“Benim gibi biri için hatıra defteri tutmak gerçekten de çok tuhaf bir tecrübe. Bu sadece daha önce yazı yazmadığımdan değil. Bana öyle geliyor ki, seneler sonra ben dahil hiç kimse on üç yaşında bir öğrenci kızın düşünce ve hayallerini merak etmeyecek” diyordu. Dünyaya ve hayata inancı sonsuzdu. Kendisine on üçüncü yaş gününde hediye edilen o kırmızı-gri-beyaz ekose hatıra defterinin, o çok şeyler beklediği dünyanın ona sunduğu yegâne kimlik olacağını bilmiyordu.
İki yıl boyunca düzenli olarak tuttuğu hatıra defterini dünyanın bütün dillerinden milyonlarca insan okudu.
Anne Frank, hatıra defterini nazilerden iki yıl boyunca saklandıkları, bir ofis binasının arkasında depo olarak kullanılan ‘gizli müştemilat’ta yazdı.
Yahudiler, komünistler, Çingeneler, eşcinseller toplama kamplarına kapatılıyordu.
Almanya içinde direniş tamamıyla kırılmıştı. Hayatlarını tehlikeye atma pahasına Yahudileri saklayan, onların hayatını kurtarmaya çalışan bir avuç insan kalmıştı. Frank ailesinin iki yıl boyunca hayatta kalabilmesi de onların yardımıyladır.
Anne Frank’ın hatıra defterini bunca güçlü ve unutulmaz kılan, bir izbede, dış dünyadan saklanarak yaşıyor olmasına rağmen, insan kalmak adına hesaplaşmalarını bir an olsun ihmal etmemiş olmasıdır. “Dışarılarda bir yerde en değerli arkadaşlarım bitkinlikten yıkılır ya da yerlerde sürüklenirken sıcak bir yatakta yattığım için kendimi hain gibi hissediyorum. Dünyada gelmiş geçmiş en vahşi canavarların elinde şimdi kaderlerine terk edilmiş
olan arkadaşlarımı düşünürken korkuya kapılıyorum” der.
“Tıp bilimi, sanatçılar veya fakirler için tek bir kuruş ayrılamazken, savaş için niye milyonlar harcanmakta? Dünyanın bazı bölgelerinde gıda dağları çürümeye terk edilirken neden insanlar açlıktan ölüyor?”
diye sorar.
Yediği çürük patatesler, yattığı gizli hücresinin rutubetli yatağı bile ona fazla gelmektedir. Durmadan okur. Tarih, en sevdiği derstir. Doğum gününde en çok, Yunan ve Roma mitolojisi kitabına sevinir.
O korkunç şartlar altında âşık olur. Cinsellik üstüne düşünür, sahte ve tutucu namus kavramına karşı direnir. “Rezalet mi? Gerçekten değil. biz buraya kapatıldık, dünyadan tecrit edildik, sürekli korku ve üzüntü içerisindeyiz, özellikle de son zamanlarda. Neden severken birbirimizden uzak duralım? Neden birbirimizle öpüşmeyelim? Neden uygun yaşa
gelene kadar bekleyelim?”
Anne Frank; ancak 15 yaşına kadar yaşayabilen küçük Yahudi kızı, her şeyi kaydeder. 1 Ağustos 1944’te hatıra defterine son kaydını girer.
4 Ağustos’ta gizli sığınakları basılır. Ekim ayında Bergen-Belsen toplama kampında tifüsten ölür. Kampta son olarak konuştuğu arkadaşı, “Aynı Anne Frank değildi. Bitkindi.. çok kötü durumdaydı” diyor onun için. “Artık kimsem kalmadı” demiş.
Onun için Nelson Mandela, kendi tutsaklık günlerine göndermede bulunarak, “Bazılarımız Anne Frank’ın hatıra defterini Robben adasında okuyup cesaretlenmiştir” dedi. Onun ‘Hatıra Defteri’, birçok ciddi araştırmadan, tarih anlatısından çok yansıttı savaşın, ırkçılığın, ayrımcılığın vahşetini.
Dili gasp edilmiş, sessizliğe hükümlü vahşet dönemi çocuklarının yaşadıklarından okuyacağız yakın tarihimizi. Birer birer kayda düşen hayatlar aydınlatacak, cevabını vermekte zorlandığımız o hayati soruların karanlığını.
Hatıra defterlerinizi ihmal etmeyin.