|
Rusya, bölgedeki otuz bin vatandaşının can güvenliği için Gürcistan’a doğal müdahale hakkı olduğunu söylerken, Türkiye ise yüzbinlerce Abhaz ve Osetin vatandaşına rağmen Gürcistan’dan yana tavır almaktan utanmıyordu. Tıpkı, kendi yirmi milyon Kürdüne rağmen bir kaç düzine örtülü ödenek zengini Türkmenden yana tavır almaktan utanmadığı gibi.
Yalama diplomasisi
Ali Kara
Horoza sormuşlar: “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?”. Demiş: “Valla, ben işimi yaparım ama gerisine karışmam”. Rusya Osetya ve Abhazya konusunda yapacağını yaptı, görünüşe bakılırsa ki Batı’nın ne düşündüğü de pek umrunda değil. Askeri zaferden sonra Gürcistan’ı AB’nin arabuluculuğuyla tamamen kendi istediği şartlarda ‘barışa’ zorlaması da Rusya’nın diplomasideki başarısı oldu. Times’ın dediği gibi: “Putin diplomasideki başarısıyla Batı’yı adım adım MAT etti”.
Rusya Kafkas enerji havzasında tarihsel söz sahibi olduğunu çok keskin bir dille soğuk savaş şizofrenlerine göstermiş oldu. Hem de Amerika’nın ve onun bölgedeki tüm pis işlerine gönüllü koşan Türkiye’nin Rusya’ya karşı yıllardır destekledikleri Çeçenleri de arkasına alarak. Ki Kremlin’in savaşın ön saflarına Çeçen garnizonunu sürmesi ve de Osetya’nın güvenliğini de yine Çeçenlere bırakmasının gerisinde bir savaş taktiğinden çok Batı’ya verilmiş bir mesaj söz konusudur.
Burada özellikle ele alınması gereken bir konu da Türkiye’nin tabir yerindeyse diplomatik açıdan içine düştüğü ‘traji-komik’ durumdur. Soğuk Savaşın üzerinden nerdeyse bir çeyrek yüzyıl geçmesine rağmen ‘anti sovyet, anti komünist’ ve bunun bağlamında Sol olan her şeye katı bir düşmanlıkla eğitilmiş bir kuşağın yönettiği bir ülke; tekstil, turizm, inşaat v.b. bir çok alanda Rusya ile en büyük ticari partner olmasına rağmen bir Rusa sevgiyle bakabilmeyi bir türlü kendine yedirememektedir. Oysa, üzerinde bulunduğu toprakları altı asırdır sömürdüğü halde Allah vergisi turizm cenneti o topraklara sunabildiği tek katkı, bir kaç akşam havuz başında darbuka eşliğinde turkish göbek şov’dan başka bir şey olmayan salya sümük turizmi Rusların sayesinde para kazanmaktadır. Ucuz ve taklitci tekstili devasa Rus pazarı sayesinde ayaktadır. En olası bir depremde içinde yüz binlerce insanın ölüme gittiği o ucube yapıların mimarı üçkağıtçı müteahhit tiplemesi Rusya sayesinde milyar dolarlar kazanmaktadır. Buna rağmen Türkiye eline geçen her fırsatta Rusya’nın karşısında olan ve olabilecek tüm oluşumların içindedir; ya kuyruktur, ya kıçtır, ama Kamber her düğünde mutlaka vardır.
Bilindiği gibi Türkiye Gürcistan ordusunun modernizasyonunda ve eğitiminde en aktif rol alan ülkelerden biridir, ayrıca Türkiye Gürcistan’a 45 milyon dolar da askeri yardım yapmıştır. Savaşın başlangıcında gerek Türk başbakanı ve gerekse Türk basını Gürcistan’ı açıkça desteklediler; Erdoğan, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını belirten demeçler verdi. Fakat Rusya’nın sert müdahalesiyle olayların seyri bir anda değişince ‘geleneksel Türk yalakacılığı’ hemen devreye girdi ve başbakan bir anda nerden kafasına estiyse ‘şiş kebap-turkish lokum diplomasisi’ ile bulduğu Kafkas Paktı önerisiyle apar topar yalvar yakar aldığı görüşme onayıyla Moskova’ya uçtu. Erdoğan Moskova’ya indiği saatlerde zaten taraflar Fransa’nın dönem başkanlığındaki AB’nin arabuluculuğla hazırlanan ateşkes metni üzerinde anlaşmışlardı. Gerek Rus basınının ve gerekse dünya medyasının satır aralarında bir-iki cümleyle geçiştirdikleri bu ziyareti Türk basını, olayı psikolojik savaş malzemesine dönüştürüp, ‘kocakarı’ işgüzarlığıyla kendi ırkçı-yoz yığınlarına ballandra ballandra anlattı; Türkiye’nin ne büyük bir ülke olduğunu, Medvedev, Putin, Lavrov ve hatta hatta nerdeyse tüm Kremlin’in Erdoğan’ın şimşir kafasını görmeye geldiklerini, Medvedev’in hiç bir devlet başkanıyla çay içmediğini amma velakin Erdoğan’la baş başa çay içmek istediğini ciklet çatlatır gibi yazdı. İşin ilginç tarafı hiç kimse çıkıp da demedi ki; “babam, sen çay içmeye mi, yoksa kafkas paktı imzalamaya mı gittin!”. İçtin içtin, afiyet-i hoş olsun da gerisi ne oldu, sen onu anlat!
Muhtemelen o yoz yığınının kafasında sadece ‘çay içme faslı’, yani ‘hürmet’ kısmı kalmıştır. Zaten gerisini de kimse sormuyor, kimse yargılamıyor. Kimse sormuyor, ki bu yüzdendir her şeyin yönünü istedikleri anda o bildik “Aksaray bir iki...” cinliğiyle hemencecik değiştiriveriyorlar. Şöyle ucundan birazcık Ergenekon, kendi aralarındaki çıkar kavgaları bittiği anda da Ergenekon’un da üzerini benzeri tüm olaylarda olduğu gibi fakir yoksul semtlerde bir iki patlamayla örtüveriyorlar. Oh! Ne rahat be, Türk olmanın dayanılmaz hafifiliği!!
Rusya, bölgedeki otuz bin vatandaşının can güvenliği için Gürcistan’a doğal müdahale hakkı olduğunu söylerken, Türkiye ise yüzbinlerce Abhaz ve Osetin vatandaşına rağmen Gürcistan’dan yana tavır almaktan utanmıyordu. Tıpkı, kendi yirmi milyon Kürdüne rağmen bir kaç düzine örtülü ödenek zengini Türkmenden yana tavır almaktan utanmadığı gibi.
Ali Kara
Moskova
alikara69@mail.ru
|