksli. Zira, gerek ulusal konferansın toplanabilmesi, bu ulusal konferans bünyesi ve onun seçeceği 100 kişi arasında "Sadristler"in de alınması; yani Muqtada Sadr'ın "milis lideri" olmaktan çıkartılıp, Irak'ta bir "siyasi oyuncu" haline dönüştürülmesi, Başbakan İyad Allavi'nin fikriydi. Bu, Irak'ta her türlü seçimli faaliyet için güvenlik ortamının sağlanması, dolayısıyla da "Mehdi Ordusu"nun dağıtılmasını gerektiriyordu.
İki aylık bir ateşkesin ardından, Muqtada, milis gücünün dağıtılması girişimlerinin ciddiye binmesi üzerine, "ulusal ayaklanma" çağrısı yaptı. Milis güçleri, "Sadrkent"i kapattı, sokağa çıkma yasağı ilan etti ve bir yandan da Necef'teki polis merkezine saldırdı. Daha rüşeym halindeki Irak güvenlik güçleri, "Mehdi Ordusu" ile baş edemeyince, Amerikan kuvvetlerine başvurdu. Ve, bir hafta kadar önce, çatışmalar başladı,
Ne zaman, ne şartlar altında başladığı da önemli. Irak Şiilerinin en büyük "fetva makamı" Ayetullah el-Uzma (Büyük Ayetullah-Ordinaryüs Profesör) Ali Sistani, bir hafta önce "kalp rahatsızlığı" gerekçesiyle Necef'ten ayrılıp Londra'ya gidinceÖ Oysa, Sistani, tam 6 yıldır Necef'teki evinden dışarı adım atmamıştı. Ayetullah Sistani'nin, Necef'i "boşaltması"nın, kutsal Necef'e "girin ve Mehdi Ordusu'nu temizleyin" mesajı olduğunu Irak'ta anlamayan yok, Muqtada, Sistani'nin otoritesine en büyük meydan okumayı ifade ediyor. Sadece, Sistani'nin otoritesine meydan okumakla kalmıyor; Abdülaziz el-Hekim liderliğindeki Irak İslam Cumhuriyeti Yüksek Meclisi (SCIRI) ve Irak Şiilerinin en eski ve geleneksel olarak en büyük siyasi örgütü Hizb ül-Dava'ya (İslam'a Çağrı Partisi) en büyük siyasi ve üstelik "silahlı" rakip konumunda. Bu her iki örgüt, Irak yönetim organlarında yer alıyor. Hizb ül-Dava'nın lideri İbrahim Caferi, hem şu anda Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı sıfatını taşıyor, hem de anketlerde Irak'ın en popüler siyasi şahsiyeti çıkıyor.
Bunların tümü, Muqtada'nın, eğer siyasi sürece siyasi aktör olarak katılmıyorsa, bertaraf edilmesinden ve "Mehdi Ordusu"nun dağıtılmasından yana.
Ancak, Muqtada da, öyle kolay kırılacak bir "ceviz" değil. Çetin çeviz. Bir yandan, İran'la, diğer Şii şahsiyetler gibi, bir takım irtibatlara sahip, diğer yandan -ki bu daha da önemlisi- Bağdat'ın 10 kilometre kuzeyinde yer alan ve aslında başkente bitişik sayılan "Sadrkent"e ve Şii nüfusun yoksul kesimlerinin, alt-proletaryasının desteğine sahip. Ayrıca, silah gücüyle Necef'teki Hz.Ali Camii ve türbesini ve hemen yanıbaşında 2 milyon insanın yattığı Şiilerce en kutsal mezarlığı karargah haline getirmiş ve buraların "dokunulmazlığı"na sığınmış durumda. "Mehdi Ordusu"na karşı Necef'te girişilecek bir Amerikan askeri harekatını, Şiilerin kutsal mekanlarına yönelik bir saldırı olarak sunabilmek avantajını kullanıyor.
Ne var ki, Amerikalılar, Sistani'nin üstü kapalı, Başbakan İyad Allavi'nin açık "yeşil ışığı" ile bu kez sonuna kadar gitmek, "Mehdi Ordusu"nu dağıtmak ve Muqtada'yı ele geçirmek hesabındalar. Aslında, Amerikalılar, bir tür "açmaz"la yüzyüzeler: Ya, Muqtada Sadr'ın "ayaklanması"na, ülke çoğunluğunu oluştura Şiilerin öfke patlamasına yol açacak ve sonunun nereye varacağı bilinmeyecek şekilde kuvvetle karşılık verecekler; ya da tıpkı geçtiğimiz Nisan-Mayıs aylarındaki Muqtada ayaklanmasında yaptıkları gibi müzakere yolu arayacaklar. Bu da, seçim planları ve onun da ötesinde bilinmez gelişmeleri harekete geçirmeye yol açacak.
Ayrıca, ülkenin merkezinde, Bağdat'taki bir çok roket saldırısının kaynağı haline gelen "Sadrkent"i de olduğu gibi bırakırlarsa, Sünni köktendincilerin kontrolündeki Felluce'nin 35-40 kilometre ötesinde bir başka "kurtarılmış bölge" oluşturmuş olacaklar.
2004 Ağustos'unun cehennemi sıcağında, şu günlerde, Bağdat ve Necef'teki çarpışmalarla, Irak, "cennet ve cehennem kavşağı"nda bulunuyor...
dünden bugüne tercüman
|