Süreyya Ayhan, hepimizin içini ısıtan büyük başarıların yıldızı...
1500 metre bayanlar kategorisinde Avrupa şampiyonu...
Aynı kategoride dünya ikincisi...
Kısacası sanki rüzgarın kızı...
13 Ağustos'ta başlayacak olan Atina Olimpiyatları'nda da atletizimde altın madalyada en büyük umudumuzdu...
Olimpiyatlara çok az bir süre kala Süreyya Ayhan'ın sakatlığından dolayı olimpiyatlara katılamayacağı açıklandı...
Bu herkesi çok şaşırttı ve üzdü... Düşünün ki bu haber medya gündeminin ilk sırası haline geldi... Gerçekten de Süreyya Ayhan'ın yarışa katılmaması en büyük umudumuzun kül olup uçması anlamına geliyordu...
Ne var ki iş bununla bitmedi...
Ertesinde, herkesi şoke eden iddalar ortaya atıldı...
Tartışmaların düzeyi düştü...
Arkasında saklı olanları bir yana koyarsanız, gelinen noktadaki durumu özetlemeye kalkışınca, tüm atletler ve tüm ülkeler için çok sıradan bir kontrol olan doping kontrolünün Süreyya Ayhan için yapılmasını beceremediğimiz gibi bir durum var...
Tabii gerçek bununla mı sınırlı, belli değil... Bunun ardında saklı başka bir durum mu var, onu da yakında anlıyacağız... Ama ne olursa olsun, Türkiye kendi en büyük atletini olimpiyat yarışlarına sokamadı... Bunu başaramadı.
Suçlu aramayı bırkıp, toplumsal açıdan olup biteni yorumlayınca, kendi şampiyonunu uluslarası bir yarışmaya sokmayı başaramayan bir ülke konumundayız... Şu veya bu nedenle... Ama sonuç değişmiyor...
Tabii dünyayı şaşırtacak ilkellik bu noktada da bitmiyor... Açıklanmaması gereken yazışma belgelerini açıkladığımız için Dünya Atletizm Federasyonu Türkiye'yi mahkemeye veriyor...
Son zamanlarda eski süfliliğimizin, tren kazasından doping kontrolüne, daha da arttığı gibi bir izlenim yayılıyor AB sürecinin örtemeyeceği bir garip ilkellik, bir garip süflilik...
Hayır olsun...