Havaalanının restaurantın da yemek yerken, yan masa da bulunan iki kişinin bakışlarının sürekli üzerimde olmasından dolayı artık rahatsızlık ve tedirginlik duymaya başlıyorum. Filipinler de insan kaçırmanın çok yaygın olduğu ve fidye’den dolayı bir gelir kaynağı haline geldiğini bildiğim için, masmavi, pürüzsüz, bulutsuz ve güneşli havadan bile nem kapar durumdayım.
Cebu City
Manila’nın bıktırıcı trafiğinden ve gezilip görülmesi gereken yerlerini gördüğüme tatmin olduğumdan dolayı, ağır bir trafik akışına sahip ve bunun yol açtığı hava kirliliğinin yoğun olduğu bir Manila’da kalmanın zaman kaybından başka bir anlama gelmediği sonucuna vardığımda, hafta sonunda da Cebu adasının Cebu City kentinde Sinulog festivaline katılmak üzere havaalanına geliyorum. Herzaman ki gibi uçak korkusunu bastırmak için, havaalanında hem yemek yiyor hemde kırmızı şaraptan içiyorum.
Havaalanının restaurantın da yemek yerken, yan masa da bulunan iki kişinin bakışlarının sürekli üzerimde olmasından dolayı artık rahatsızlık ve tedirginlik duymaya başlıyorum. Filipinler de insan kaçırmanın çok yaygın olduğu ve fidye’den dolayı bir gelir kaynağı haline geldiğini bildiğim için, masmavi, pürüzsüz, bulutsuz ve güneşli havadan bile nem kapar durumdayım. Ben itiraf etmesem de ve her nekadar tedbir desem de siz buna paranoya deyin gitsin. Zaten paranoyadan başka bir şey olmadığını ileri ki günlerde kendım itiraf edecek aşamaya gelmiş olacağım.
Belli etmemeye çalışarak çevreme bakıyormuş gibi yapıp yan masamdakilerin nelere benzediğini görmek için çok kısa bir bakış attığım da mafya üyelerinin görünümünü andıran ve kesinlikle suç ve yeraltı dünyasının birer üyesi olan bu haydut görünümlü kişilerle göz göze geldiğim o milisaniyelik zaman dilimini oldukça iyi değerlendiren daha sempatik görünümlü olan kişinin, bana çok samimi bir şekilde merhaba demesi ve ardından da detaylı sorularla sohbeti derinleştirmeleri tedirginliğimi daha çok artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Her nekadar, konuşmaları güler yüzlü ve samimi olsa da, bunun kamuflajdan ibaret olduğu konusunda şüphe götürmez bir inanca sahibim. Özellikle nereli olduğum ve nereleri gezeceğim konusundaki sorular beni tedirgin ediyor.
Bu güleryüzlü haydutlar, eğer Cebu’ya gidersem, Cebu’dan surat teknesiyle 2 saat uzaklıkta ki Tacloban adasın da onların misafirleri olabileceğimi, ilkbahar da olacak seçimler nedeniyle seçim çalışmaları için sürekli Manila’ya geldiklerini ve bu önümüz de ki seçimde de milletvekili adayı olduklarını ve Kurdistan-Post’ta yayınlanmak üzere seçim çalışmalarını izleyebileceğimi söylemesi, beni, utancımdan dolayı uzun süre yeryüzüne çıkmamak üzere, yerin ta yedi kat altına sokmuştu.
İnsan’ın önyargısını parçalamak ne de olsa atomu parçalamaktan daha zordu, ünlü fizikçi Einstein’a göre.
Ve daha ileriki günlerde ki Filipinlerde geçirdiğim zaman içinde, değil bir Filipinliye karşı hiçbir insana karşı önyargılı yaklaşmamak için kendime söz veriyorum, umarım önyargı hastalığımda bu ameliyat sayesinde bırazcıkta olsa tedavi olmuş olur. Hatta yarım milyon insanın katıldığı Sinulog festivalinde, o kadar insanın içinde, bir çetenin benim paramı ve değerli eşyalarımı çalma girişimine karşı bile önyargı hastalığım harekete geçmekte hiçte niyetli değildi.
Havaalının da bu kişilerle tanışmış olmam belki de önyargı hastalığımı tedavi etmek için gerekli olan ilaçtı.
