Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
İslam demokrasisi mümkün mü? Posted on Cuma, 22. Ağustos 2008
Topic: Güncel
Xaki G. Bargin:Kürtlerin imhası üzerine mütabık olan bu güçlerin demokratlığı kargaları bile güldürecek komikliktendir. Çünkü ergenekon T.C. sisteminin ta kendisidir. Sitem kendi „bağırsaklarını“ bize temizletemez, bu görev sistemden beslenenlerin işi olmalıdır. Bu cinayet şebekesini besliyenler kimse, bağırsakları temizlemek işide kendilerine düşer.
Islami demokrasi ve demokratik mücadele
Xaki G. Bargin
Demokrasi; düşüncenin özgürlüğünü mü, yönetim biçimini mi, yoksa oy verme işleminden kaynaklanan tercihli seçimi mi kapsadığını tam olarak açıklayamıyoruz. Bildigimiz bir şey var, oda demokrasinin olmadığı bir ülkede bu sözcüğün tüm kesimler tarafında pelesenk yapıldığıdır.
Antik Yunanistan‘da halkın yönetimi olarak tanımlanan bu sözcük, burjuva devrimiyle birlikte „üçüncü bir yol“ yada „durum“ olarak tanımlanıyordu. Yani çağdaş sınıflarda olan proleterya ve burjuvaziden birinin yönetimi değil, sosyolojik olarak ikisinin denge durumu, ya da orta yolu olarak tanımlanır.
Marxist düşünceye göre demokrasi, burjuvazinin sivil diktatorlüğüdür, çünkü burjuva sınıf eğemenliğinin diğer adıdır. Islam‘a göre de hırıstiyan kökenli islamla alakası olmuyan modern, gelenek karşıtı ve anti-islami bir projedir.
Başka ifade edersek; bir devlet biçimi olarak demokrasi 1789’daki Fıransız burjuva demokratik devrimine tekabül eder. Demokrasi bu anlamda genelde proleterya ve burjuvazinin, özelde farklı toplumsal çıkar gruplarının birey eksenli özgürlükler üzerine şekillenen ortak toplumsal sözleşmesinin adıdır.
Tarihte ilk defa Antik Yunan‘dan buyana kan bağını dışlayan ve vatandaşlık bağıyla birbirine bağlanan özgür bireyler sözleşmesinin adıdır demokrasi. Yani birey özgürlüğünün diğer birey özgürlüğü ile sınırlandığı, hosgörü kültürünü zorunlu kılan, faklılıkların birbirini yok etme yerine, yanyana yaşadığı ve düşüncenin sınırlanmadığı örgütlü toplumu ifade eder.
Bu kısa açıklama din ile demokrasi arasındaki ilişkiyi sorgulamamızı zorunlu kılar. Dinler özgürlükçü olabilir mi? Dinler farklılıklara tahamül edebilir mi? Dinin diğer adı doğmadır. Dogma, tartilmayan ve doğruluğundan şüphe edilmeyen kutsal doğrudur. Dogma köken olarak Tabu’ya dayanır. Tabu ile aynı özellikleri taşır.Bu açıdan din ile demokrasi arasında antagonist, yani uzlaşmaz dediğimiz bir çelişki vardır. Demokrasi dinsel özgürlüklerin bile hukuksal teminat altına alınmasını savunurken, dinler herzaman tek ve son doğru olan hakikat iddasında olduklarından, antidemokratik bir tutum sergilemişlerdir. Hatta eğemen oldukları zaman ilk işleri demokrasiyi rafa kaldırmak olmuştur.
Her nekadar batıda islam ile demokrasi ilişkisi tartışılıyorsa da, genel anlamda din ile demokrasi ilişkisinin tartışılmasının daha doğru olacağı inancını taşiyoruz. Fakat şu an bahsettiğimiz demokrasi ütopik kavramsal olanı değil, reel olan burjuva batı demokrasisidir. Bu toplumsal yaşam tarzının hayat bulduğu coğrafyada hiristiyan dininin eğemen olduğunu görmekteyiz. Bundan kaynaklı olarak Alman sosyolog Max Weber, hiristiyan dininin kapitalizme yani real demokrasiye kaynaklık ettiğini söyler. Max Weber bu bakışaçısından dolayı etnozentrizm ile suçlanır.
