Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Sayın Erdoğan, gelecek bizimdir
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Öcalan niye devlet istemiyor!
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kürtlerde göz oymacılık
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Kapitalizm ve iktidar olgusu
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 55

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Güneydoğu’dan göç, sanıldığından düşük
Posted on Çarşamba, 01. Ekim 2008
Topic: Medya
Ülkemizdeki genel yargı, son yıllarda büyük kentlerin, özelliklede İzmir,Ankara, İstanbul gibi kentlerin Kürtler tarafından işgal edildiği, istila edildiği yönünde. İşin ilginç tarafı bu yargının hiç de doğru olmadığıdır. Doğru olan, özellikle geçtiğimiz 10 yıl içerisinde belki de tamamen iktisadi nedenlerle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlere akan Güneydoğu kökenli insan sayısında çok ciddi bir azalma olduğudur

Güneydoğu’dan göç, sanıldığından düşük/Erdal İmrek-Şerif Karataş /Evrensel

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayhan Kaya, yaptıkları göç araştırmasının, sanılanın aksine, Güneydoğu illerinden ülkenin batısına yönelik göçün ciddi oranda düştüğünü ve Kürtlerin güneydoğuda kalmayı tercih ettiklerini söyledi.

Çalışmanızın oluşum sürecini anlatır mısınız?
Daha önce TESEV’in zorunlu göç konusunda yaptığı bir çalışma olmuştu. Fakat bu çalışmaya biraz kaygıyla yaklaşılmıştı. Ondan sonra da Hacettepe Üniversitesi Nüfus Çalışmaları Enstitüsü’nün bir çalışması oldu. O çalışmaya da kuşkuyla yaklaşıldı. Biz İstanbul, Mersin ve Diyarbakır illerini kapsayan daha çok sosyolojik bir çalışma yapmak istedik. Siyaset bilimciler ve sosyologlardan oluşan bir araştırma ekibi kurduk. Araştırma ekibimizin hazırladığı proje TÜBİTAK’tan onay aldı. Proje 2006’nın son aylarından 2008’in martına kadar devam etti. Çalışmamızın temel kaygısı, özellikle son 30 yıla damgasını vuran zorunlu göçtü. Güneydoğudan, şiddetin egemen olduğu yerlerden, yakın bir kent olan Diyarbakır’a ve uzak olan Mersin ve İstanbul’a göçün arkasındaki nedenleri anlamaya çalışan ve insanların neden bu şehirleri tercih ettiklerini, bu şehirlerde ne tür bir hayat kurduklarını onların ağızlarından, onların tecrübelerinden öğrenmek üzere yüz yüze, derinlemesine görüşmeler yapılan bir çalışma oldu. Araştırma yapılan şehirlerdeki yerel yönetim liderleriyle, valiliklerle, sivil toplum örgütleriyle, ticaret odalarıyla; yani akla gelebilecek herkesle görüşüldü. “Acaba bu zorunlu göç mağduru dediğimiz insanlar ne ölçüde kendi köylerine, bıraktıkları coğrafyalara geri dönmek istiyorlar? Ne ölçüde bulundukları yeni kente entegre olmak istiyorlar?” Temel sorumuz buydu.

Zorunlu göç ile Kürt sorunu arasındaki bağlantıyı açar mısınız?
Zorunlu göçü Kürt sorununun bir sonucu olarak değerlendirmek gerekiyor. Son dönemdeki köyden kente göçün, en önemli sebebi zorunlu göç. Ancak, sayıları bir buçuk-iki milyonu bulan zorunlu göç mağdurlarının dramlarını, hikayelerini, geçmişlerini anlamaya çalışırken, bütün bu yaşanan sorunları sadece Kürt sorunu bağlamında ele almak bizi bir çözüme götürmüyor. Görünen o ki, zorunlu göç mağdurları özellikle anlamlı bir siyaset üretemeyen, daha çok siyasetini ve söylemini milliyetçilik üzerinden kuran gerek Kürt gerek Türk grupların kullandıkları bir tema olarak karşımıza çıkıyor. Kürt sorununun varlığını ve çözümüne ilişkin çalışmaların gerekliliğini kabul ederek, bu iki milyona yakın insan kitlesinin içinde bulundukları sosyo-ekonomik koşulların son derece elverişsiz olduğunu belirtmek ve bu durumun düzeltilmesi yönünde ne Diyarbakır’da ne Mersin’de ne de İstanbul’da herhangi bir çalışmanın yapılmadığını vurgulamak gerekiyor. Gerek yerel yönetimler, gerekse de Kürt örgütlenmeleri tarafından asla ve asla bu durumun üzerine gidilmediği görülüyor.