Biz henüz havaalanında iken, Adının Ashley Alvero olduğunu öğrendiğim milletvekili adayının gideceğim Cebu City’deki daha sonra adının Nazario Santos olduğunu öğrendiğim bir dostunu telefon ile arayıp gelişimi bildirmesi ve Cebu da olduğum süre içinde bana yardımcı olmasını istemesi, utancımı daha da artırmıştı.
Ashley Alvero’nun göstermiş olduğu ve daha sonra ki günlerde de devam eden dostça yaklaşımı ve yardımseverliğinden dolayı olan minnet borcumun mutlaka günün birinde ödeyeceğime, tekrar kendime söz veriyorum.
Yıllar önce üniversiteyi yeni bitirmiş, altmış civarında olan iş başvurusu arasından, işe alınan altı kişiden biri olarak İsveç’in bir telecommunication şirketinde işe başlamıştım. O zamanki yöneticim ve aynı zamanda beni işe alan kişi olan Bay Anders önyargı üzerine yaptığı konuşma üzerine vermiş olduğu örneği hiçbir zaman unutmadım. Anders’in sözünü ettiği örnek, daha önce yaşanan bir iş başvurusuyla ilgiliydi. Olayın kahramanı iş başvurusunda bulunan ve mulakatı iyi geçen, işe alınacak adaylar arasında olan, güçlü bir bayan adayıydı. İyi geçen mulakattan sonra yenilen öğle yemeğı sırasın da, güçlü bayan adayın yemeğin tadına bakmadan, yemeğe, masada bulunan tuzlukla tuz serpmesi, işe alınmasını engellemişti. Bayan adaya göre yemek tuzsuzdu, oysa ki yemeğin tadının nasıl olduğunu dahi henüz bilmiyordu. Medeni seviyesi yüksek olan büyük şirketlerde önyargılı olmaya toleranslı davranılmadığı bilinen bir gerçektir. Çünkü bu tür büyük şirketlerde, bir çok ulustan çalışanları olduğu gibi bir çok dine mensup insanların da bulunduğu ve her üç cinsten (bayan, bay ve eşcinsel), çeşitli deri renginden ve çeşitli yaş gurubundan çalışanlarla sorunsuz ve önyargısız çalışabilmek sözkonusudur. Bütün bunları bildiğim için de yapmış olduğum hatayı affetme konusunda daha da gaddarlaşıyor ve içimi kemiren, kendime olan kızgınlığım ve suçluluk duygusundan, ancak birkaç gün sonra kutlanan Sinulog festivalinin görkemi ve neşesi sayesinde biraz kurtuluyorum.
Cebu’ya vardığım Cuma gününden beri çok kötü bir yağmur yağıyor ve hava fırtınalı. Cumartesi günü havanın daha iyi olacağını umarken kaldığım otel personelinin, yakın bölgeler de, büyük olmasa da tornado’ya yakın şiddetteki kötü hava koşullarının yol açmış olmasının sonucundan dolayı, yağmur ve fırtınalı bir hava yaşadığımızı bildiriyor. Kaldığım otel Lapu Lapu adasındadır. Festivalden dolayı şehir merkezinde ki otellerin hemen hepsi dolu olduğu için, Cebu’ya köprü ile bağlı olan ve Cebu şehir merkezine taksi ile neredeyse bir saatlik uzak mesafede bulunan bu adada, ancak boş otel bulabilmiştim. Otel’in Cebu şehir merkezine belirli saatler de servis’i olduğu için ulaşım sorunu büyük ölçüde giderilmiş sayılır. Otelin servis aracıyla Cebu’ya giderken, ayağı hafif seken biri yanımda ki boş koltuğa oturuyor ve yol boyunca sohbet ediyoruz. Daha gerçekçi olmak gerekirse ben sadece dinliyorum. 65 yaşında ve USA ordusundan emekli olan adının bay Ray olduğunu öğrendiğim bu zat, kendince Cebu’ya yeni gelmiş olan bana tecrübelerini aktarıyor. Konuşma konusu cinsellikten öteye pek gidemiyor malesef. Nerde, hangi barda, ne tür bayanların olduğunu ve hangi masaj yerlerinin cinsel hizmetler verdiğini anlatmaya çalışırken bitirmiş olduğu bir cümlenin sonunda ki noktadan dolayı geçen o milisaniyelik zaman dilimin de, USA ordusun da ki görevinin ne olduğunu sorma şansıni elde etmekle sohbetin de ister istemez yönünü değiştirmiş oluyorum. Sayın Ray, USA ordusunda helikopter de atış görevlisi olduğunu söylüyor ve Vietnam savaşına katıldığını söyleyince de hemen fırlıyorum Vietnamın neresin de savaşmış? Ho Chi Mihn kenti diyor ilk başta, soru üstüne soruyla, nihayet anlıyorum ki gezimin başında ziyaret etmiş olduğum Cu Chi kampın da da savaştığını. Bu nasıl bir tesadüf, bu nasıl bir rastlantı, bu nasıl bir kader? Benim bunu nasıl yorumlamam gerekir?