Islam toplumunun batı eğitimli politik elitleri , Max Weberin teorisine bilimsel olarak karşıçıkma yerine, tepkici bir teori geliştirmişlerdir. „Muhammedin medine mukavemesini“ doğu toplumlarının demokratik sözleşmesinin nüvesi olarak algılamışlardır.
Islam elitlerinin medine kökenli „demokratik“ anlayışı; birey örgütlemesi yerine cemaat örgütlemesini, birey özgürlüğü yerine de cemaat özgürlüğünü ön görür. Yani batı demokrasisi „adam-i mekezyetci“ bir temel üzerine şekillenirken, islami „demokratik“ anlayış“cemaat merkezli“ bir sözleşmeyi zorunlu kılar. Islami cemaat sisteminde vatandaşlık diye bir kavram olmadığından, birey özgürlüğü denen bir şeyden bahsedemeyiz. Özne denen birey merkezli bir anlayış yerine, cemaat denen güruh merkezli bir anlayışın hakim olduğunu görmekteyiz.
Bu islami anlayışın en büyük temsilcisi batı eğitimi görmüş Iran’lı Ali Şeriati’dir. Türkiye’de ise Ali Şeriati’nin teorisinin en popüler temsilcisi Ali Bulac’tır. Fakat bu islami elitlerin bahsettigi „medine sözleşmesinin“ demokratik bir cemaat sözleşmesi olduğu savı, batılı oriyentalistler ve teologlar tarafından tartışmalıdır.
Bilimsel düşünüşe göre demokrasi; rönesans ve reform, yani aydınlanmanın ürünüdür. Hırıstıyan teologlara göre; aydınlanmanın kendisi hiristiyan kökenlidir. Bu anlamda hiristiyan coğrafyasının dışında, bir doğu, kuzey ve güney aydınlanmasından bu anlamda demokrasisinden bahsedilemez. Yalnızca batı aydınlanmasından bahsedebiliriz.
Hırıstıyanlığın aydınlanma çiceğinin toprağını oluşturduğu inancı ,yalnız batılı dini çevrelerde değil, sosyalbilim cevrelerinden de belli bir kabul gördüğünü yadsıyamayız. Bunlara göre demokrasi ve islam örtüşmezler, karşıt kutuplar olduğundan birbirlerini dışlarlar. Gösterdikleri en basit örnek, demokratik olan tek bir islam ülkesinin olmamasıdır
Demokrasinin din ile ilişkisi bizim açımızdan da güncellik arz ettiğinden, bu konuya diğinmeden geçmek doğru olmazdı. Türkiye‘nin müslüman bir ülke olması ve islami bir parti ola AKP tarafından yönetilmesi, doğal olarak bu tartısmayı önemli kılıyor. Çünkü AKP nin iktidar mücadelesi ve yeşil sermayeyi örgütleme ve dış pazara açılımını sağlama çabası, islami ve liberal basın tarafından demokrasi mücadelesi olarak sunulmaktadır. Hatta AKP’nin kendi iktidarını kurumlastırmasına destek vermeyen Kürtler, Aleviler ve Sosyalistler bu çevreler tarafından „demokrasi kaçkınları“ olarak suçlanmakta. Efendim „Kürtler bu davadan dolayı pek heyecanlıgörünmüyorlarmış. Solcular susurluğa gösterdiği duyarlılığı ergenekon davasıda göstermiyorlar“ v.b. iddalar.
