Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Cemil Esad'la 5 saat
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kadınlar ve erkekler
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Ankara bu sinsi oyunların farkında mı?
Aydın Dere
   
  
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.
   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   RÖPORTAJ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 74

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Kürt sineması ve “Kütürk” sanatçılar
Posted on Pazar, 07. Şubat 2010
Topic: Kültür-Sanat

Devrim Kılıç: Kürt sineması kavramının iyiden iyiye yerleştiği ve Kürt sinemasının niteliğinin ve ortak yönlerinin tartışıldığı bir ortamda BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Kürt kökenli sanatçılar Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül'e “Kürtçe filmler çekin” çağrısı yaptı. BDP olağanüstü kongresinde gerçekleşen Demirtaş'ın çağrısını süphesiz ki Kürt açılımı olarak adlandırılan tartışmalardan bağımsız düşünemeyiz.



Kürt sineması ve “Kütürk” sanatçılar

Devrim Kılıç / 6 Şubat 2010 / Melbourne

Kürt sineması kavramının iyiden iyiye yerleştiği ve Kürt sinemasının niteliğinin ve ortak yönlerinin tartışıldığı bir ortamda BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Kürt kökenli sanatçılar Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül'e “Kürtçe filmler çekin” çağrısı yaptı. BDP olağanüstü kongresinde gerçekleşen Demirtaş'ın çağrısını süphesiz ki Kürt açılımı olarak adlandırılan tartışmalardan bağımsız düşünemeyiz. Ortada şüphesiz ki politik bir yaklaşım vardır. Politikacıların politik yaklaşımda bulunmalarından da daha doğal birşey yoktur.

Yılmaz Erdoğan'ın basın aracılığıyla Demirtaş'a verdiği yanıt etrafında yapılan tartışmalar Kürt sinemasını tekrar gündeme taşıdı. Yılmaz Erdoğan ve Mahsum Kırmızıgül'ün sanatçı kimlikleri bir yana Kürt kimlikleri de oldukça tartışmalıdır. Bu iki sanatçının Kürt olduklarından şüphem yok, benim bilmediğim ana dilimiz Kürtçeyi de en azından anlama ve konuşma bazında iyi bilirler. Erdoğan ve Kırmızıgül'ün Kürt kökenli olmalarına karşın siyasal anlamda bir Kürt kimliğine sahip oldukları söylenemez. Ve bu yoksunluk sanatlarına da yansımaktadır. Sorun buradadır.

Tiyatrodan sinemaya geçen Erdoğan'ın yaptığı filmlerin niteliği ve kalitesi genelde tartışılmadı. Erdoğan'ın filmlerinin ünlü sinema eleştirmeni Andre Bazin'in ifadesiyle “Filmleştirilmiş tiyatro” olmaktan öteye geçemediği söylemek yalnış olmaz. Filmlerinin diyalog ve espiri üzerine kurulması ve mizansenin tiyatro oyununu anımsatması da bundandır. Erdoğan henüz bir sinema filmi yapamamıştır yaptığı kameraya çekilmiş tiyatrodur ve espirilerle de filmini izletmektedir.