Cu Chi kampında birbirine kurşun sıkanlardan, birine hayranlık derecesinde ilgi duyduğum, onuru için savaşan Vietnamlı bir gerilla, diğer tarafta ise bana, cinselliğin ötesine geçemeyecek şekilde öğütler vermeye çalışan USA ordusunda para için savaşmış Filipin asıllı eski bir asker. Tabii ki bu iki kişinin kırk küsür yıl önce birbirine kurşun sıkmış olabileceğini kanıtlayamayacağım gibi, bu eski Amerikan askerinin sakatlanmasına neden olan kurşunun nurlu yüzlü çatlak filizof rehber tarafindan atılmış olduğunu da ıspatlamama imkan yok.

17 ocak Pazar günü kutlanan bu festivalin kortejinde sanırım herkes temsil edilmektedir. Kiliseyi temsilen haçlı Hz İsa görüntüleri, kentin bütün okullarından katılan çeşitli yaş gurubuna üye olan, güzel bir ilkbahar gününde dünyanın çeşitli çiçeklerinin açtığı bir bahçeyi andıran, rengarenk giyinen öğrenciler, farklı dans ve müzik okullarından gelen genç kız ve erkeklerin müzikli dans gösterileri, üçüncü cins yani homoseksüel derneğine üye olanların sergilediği harikulade dans gösterileri görülmeye değer. Filipinlerin ünlü şarkıcısı Valerie Concepcion ile politikacı ve senator (milletvekili) Bong Revilla festivale renk katan simaların başında yer alıyor. Halkın büyük ilgisi karşısında festival daha bir canlı, daha bir neşeli, daha bir coşkulu geçiyor.
Kalabalıktan dolayı, bulunduğum yerden kortejin resimlerini çekebilmem oldukça zor, iyi resimler çekemiyorum ve bu da beni rahatsız ediyor. Kalabalığın caddeye girişini engellemek içinde kortejin geçeceği cadde boydan boya her iki tarafı kaldırım hizasından aşağı yukarı bir metre yüksekliğinde urgan çekilmiş durum da. Urgan’ın kaldırım tarafında geçit törenini izleyen halk, diğer tarafın da ise yani cadde tarafında ise kortejin güvenli bir şekilde geçişini sağlayan kamuflaj elbiseli güvenlik görevlileri bulunmaktadır.
Ne olacaksa olsun diyorum ve resim çekmek için caddeye, yani kortejin geçtiği bölüme geçiyorum ve urgan’ın diğer tarafına geçerken güvenlik görevlisiyle gözgöze geliyorum. Benim bu festivali ve korteji resimleme ihtirasım uğruna çok daha riskli duruma düşmemi, güvenlik görevlisi engelliyor ve elimde ki kocaman fotoğraf makinemden dolayı oldukça kibar bir şekilde korteji engellemeden yolun tam ortasında diğer basın mensuplarının bulunduğu yerde durup resim çekebileceğimi söylüyor. Hiçte itiraz edecek bir halim yok, bundan mutlu oluyorum ve daha sonra farkediyor ki orta yerde duran basın mensuplarının hepsinin benimkine benzer fotoğraf makinalarının olması ve yine benim gibi beyaz t-shirt giymelerinin yanı sıra bir de basın kartlarının olması. Sanırım güvenlik görevlisi beni basın mensubu sanıp yanlış anladı, iyi ki de yanlış anladı. Artık parmağım deklanşöre basmaktan bitkin düşmüş bir duruma gelinceye kadar resim çekiyorum.
Sinulog festivali tarihi aslında oldukça eskilere dayanıyor, yani Mactan adasında 27 Nisan 1521 de öldürülen ünlü gezgin Magellan’in gelişine kadar uzandığı tahmin edilmekte. Ve Filipinlerde ki Katolikler bunu, dini bir bayram olarak kutlamaktadırlar. Sonuçta Filipinlere hırıstıyanlığın veya katolikliğin gelmesi Magellan tarafından başlatıldıktan sonra asıl hızlı yayılma 28 Nisan 1565 tarihinde, yani Magellan’ın ölümünden 44 yıl Filipinleri işgale gelen López de Legazpi tarafından yapılmıştır.
