|
Dedim ya, en ufak kıpırdamada tozu dumana katarak uçan bir güvercin, nasıl olur da bu kadar uysalca balkonda gezer; hem de onu kovmaya çalışsak dahi, gitmeyecek kadar cesur veya inatçı diyelim. İşte öykünün can alıcı notsası buradadır. İlkin, yuvasını ve yumurtalarını koruma iç güdüsüdür şeklinde düşünüyordum.
Balkonumda bir güvercin
Nuri Aslan
Güvercin deyip te geçmemek lazım.İnsanlığın kan ve trajediyle yazılmış olan tarihinde, güvercin hep barış sembolü ve habercisi olarak kabül görmüştür.Ve halen de öyledir. Dolayısıyla, barışa tutkulu olanlar, onu çağrıştıran herşeye ayrıcalıklı bir ilgi duyarlar. Özellikle, savaşın acılarını yaşadığımız bu dönemde, barış özlemimizi depreştiren herşeye ilgi duymamak elde değil. İşte güvercin, bu tür duyguların anlatımında en iyi semboldür. Şimdi sizlere, aylarca balkonumda misafir olan bir güvercinin kısa öyküsünü anlatacağım:
Her zikredildiğinde, insanlara bir çok şey anlatan kavramlar yok mu?
İşte bunlardan biri de ‘’balkon’’ dur. Hep, dinlenmek; çay, kahve içmek; serinlemek; seyretmek gibi bir dizi ‘...mek’ ve ‘...mak’larla biten eylemin yapıldığı mekandır balkon.
Gerçi yıllardır mevsimlerinden bir şey anlamadığım bu ülkede, balkonun da öyle fazla tadı tuzu yok. Ama, kimi zaman havalar şaşırıp sıcağa döndüğünde işe yaramıyor da değil. Her neyse... bu sene balkonumu cam arkasından seyretmek nasip oldu bana. Tabii ki bir güvercinin sayesinde...
Daha önceleri de balkonumun demirlerinde ürkekçe gezinen güvercinler görürdüm.Her defasında onlara bakınmama fırsat vermeden, hafif bir kıpırdamada tozu dumana katarak uçar giderlerdi. Bu defaki öyle yapmayınca; doğrusu şaşkınlık ve merak içinde, günlerce onun hareketlerini izleyip durdum.Sonunda anladım ki bizim akıllı kuş çoktan balkonumu mekan bellemiş ve hatta yapmaya karar verdiği yuvasının inşaatına başlamış bile...
Söz yuvadan açılmışken çocukluğumu da hatırlar oldum.Bütün köy çocukları gibi ben de kuş yuvalarına karşı çok meraklıydım.Her baharda yuvalarını yapan kuşların, biz çocuklardan çok çektiğini burada itiraf etmeliyim.Yuva bozup bozmadığımı pek hatırlamıyorum ama, eğer haylazlık yapıp kimi zararlar vermişsem, bundan dolayı ‘’kuşlar alemi’’nden özür dilerim. Belki de yıllar sonra bana konuk olan bir güvercine gösterdiğim hoşgörü, o özrümün bir parçasıdır kimbilir...
İşin asıl düşündüren boyutuna gelecek olursak:
Dedim ya, en ufak kıpırdamada tozu dumana katarak uçan bir güvercin, nasıl olur da bu kadar uysalca balkonda gezer; hem de onu kovmaya çalışsak dahi, gitmeyecek kadar cesur veya inatçı diyelim. İşte öykünün can alıcı notsası buradadır. İlkin, yuvasını ve yumurtalarını koruma iç güdüsüdür şeklinde düşünüyordum. Yine de bunu tam anlamak için, günlerce olup bitenleri izlemeye çalıştım; iki tahtanın altındaki korunaklı boşlukta duran yuvaya yaklaşarak aralıktan izledim.Her defasında güvercinimiz, yumurtalarının üzerinde çömelmiş, istifini bozmadan bana bakınıyordu. Onun herhangi bir reaksiyon göstermesini beklerken, baktım ki hiç bir tepki yok.Sonuçta, beynimde yer edinen karmaşık duygular içinde, tekrar salondan onu izlemeye karar verdim.Ve o günlerde beni meşgul eden, ‘’kendi dışımızdaki canlıları ne kadar anlayabiliyoruz acaba? sorusuydu sadece...
Sorunun ağırlığını hissettiğim anlarda geçmişe... anılarıma daldım öylece ve şu sözleri anımsadım:‘’Ero, ero, alende a terı me lewnı! a ki xore maxluka heqi ya’’
Oğul, oğul! o kuşun yuvasına bulaşma! O da tanrının bir mahlükudur. Diyen büyüklerimizin sözleriydi bunlar. Ve günümüzde daha da anlamlı bir ögreti olduğunu hisettirdiler bana. Lakin bizi kahreden mevcut gidişat, iyi ve güzele dair ne varsa elimizden bir bir alıp gitmektedir.Ne doğallığımız; ne de doğayı bizimle paylaşma hakkına sahip olan diğer canlılara karşı bir saygımız kaldı.Tüm yitip gidenlerin ardından, özlem kavramına sığınmaktan başka ne gelir ki elden. İşte güvercinle olan dostluğumun biricik nedeni buydu. Bu öyküyle birlikte, hem mutluluğu hem de mutsuzluğu yaşadım...
Mutlu oldum çünkü:
Aklımda çınlayan büyüklerimin nasihatını tutup, mekanımı bir kuşla paylaştım.Onun yuvasını yapmasını; oraya yumurtalarını bırakıp günlerce üzerinde annelik sıcaklığıyla yatmasını; ve günü geldiğinde yavrularını kabukların dışına çıkarmasını merak ve sevinç içinde izledim....
Mutsuz oldum çünkü:
O güvercin, kirlenmiş dünyanın zehirli semalarına, körpe yavrularını salarak büyük bir hata işledi. Cennetin hayallerini yitiren her çocuk gibi, güvercinin yavruları da kırıklığını yaşayacaklar hayallerinin.
Çok...çok... isterdim,uçarlarken barışın sembolü oluversinler!
Ama korkum odur ki, barış bir özlem olarak kalacak içimizde...
Nuri Aslan, Ağustos 08
nuriaslan@yahoo.de
www.nuriaslan.com
|