Araştırmanız Kürt sorununun çözümü bakımından nasıl ele alınabilir?
Sosyal devletin, refah devletinin sınırlarının giderek daraldığı bir düzlemde, refah devletinin gerçekleştiremediği adaleti, bir takım cemaatsel, dinsel, etnik, kültürel örgütlerin ve oluşumların gerçekleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu bazen etnisite üzerinden hareket eden bir siyasal örgüt olabilir, bazen de bir dinsel örgüt ya da bir cemaat olabilir. Dolayısıyla Türkiye’de ben Kürt sorunu dahil, diğer pek çok sorunun çözümünü ancak ve ancak sınırları aşınmış bu sosyal devletin yeniden kurumsallaştırılmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bizleri bir araya getirebilecek temel referansın, sosyal devletin kurumsallaştırması gereken adalet anlayışı olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde gerek Türk etnisitesi, gerek Kürt etnisitesi gerekse de Alevi veya Çerkes etnisitesi üzerinden gerçekleştirilen bütün bu oluşumların dile getirdiği taleplerin ortak bir noktada buluşamayacağını, bir çözüme doğru gidemeyeceğini düşünüyorum. Ama tabi ki, bu tür hareketlerin, oluşumların da birer sonuç olduğunu hatırlamak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu tür bir sonucu istemiyorsa; hakikaten anayasada yazdığı gibi “dil, din, ırk, cinsiyet, yaş farkı gözetmeksizin” herkesi eşit olarak algılayan, kucaklayan bir ebeveyn devlet gibi kurumsallaşmalıdır. Fakat ben bu tarz bir devlet anlayışı konusunda ciddi sıkıntılarımız olduğunu görüyorum. Şu andaki siyasal iktidarın da yaklaşımlarına bakıldığında, bu konuda bir mesafe kat edildiğini ve yakın zamanda da edilebileceğini pek düşünmüyorum

Göç mağdurlarının diğer halklarla kurdukları ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizdeki genel yargı, son yıllarda büyük kentlerin, özelliklede İzmir,Ankara, İstanbul gibi kentlerin Kürtler tarafından işgal edildiği, istila edildiği yönünde. İşin ilginç tarafı bu yargının hiç de doğru olmadığıdır. Doğru olan, özellikle geçtiğimiz 10 yıl içerisinde belki de tamamen iktisadi nedenlerle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlere akan Güneydoğu kökenli insan sayısında çok ciddi bir azalma olduğudur. İstatistiklere de bakıldığı zaman bu görülebilir. Mesela bugün İstanbul, İzmir gibi kentlere fazla göç veren bölge kenti sadece Tunceli’dir. Bunun dışında büyük kentlere göç veren yerler büyük ölçüde orta Anadolu kentleridir. Güneydoğuda yaşayanlar yine o bölgede ki illere göç ediyorlar. Peki Güneydoğuda yaşanan bu demografik yer değiştirme sonucunda ne yaşanıyor? Bu insanlar İstanbul’a gelmiyor, Ankara’ya, İzmir’e gitmiyorlar. Çünkü son yıllarda bu insanlar bir takım şeyleri öğrendiler. Bir takım şeyleri kendileri birebir tecrübe ettiler. Linç girişimlerini, ırkçı saldırıları yaşadılar. İstihdam piyasalarında Kürtlere yeterince iş verilmediğini gördüler, insanların iş yerlerinde Kürtleri çalıştırma konusunda gösterdikleri bir takım dirençlere tanık oldular, bunları yaşadılar. Bunlar ve daha bir çok nedenden ötürü Kürtler artık Güneydoğuda kalıyor. Mesela enteresandır son 10 yılda en az göç veren illerden bir tanesi Diyarbakır’dır. Yani bir tarafta eskiden Türkiye sürekli göçlerle harmanlanırken, bugün artık çok kesif bir şekilde coğrafi ayrışıma doğru gidilmektedir. Ve bu nedenledir ki, yüzde 80 oranında işsizlik olmasına rağmen Diyarbakır’ın nüfusu bugün iki milyona yaklaşmıştır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında ben günümüz Türkiyesi’nde bir arada yaşama konusunda ciddi soru işaretleri oluştuğunu düşünüyorum.

 


 