AKP ve T.C. Genelkurmayı hinlik yapıp kendilerinin Kürdistan savaşında laşkalaşmış ve Kürler tarafında teşhir edilmiş savaş artıklarını harcayarak, sistemlerini yeniden restore etmek isterlerken, diğer adıyla „bağırsaklarını temizlemeye“ kalkışırlarken, bu restorasyonunu bizlere demokrasi mücadelesi olarak göstermeye çalışmaktan da geri durmuyorlar.AKP ve MGK demokrasiyi talep eden kurumlar olamaz. Kürtlerin imhası üzerine mütabık olan bu güçlerin demokratlığı kargaları bile güldürecek komikliktendir. Çünkü ergenekon T.C. sisteminin ta kendisidir. Sitem kendi „bağırsaklarını“ bize temizletemez, bu görev sistemden beslenenlerin işi olmalıdır. Bu cinayet şebekesini besliyenler kimse, bağırsakları temizlemek işide kendilerine düşer.
Kürtler elbeteki Ergenekon davasında taraf olmalı, ama kendisinin, demokrasinin ve özgürlügünün tarafı olmalı, AKP‘ nin değil. Kürtlerin kendi gündemleri olmalı, Kürtler serhildanlarla Ergenekon denen katiller sürüsünün Kürdistan’da işlediği cinayetten dolayı yargılanmasınıyalnız talep etmekle kalmamalı, ayrıca ergenekon yargılamasını sömürgeciliğin genel yargılanmasına dönüştürmesini de bilmeli. Bunu yapmak örgütlü olmayı gerektirir. Kürtler artik meşru demokratik kitlesel direniş haklarını kulanmalıdır. Ve bu meşru kitlesel direnişleriyle AKP’yi Şemdinli‘deki tutumundan dolayı ergenekonla birlikte teşhir edip yargılamalı.
DTP basina orada burada demec vereceğine, Kürtlerin demokratik mesru kitlesel direnişini örgütlüyerek taraf olmalı. Hatta bu haklı taraflılığın öncülüğünü yapmalı, taraf böyle olunur.Sistemin en kirli suçlarıyla yakalandığı bir zamanda, hiç bir şey olmamış gibi Kürtler sesiz olarak yerinden oturamazlar. Kürtler’in artik kendi aklıyla düşünme zamanıdır.
Müslümanlar RP ve AKP ile birlikte üç dönem iktidar oldular. AKP iki dönemdir Kürt sorunu konusunda kendisini yerinde oynatmazken, Kürtler’de destek talep etmesi yüzsüzlüktür. Ayrıca Yavuz ve Abdülhamit‘ten bu yana Kürtlerin Islami çevrelerle itifağı, Kürtlerin uluslaşmalarına verdıği zararı hiç bir itifak vermemiştir. Kimsenin Kürtler‘den son çeyrek yüzyılı aşan mücadelelerinin kazanımlarını AKP’ye bağışlamasını beklememeli…
Islam karşıtı modern, üstelik hırıstıyan kökenli bir projenin islami bir parti tarafından hayata geçirilmek istendiği fikri inandırıcılıktan uzak olmasından çok, gülünçtür. Islami akımların ve partilerin demokrasi gibi bir dertleri olduğu fikrini ne yazık ki tarih doğrulamamakta.Iran örneğinde de islamcılar buna benzer bir desteği talep etmişlerdi. Iranlı demokrat ve sosyalistlerin islamcılara verdikleri destek kendilerine ölüm olarak geri dönmüştü.
AKP‘nin teorik olarak demokrasiyi savunan ideolojik bir arka planı olmadığı gibi, pratik olarak demokratik bir tutum içinde olduğu da söylenemez, yalnızca pragmatist bir tutum içinde olduğu gün gibi ortadadır. Kendi çıkarlarını ve amaçlarını başkaların eliyle gerçekleştirme uğraşısı içindedirler. Başka bir ifadeyle: çölü aştıktan sonra, atlarına kurban edecekleri develeri aramaktadırlar.
AKP’yi destekleme eğilimi içinde olan Kürtler’e en iyi cevabı Aşık Veysel şu dizeleriyle verir: “Koyun kurt ile gezerdi, fikir başka başka olmasaydı“. Insan sormadan da edemiyor, olmuyan Islam demokrasisinin, hangi demokratik mücadelesini destekliyeceğiz!