Erdoğan'ın filmlerinde Kürtlük gizlenmiştir

Ancak benim üzerinde durmak istediğim başka bir nokta. Örneğin Vizontele 1 ve 2'de kullanılan üstün tekniğe karşın olayların geçtiği zaman ve mekan düşünüldüğünde Kürtlük olgusunun bilinçli bir şekilde gizlendiğini görürüz. Gizliliğin başarısı açısından ortada bir başarı vardır ama böyle bir gizliliğe başvurmak hem Yılmaz Erdoğan'ın hayattaki duruşunu hem de sinema sanatına ihanetini gösterir. Kürt olmak için ve bir filmde Kürtler'e Kürt olarak yer vermek için politik olmak gerekmez kuşkusuz. Yılmaz Erdoğan bu durumu Selahattin Demirtaş'a cevaben söylediği “Kürtçe iş yaşmak artık normal birşey” sözleriyle dile getirmişti. Ve bu sözlerle aslında “suçunu” ve sanata ihanetini de itiraf etmiş oldu. Kürtçe iş yapmanın bu kadar normal olduğu bir ortamda (ki bu da göreceli bir belirlemedir, Kürtçe sanat yapmak henüz o kadar da normal ve yasal değildir) Yılmaz Erdoğan gibi “demokrat ve sol eğilimli” Kürt kökenli bir sanatçı nasıl oldu da 1980 öncesinde Hakkari'de yaşayan Kürtleri filmlerinde yansıtmamayı becerdi. Bu nasıl bir sanatsal duyarlılıktır, bu nasıl bir sanat anlayışıdır ki hayatın içinden alınmış ve gerçeklere dayanan bir konu böyle çarpıtılabilmiştir. Hakkarili Kürtler yaşlısı ve genci, kadını ve erkeği nasıl olurda Erdoğan'ın hiçbir filminde Kürtçe konuşmaz. Ama örneğin Erdoğan Vizontele filmlerinde Hakkari'de o dönemdeki sol akımların etkisini ve çalışmalarını yansıtmaktadır. Ama nedense bu filmler boyunca bir tek Kürtçe kelime duyulmaz, bir Kürtçe diyaloga raslanmaz. Gerçi Vizontele ikinin başında otobüsün tozlu bir yolda ilerlediği sahnede içerde çocuklar Kürtçe bir klam söylerken duyulur ama hemen sonrasındaki sahnede kamera otobüsün içini gösterdiğinde nedense bu klam hemen Türkçe olarak devam eder. Burada bir eleştiri de sözkonusu olabilir tabi ama bunun filmin tamamı düşünüldüğünde çok cılız kaldığını ve işlevsizleştiğini söylemek durumundayım.

Politikacı politika yapar, sanatçı sanat ahlakına sadık kalmalı

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Erdoğan ve Kırmızıgül'e yaptığı bu çağrının tek yalnışı böyle bir çağrının kongre ortamında yapılmış olmasıdır. Bu belki de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın içinde Yılmaz Erdoğan'ın da bulunduğu bir grup sanatçıyla açılım toplantısı yapacağı bilgisinden sonra alelacele yapılmış bir çağrıdır ve bir nebze anlaşılabilir. Bu işin politik yönüdür. Politikacıların işi tabiki politika yapmaktır. Sanatçıların işi de sanat ürünleri ortaya çıkarmak ve sanat ahlakına sadık kalmaktır. Yılmaz Erdoğan “siyasetin sanatçılar üzerinde yapsınlar etsinler deme yetkisi yok” derken elbette haklıdır ilke olarak. Ama dediğim gibi sanatçılarda sanat yaparken gerçeğe sadık kalarak, sosyal ve kültürel gerçekleri gizlemeyerek sanat yapmalıdırlar. Çünkü aksi sanata ihanettir, sanatçı kavramına ihanettir, aydın kavramına aykırıdır.

Bahoz filminin neresi destansı

Kürdistan-Post sitesinde Robin Welat'ın “Selahattin Demirtaş Kürtçe film için yalnış kapıyı çalıyor” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Welat yazısında Kürtçe filmlerin Kürt kimliğine sahip çıkan sanatçılarca yapılacağını belirtirken Erdoğan ve Kırmızıgül'un Kürtlüklerini inkar ettiğini hatırlatıyor. Kürtçe filmlerin ve Kürt sineması olgusunun Kürt kimliğine sahip çıkan yönetmenlerin emeğinin ürünleri oldukları tartışma götürmez bir gerçek. Ama Welat'ın Kazım Öz'ün “Bahoz” filmiyle ilgili ifade ettiği noktalara katılmadığımı belirtmek istiyorum yeri gelmişken. Robin Welat Bahoz filminin “destansı” bir film olduğunu belirtiyor. Ve politik yaklaşımlar sonucu Öz'e ve Bahoz filmine getirilen sınırlamaları ve engellemeleri haklı olarak eleştiriyor. Gerçekten de Kazım Öz'e karşı kendi çevresinden bir tepki olduğunu duymuştuk. Ama bu tepkinin sanatsal kaygılardan çok Welat'ın da ifade ettiği gibi “on saniyelik bir sevişme sahnesi” nedeniyle oluştuğunu biliyoruz. Tabi bu görünen veya ifade edilen “bahane”. Esas tepkinin ve sınırlamaların kaba politik nedenlere dayandığını tahmin etmek zor değil. Bu durumun benim de onaylamadığım bir durum olduğunu belirtmeliyim.

