Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Sayın Erdoğan, gelecek bizimdir
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Öcalan niye devlet istemiyor!
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kürtlerde göz oymacılık
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Kapitalizm ve iktidar olgusu
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 83

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Seslerin en güzeli Paris’te
Posted on Cuma, 03. Ekim 2008
Topic: Kültür-Sanat
Seslerin en güzeli, Mısır'ın dördüncü piramidi, Nil'in ölmeyen sesi, Ortadoğu’nun ruhu Ümmü Gülsüm… Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü, Ümmü Gülsüm'e ithafen açtığı bir sergide sanatçıya ait eserler ve eşyaları sergiliyor.

Seslerin en güzeli Paris’te/ANF

Seslerin en güzeli, Mısır'ın dördüncü piramidi, Nil'in ölmeyen sesi, Ortadoğu’nun ruhu Ümmü Gülsüm… Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü, Ümmü Gülsüm'e ithafen açtığı bir sergide sanatçıya ait eserler ve eşyaları sergiliyor.

‘Dördüncü piramit’ adı verilen sergi 2 Kasım 2008 tarihine kadar Paris Arap Dünyası Enstitüsü’nde ziyaretçileriyle buluşuyor. Önceki gün ise Ümmü Gülsüm'e ait dört filminin gösterildiği bir gece düzenlendi.
 
‘Efsanevi ses’ olarak da anılan Gülsüm, 1975’te hayata gözlerini yumdu. Doğum yılı kesin olarak bilinmeyen ve 1898 ya da 1904 olarak tahmin edilen sanatçı, 41 yıl önce Arap ülkeleri dışındaki ilk konserini Paris’te vermiş. Bugün ise Arap Dünyası Enstitüsü sanatçıya saygısını yine bu şehirde düzenlediği görkemli bir sergi ile gösteriyor.

Arap Dünyası Enstitüsü, Ümmü Gülsüm'ü, konuları birbiriyle kesişen dört bölümde tanıtıyor. İlk bölüm, Mısırlı sanatçının kökeni ve meslek hayatını ele alıyor. Çeşitli belgeler, objeler, fotoğraflar video ve ses kayıtları insanı alıp; Mısır’daki İngiliz sömürgeciliği zamanına, Kral Fuat ve Kral Faruk’un hüküm sürdüğü zamanlara, 1952 devrimine, Mısır’ın Cumhurbaşkanları Cemal Abdülnasır ile Enver Sedat zamanlarına ve tabi 1948-49 yılları arasında ülkede yeni bir çığır açan İsrail yenilgisi zamanına götürüyor.

Fakir Nil deltasından bir çiftçi ailesinin çocuğu olan ve ilk başlarda erkek çocuk kılığına girerek sahne alan Ümmü Gülsüm, İsrail’e karşı sürdürülen savaşı destekler.
 
Kendisinin hayranı ve aynı zamanda akıl hocası olan Cumhurbaşkanı Abdülnasır, 20 yıl sonra Arapları 1967 travmasına sürüklediğinde Gülsüm, Cezayir ve Suudi Arabistan dışındaki tüm Arap ülkelerini kapsayan ve adeta meydan okuyan büyük bir tura çıkar.
 
Sanatçı, aynı yıl Paris'te şu dizeleri okur: "Teslim olmaktansa seve seve can veririz / Bu savaşta ateşkes yok!“

Ümmü Gülsüm'ün içinde yanıp tutuşan sadece bu direniş duygusu değildir. Sanatçının bazı diğer mısraları "Özgürlüğümü bana geri ver, kurtar ellerimi zincirlerden / Ben herşeyi sana verdim, kendime bir şey saklamadım / Bana vurduğun zincirlerden hala daha ellerim kanıyor…" şeklindedir.

Sözlerini Ibrahim Naji’nin yazdığı ve bestesini Riad El-Sunbati’nin yaptığı bu parça, sanatçının repertuvarındaki en ünlü eser. "El-Atlal", tutku ve şarkıyı bir araya getirirken bu karışımın hissedilip duyulmasını hatta insanın içine işlemesini sağlıyor ki bu da Ümmü Gülsüm'ün yaptığı "El-Tarab" tarzı müziğin tipik bir örneğini oluşturuyor.

Serginin ikinci bölümü ise seyirci ile duygusal etkileşim içinde kimi zaman saatler boyunca süren doğaçlamalarda her tonun tadının çıkartıldığı, insanı neredeyse kendinden geçiren bir keyfi konu ediniyor. "Yetenek" adını taşıyan bu bölümde Gülsüm'ün sahne kıyafetlerinin etkileyici atmosferinde sanatçının konserlerinden bölümlerle birlikte müzik uzmanlarıyla yapılan çeşitli söyleşiler sunuluyor.
 
Serginin üçüncü bölümün Ümmü Gülsüm’ün toplumsal angajmanına dikkat çekiyor. Ümmü Gülsüm bir müzik ikonu haline gelmeden önce yerel toplulukların önünde şarkı söylemiştir.

Sanatçı tam da bu noktada müzikle birleştirdiği Kur’an zikirleriyle, müslüman kardeşler tarafından yapılan Tanrı'ya hakaret suçlamalarıyla karşı karşıya kalır. Bir imam kızı olan ve sahneye çıkmadan önce heyecanını Kur’an okuyarak gidermeye çalışan Gülsüm, gözlerden ırak sürdürdüğü özel hayatı hakkında çıkan dedikodulara ve bu kadar geç evlenişinin tek nedeninin kendine haysiyetli bir izlenim vermek olduğu gibi sataşmalara da kulak asmaz.

Sanatçı Libya'daki son yurtdışı konserinde sahne arkasında asistanlarına, "Kardeşlerim, başınızı açın. Biz, toplumumuzun üretici kesimiyiz, başımızı dik tutabilir ve başörtüsü takmayabiliriz" çağrısında bulunur.

Ümmü Gülsüm'ün mirasının yaşatıldığı, serginin dördüncü bölümünde ise Suudi Arabistan’dan Pakistan’a, Çek Cumhuriyeti’nden İtalya’ya, Sudan’dan Hollanda’ya kadar dünyanın dört bir yanından 25 sanatçı sanatçının çevresini kuşatıyor. Bu kuşatma, kimi zaman Huda Lufti’nin Ümmü Gülsüm'ü özgürlük anıtı olarak tasvir etmesi sırasında kulağa gelen trompet vuruşlarında, kimi zamansa Gülsüm’ün Sarah Baydoun ve Sarah Nahhouli’nin çantalarının üstündeki kült haline gelmiş topuzu, gözlüğü ve inci kolyesi ile, Pop Art stilinde çoğaltılmış fotoğrafından göz kırpışında hayat buluyor.
 

Seslerin en güzeli Paris’te

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.




Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kültür-Sanat:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.