Kadınlar Türkçe öğrenmeyerek muhalefet ediyor
Kadınların durumu açısından ele alırsak araştırmanızdan ne tür sonuçlar ortaya çıktı?
Doğrusu kadınlar açısından durum pek parlak değil. Erkekler başka insanlarla etkileşime giriyorlar ve kamusal alanda kendilerine bir yer edinmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla erkek kendisine yer edinme pahasına bir takım temel sorunları ifade etmemeyi tercih ediyor. Ama kadın öyle değil. Kadın Anadolu’dan geldikten sonra kendi özel alanında, kendi evinde bir anlamda hapsoluyor. Türkçe’ yi de iyi bilmiyor. Bütün ailenin geçmişte yaşadığı acıları kendi hafızasında her gün yeniden kuruyor. Her gün yeniden şekillendiriyor ve bir taraftan da adaleti sağlayamadığı için benimseyemediği bir devletin diline yani Türkçeye karşı bir rezistans geliştiriyor. Kürtçede direterek ve Türkçeyi öğrenmeyerek aslında bir muhalefet geliştiriyor. Biz bunu saptadık. Örneğin yanı başımızda bulunan Tarlabaşı’nda yaşayan Kürt kadınlarının yüzde 50’si Türkçeyi bilmiyor. Bu bir tepkidir. Bu bütün göç literatüründe böyledir. İnsanlar evlerinde Roj TV seyrediyorlarsa ya da sürekli Kürtçe konuşuyorlarsa, bu onların beceriksiz, cahil ya da düzeltilmesi gereken insanlar oldukları anlamına gelmez. Bu son derece siyasal bir tepkidir. Benimsemediği, eşitlikçi bulmadığı bir devletin kendisine sağladığı haklara entegre olmak istememe halidir bu. Diyarbakır’da, Mersin’de yaptığımız görüşmelerde bir durum çok sıklıkla karşımıza çıktı. Yaşadıklarını sürekli hafızalarında canlı tutmaları, bir anne olmaları, bir hayat vermeleri, hayatı kurmaları, aileleri kurmaları itibariyle kadınların geçmişte yaşananları ve geçmişte yaşananlara neden olanları asla affetmediklerini gördük. Ve şu anda öyle bir noktada olduklarını söyleyebilirim ki, bazı konuşmalarda artık bu kadınların son raddeye geldikleri ve tek çözümün savaş olduğunu söylediklerini işitmek bizim için çok çarpıcıydı.

 


 

Mersin’de Ergenekon’un izine rastlamıştık
Mersin’de 2005 yılı Newroz kutlamaları sırasında, bir bayrak olayı yaşanmıştı. Mersin’ deki çalışmanızda bunun etkilerini gözlemleyebildiniz mi?
Bu çalışma vesilesiyle Ergenekon soruşturması bağlamında bir takım çok ilginç bilgiler de elde ettiğimizi düşünüyorum. Mersin’de gerek yerel gazetecilerin gerek orda yaşayan zorunlu göç mağdurlarının birebir tanıklıklarıyla, 2005 yılında ki bayrak krizinin son derece üretilmiş, sahte bir kriz olduğu yönünde çok net bilgiler olduğunu gördük. Bayrak krizinin aslında etraftaki bir takım kravatlı, şık giyimli insanlar tarafından yere atılan bayrakların üzerine çocukların farkında olmadan basıp daha sonra bir provokasyonla bu işin çığırından çıkarıldığına dair net bilgiler verildi. Bu aslında sahip olduğumuz diğer bilgilerle birlikte, Türkiye’nin o dönemde içine sürüklendiği buhranlı dönemin diğer parametreleri de göz önünde bulundurulduğunda çok şaşırtıcı gelmedi bize. Tersine son derece açıklayıcıydı. Yaşanan bir takım linç girişimleri kafamızdaki matriksi tamamlayan nitelikteki olaylardı. 20 yıl önce 200 bin olan Mersin’in nüfusu bugün bir milyona yaklaşmış durumda. Yoksulların çok fazla olduğu ve 1980’lerde başlatılan Mersin’in büyük bir Ortadoğu limanı olabilmesi yönündeki ekonomik ve ticari girişimlerinde maalesef olumlu sonuçlanmaması, o bölgede bu tür tezgahlar için çok uygun bir zemin hazırladı. Bizim araştırmamız sırasında henüz Ergenekon davası ortada yoktu. Ama aslında herkes ne olup bittiğini çok açık bir biçimde bize anlatıyordu. Veli Küçük’ün şehre çok sık gelip gittiğini söylüyorlardı mesela. Zorunlu göç konusunu, Kürt sorununu yine bu Ergenekon bağlamında yeniden düşünmek, yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Bu açıdan Ergenekon sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ergenekon dosyasında yazanların, en azından yarısına yakını daha önce anlamaya çalıştığımız Türkiye’yi bize anlatır nitelikte ip uçları sunuyor. Mersin’de, Diyarbakır’da yaşananlar bu gün İstanbul’da yaşananlar bizim çalışmamızın ortaya çıkardığı sonuçlarla da örtüşüyor. Bu üç kentte de zorunlu göç mağdurlarının, kentsel hayata entegrasyonu konusunda yerel yönetimlerin, ticaret odaları ve sanayi odaları gibi yerel unsurların son derece doğru teşhisler koyduklarını ama çözüm noktasına gelindiğinde bir takım bilinmeyen güçlerin bir şekilde çözümü gerçekleştirmeye engel oldukları gördük. Ergenekon davası belki de en azından bu yerel inisiyatifleri engelleyen güçlerin ortadan kalkmasını sağlayabilir.


Güneydoğu’dan göç, sanıldığından düşük

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.




Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Medya:

· Ümit

Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.