Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Sayın Erdoğan, gelecek bizimdir
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Öcalan niye devlet istemiyor!
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kürtlerde göz oymacılık
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Kapitalizm ve iktidar olgusu
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 88

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Tuhaf Bir Özür: Ahmet Kahraman
Posted on Salı, 20. Temmuz 2004
Topic: Güncel

AHMET KAHRAMAN:
Tuhaf Bir Özür...

13 Temmuz tarihinde, Özgür Politika'da yayımlanan "Kardeşlik ve Kalleşlik" başlıklı yazım üzerine, 15 Temmuz günkü gazetede imzasız, genelde "gazetenin çizgisi" diye okunan "Ufuktan" köşesinde, sizleri bilmem, bence oldukça "tuhaf" duran bir özür açıklaması yayımlandı.

AHMET KAHRAMAN:
Tuhaf Bir Özür...

13 Temmuz tarihinde, Özgür Politika'da yayımlanan "Kardeşlik ve Kalleşlik" başlıklı yazım üzerine, 15 Temmuz günkü gazetede imzasız, genelde "gazetenin çizgisi" diye okunan "Ufuktan" köşesinde, sizleri bilmem, bence oldukça "tuhaf" duran bir özür açıklaması yayımlandı.

Gecikerek de olsa, bu konuda birkaç söz etmek istiyorum. Gecikerek, çünkü Pazartesi ve Perşembe yazıları, aynı gün İstanbul'daki "Gündem" gazetesinde de yayımlanıyor. Konu, doğrudan o kesimle ilgili olmadığı için Salt, Özgür Politika okurları için yazdığım günü bekledim.

İster, kamuoyu önünde yazara, "ayağını denk al uyarısı" deyin, dilerseniz yazar adına, kim olduğu bilinmeyen birilerinden "özür dileme" adını koyun, nasıl tanımlarsanız tanımlayın açıklama, içeriğiyle düşündürücüydü. Düşüncenin evrensel dolanımını kısıtlama tehdidi taşıması nedeniyle de hüzün verici...

Bir kere, benim dünyamda yazar, bir yerde yazmaya başladığı an, "al atını, ver tımarımı" diyen "elveda" haykırışını cebinde taşıyandır. Bunu yapamayanlar, kalemin erdemine yabancı, bizim "yağdanlık" ya da "yalaka" dediğimiz tipolojidir.

Bundan yıllar önce, bir gazetede yazmaya başladığım gün, "kalemin özgürlüğüne dokunulmadığı sürece" demiştim. Bu sözüme hep bağlı kaldım. Bugün bir kere daha tekrarlıyor ve ardına bir kalem ustasının "duvar gazetesi de olsa yazarım. Okurum varsa eğer, beni orada bulur" diyorum.

Her neyse, "uyarı"nın daha girişinde, tuhaflıklar başlıyor, "yazarlarımızın birbirini itham edici üslup ve içerikte tartışmalara izin vermeyeceğizi, yine bu köşede duyurmuştuk" deniyordu. Devamında, yazının gazetenin görüşlerini yansıtmadığı, dikkatsizlik sonucu yayınlandığı belirtiliyordu. Gazetenin Türk ve Kürtler başta olmak üzere bütün halkların çıkarını esas alan bir politika izlediği, bundan böyle benzer yazıların yayımlanmaması için "daha duyarlı" davranılacağı deklere ediliyor, "okurdan özür" dileniyordu.

Tuhaflık bu ya, yazarın "kendisi" olduğu yadsınıyor, gazetenin görüşlerini temsil etmediği unutuluyor, hesaba katılmıyor, "vur abalıya" ediliyordu.

İkincisi benim yazımda, gazete yazarlarına gönderme, ima yoktu. Kim neden, hangi yazar kendinden emin ve kendine güvensiz olanların alınganlığıyla üstüne alınıp gocundu anlayamadım.

Aslına bakarsanız, TC suları "lanetli" gibiydi. Ondan içen, kendinden bile şüphelenip korkulara kapılıyor, alınganlaşıyor, kafasında yarattığı korkuların esiri oluyor, titriyordu. Buna, "Abdülhamit sendromu" da diyebiliriz. Sultan Abdülhamit, ördek gagası burunluydu. "Ördek" diye alay edildiğini vehm ederek, yalnız ördek kelimesini değil, göl, yağmur deyimlerini de yasaklamıştı. Atatürk ise yasayla koruma altına alınıyordu.

TC'nin tuhaf küllerinde, "abi ben" diyen kendini her kalıbın adamı, görüşün tek sahibi kapının bekçisi sanıyordu. Dünyanın da tek merkezi...

Abdülhamit sendromuyla titrediği için, "ben" dediği çarpık, yanlış, tutarsız görüşlere karşı çıkanı "düşman" ilan ediyordu.

TC'nin kuruluş yıllarında, Lenin'den yardım alabilmek için aralarında İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve Tevfik Rüştü Aras gibi "yeminli Komünizm düşmanları"nın bulunduğu bir kadroya Komünist parti kurdurulmuştu. Onlara, "bunlar demokrat bile değil" diyen sol düşmanı oluyordu.

Yazı yazdığım bir dergide Stalin'i anlatmış, yine birileri "sola küfrediyor" diye alınmış, yazım sansürlenmış ben de ayrılmıştım.

Günümüzde ise kimileri televizyon ekranlarında, "ben Atatürk'e hayran bir Atatürkçüyüm" diyor, ardından "biz sosyalistler" diye ekliyor, "her nabza uygun şerbet" veriyorlardı. Sosyalizm ile Atatürkçülük, gerçek hayatta birbirinin zıtıydı.

Bunlar, "sosyalist ağızla" halkların kendi geleceğini belirleme özgürlüğünden dem vuruyor, ama bu hakkı Kürtler sözkonusu olunca, "olmaz" diyerek, Kemalizme selam duruyorlardı.

Tek tek sayacak olursak, elbette TC'de, "adam gibi adamlar" vardı. Mehmet Ali Aybar gibi sosyalistler, asla "biz sosyalistler" demeyen Emil Galip Sandalcı da gelip geçti. Bir İsmail Beşikçi, bir Vedat Türkali birer abide olarak yerlerinde duruyordu. Altan kardeşler, "biz sosyalistler" diye naralar atmıyorlardı. Ve daha niceleri...

Ben yazımda, kemalistleri irdelemiştim, sosyalistleri değil. Kim neden alındı, bilmiyorum, ama "özür"den sonra, bana yazarak, telefon ederek destek veren dostlara topluca teşekkür ediyor, "dokunulmadığı sürece" yazmanın, benim için iş ve görev olduğunu söylüyorum.

Özgür  Politika

Tuhaf Bir Özür: Ahmet Kahraman

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.




Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 4


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Güncel:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.