Sinulog festivali’nin tarihi her ne kadar eski olsada son 30 yıldır kutlamalarda bir yoğunluk yaşanmakta ve bu da Cebu da halkın yoğun ilgisi dışında uluslararasın da da ilgi gören bir etkinlik konumuna gelmesine neden olmaktadır.
Günün bitiminde ve gecenin başlangıcın da, müziğin etkisiyle heryer dans alanına dönüyor, özellikle Mango Square meydanı. Cebu adası, genç kızlarıyla ve erkekleriyle, her renkten insanlariyla, her dinden inananlarıyla hatta ateistleriyle, doğasıyla, havasıyla, deniz de ki balığıyla, ağaçlarında ki kuşlarıyla....... Cebu da olan herkes, Cebu da olan herşey o gece sabahlara kadar dans ediyor. Bu kadar ahenkli, bu kadar güzel bir ritimle yüzbinlerce insanın aynı anda birarada, dans etmesine bir Cebu da şahit oluyorum bir de 2006’nın Newroz’un da Amed’te.
Gece yarısına doğru sayıları sekiz ila on arasında değişen ve yaşları da sekiz ila oniki arasın da değişebileceğini sandığım çocuklar tarafından etrafım sarılıyor, bu kocaman kalabalık içinde. İlk etapta alışık olduğum zararsız, karınlarını doyurmak için dilenmek zorunda bırakılan sokak çocukları olduklarını sanıyorum. Bundan dolayı da çok fazla tepki vermeden, ellerimi cebimde çıkartmadan yoluma devam etmek istiyorum, cebimin birinde bir miktar para diğerinde ise saatim ve kredi kartım bulunmaktadır. Çocukların kollarımı çimdiklemeleri, karın boşluğuma vurmalarından dolayı oluşacak gayri ihtiyari tepkiden dolayı ellerimi cebimden çıkartabilceğimi varsaymalarından dolayı çocukların profesyonel çeteler tarafından yönlendirildiğini anlıyorum. Minicik parmaklarıyla arka cebimi çoktan karıştırmaya başlamışlar bile. Çocuklara değil şiddet, hiçbir çocuğa kötü muamele bile yapılmasına tahammül edemediğim için de ne yapacağımı bilemez bir durumdayken, çocukluk yıllarıma uzun olmasına rağmen çok kısa bir yolculuk yapıyorum ve oradan çocukları caydırabileceğim metodu bulup getirmeye çalışıyorum. Henüz yedinci yaşımı yeni doldurmama rağmen ailemin ekonomik sorunlarını hafifletmek için çalışmak zorun da kaldığım günler de ve o küçücük yaşımdan ve dilimin henüz dönmediğinden dolayı “r” harfini “l” olarak telaffuz ediyorken, Harman sıgarasını boğazımı yırtarcasına “Halmaaaaan” olarak satıyorken, insanoğlunun sahip olduğu bütün değerlerden yoksun, ülkücü bıyıklı sivil polislerin elimde ki “kaçak” sigaraları alırken, korkudan altımı ıslatacağım derece de korku ve nefret dolu bakışlarından faydanlamak üzere Cebu’da ki festival alanına geri döndüm. Çocukların minnacık parmakları hala arka cebimi karıştırıyordu, baktım çocuklara..... tekrar baktım.... benim yedi yaşinda altımı ıslatmama neden olan o vahşi bakışlarla bir türlü bakamadım, cebimi boşaltmak için uğraşmak zorunda kalan bu körpe çocuklara. Çaresizce onları gönderen ve mutlaka beni, bizi izleyen yetişkinleri aradı gözüm, bu yüzbinlerce insanın katıldığı festivalin içinde.
Gecenin ilerleyen saatlerinin vermiş olduğu yorgunlukla ve güvenliğin azalması ihtimali karşısında, belli bir süre ulaşım sorunu yaşadıktan sonra, ancak bir motorsiklet ile otele dönmek üzere festival bölgesinden ayrılıyorum.
Daha ileriki günlerde Alegria’yı, Lapu Lapu’yu, Moalboal’ı, Bohol adasını, Tacluban adasını gezeceğiz.
Piton yılanı ile aynı kafeste olmanın heyecanını beraber yaşamak üzere...
Slav û Réz!
Kadir Tosun
Kadir_tosun@yahoo.se
2010-01-20
|