Ancak Robin Welat'dan Bahoz filminin neden “destansı” bir film olduğunu bize anlatmasını da istiyorum. Bahoz filmini 3 kez izledim ve filmin sanatsal açıdan tam bir fiyasko olduğunu düşünüyorum. Gerek senaryosunda gerekse de öykü ve film kurgusunda boşluklar ve “acemilikler” olduğu aşikar. Film üniversitelerde 1990'lardaki yurtsever gençliğin ruh halini vermekten oldukça uzak. Gereğinden fazla uzun olduğu için filmin kendini izlenmez kılması da cabası. Yönetmenlik açısından da çok zayıf, oyunculuk tiyatral olmaktan öteye geçemiyor.

Film Kürtlük duygusundan yoksun

Adı Bahoz (Fırtına) olan bu film de fırtına nerede inanın anlayamadım. Fırtınalı bir ortam yok, film hareketten yoksun, öykü kendi içinde ilerlerken yeteri kadar ivme kazanmıyor, güzel yerleştirilmiş espiriler olmasa filmin sonunu getirmek de zor. Özellikle Cemal'in bilinçlenmesini gösteren kitap okuma sahnesi sinematik olmaktan çok uzak. Bu sahne sinemanın ilk ortaya çıktığı yıllarda kabul edilebilirdi belki ama ikibinli yıllarda çok basit kaçıyor. Bahoz filminin en büyük eksikliği tabiki filmin çekimiyle ilgili değil, film Kürtlük duygusundan yoksun. Ben izlerken bir Kürt olarak heyecanlanamadım, Kürt ulusal mücadelesine dair hisslerim canlanmadı. Oysa Güneyli yönetmen Hıssen Hessen Ali'nin yönetiği “Nergis Bışkivin-Nergisler Açınca” filmi Kürt ulusal duygusunun verilmesi açısından çarpıcıdır. Konu olarak Bahoz filmine çok yakın olan Nergisler Açınca filmi humanist yaklaşımıyla da dikkat çekiyor.

Uzatmıyorum. Film eleştirisi yapılırken tabiki tarafsız yaklaşmak ve öncelikle filmin anlatmak istediği konuyu ne derece anlatabildiği üzerinde durmak gerek. Film eleştirisine kaba politik tarzda yaklaşmak hem filmi anlamamızı engeller hem de sanata, hayata ve siyasete hizmet etmez. Bu açıdan Yılmaz Erdoğan'ın filmleri de Mahsun Kırmızıgül'ün örneğin Güneşi Gördüm filmi de sosyal açıdan başarısız, gerçeklerden uzak ve korkak filmlerdir. Aslında bu konuda söylenecek çok söz var ama bu yazıda bu kadarı yeterli. Erdoğan ve Kırmızıgül'ün filmleri yönetmenlerin kişiliklerini yansıttığı gibi onların sakat sanat anlayışlarını ve hayata ve sanata cesurca yaklaşamadıklarını da gösterir. Kendi kimliğine sahip çıkamayan sanatçılardan da başka birşey beklenmez zaten. Bu nedenle onları “Kütürk” gibi uydurma bir kavramla tanımladım. Yani Kürt olan ama Türk olarak yaşayan veya Kürt olan ama olmayan anlamında. İşin kötüsü Türkiye'de “Kütürk” olan birçok sanatçı, politikacı ve sırdan insan var.

kurdishcinema@hotmail.com


Kürt sineması ve “Kütürk” sanatçılar

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.




Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 6


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kültür-Sanat:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2009 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.